Sebahattin Abi Şiirleri - Şair Sebahatti ...

42

ŞİİR


19

TAKİPÇİ

Sebahattin Abi

Hayalinin gölgesine sığındım, yalnızım
Film şeridi hatıralarda siyah beyaz anılarım.
Başrolde seyrederken mutlu gülüşünü, ağlarım
Özlemek seni bulmaksa, hiç kaybolmadın sevdiğim.
Yine daldım özlemine en güzel rüyadayım

Devamını Oku
Sebahattin Abi

Hazin esen rüzgârlar meçhule savuruyor
Vuslatın yokluğum, uzaklar sensiz ar geliyor
İsmin dilimde bir dua, varlığın şifa veriyor.
Yokluğun derin yara, çareler az geliyor

Biçare gönlüm aşkının narında yanıyor

Devamını Oku
Sebahattin Abi

Yasaklarımın şehrinden geliyorum
İntihar kokuyor üstüm başım.
Ertelenmiş tebessümlerin
Gölgesinde üşüyorum
Ölüm soluyor dizelerim.
Pusuya düştü yalnızlığım

Devamını Oku
Sebahattin Abi

Caniler kanını içer Müslüman ülkelerin
Gözyaşlarına kan bulaşır masum yavruların
Boş kalır kanlı kucakları anaların
Feryatları ezan seslerine karışır babaların
Ey insanoğlu nasıl seyirci kalırsın.

Devamını Oku
Sebahattin Abi

Şair yalnızlığıydı özlediğim
Şiir gibi bir sevdaydı aradığım
Mısra mısra olmalıydı gözyaşlarım
Kıta kıta mutluluklar biriktirip paylaştığım
Kafiye düzeninde olmalıydı hayatım
Öyle ya..!

Devamını Oku
Sebahattin Abi

Şehrinin yalnızlığı çöktü gözlerime
Sevda yüklü bulutlara bıraktım anıları
Zamanı durdurdum son bakışında
Ufukta kaybolurken gül yüzün
Kibrit alevinde yaktım denizleri.

Devamını Oku
Sebahattin Abi

Vakit umutların tükendiği andı
Sevinçlerim sararmış kâğıtlarla yandı
Kör bir aydınlığa yarınlarım kandı
Sağır haykırışlarımı alevler sardı
Tükenişimin son nefesinde inandıklarım kaldı
Vakit soğuk bir tebessüm vaktidir yüzümde.

Devamını Oku
Sebahattin Abi

Çocukluğumun siyah beyaz anılarında kalan tek renkti madımak otu birde yağmur sonrası toprak kokusu. Hiç çamurlanma korkum olmadı. Ben en güzel oyunlarımı tek katlı yığma tuğla, pencereleri tahtadan, annemin çeyiz sandığı perdelerinin arkasında, oturma odamızın o küçük penceresinden dışarıyı seyrederken oynadım. Saklambaçta ebe oldum herkesi sobeledim, futbolda gol kralı, çelik çomakta kazanan oldum. Gözlerimde hüzünüm yüzümde çocuk tebessümüm oldu. Benim hiç bisikletim olmadı. Hayata ilk adımı attığımda sekiz yaşındaydım ve aslında sekiz yaşım doğum günümdü benim.

Kayıp takvim yapraklarında bıraktım keskin kolonya kokulu çocukluğumu. Umudumdu o küçük boyası dökülmüş soğuk dört duvar arasında paslı karyolada yatan. Tüketilmemiş hayatım geleceğimdi hastane kokan heykeli yapılmış ayaklarım. Aslında ben hayata sekiz yaşında başladım. Annemin sırtında öğrendim okuma yazmayı. Annem ki koskoca bir yaşamı sırtlamış bir canımı fazla gelecekti? Yağmur, çamur, kar demedi tam beş yıl sırtladı yüreğini canını. Tam beş yıl kendi elleriyle teslim etti yüreğini öğretmenine ve ders bitiminde bekledi emanetini okul kapısında. O bir anne o bir eşti ve aslında sırtında koskoca bir yaşam vardı. Hani şiirlerde hep anlatılır ya benim babam dağ gibi adamdı mertti yürekliydi. Aslında şiirlerde anlatılan benim babamdı. Fabrikada asgari ücretle çalışan evinin direği, eşinin erkeği, çocuklarının koruyucu meleğiydi. İşçiydi benim babam. Hayalleri vardı umutları vardı geleceğe dair. Okutacak adam edecekti çocuklarını. Aldığı üç kuruşu hastanelerde bıraktı babam.

Yinede vazgeçmedi pes etmedi gece gündüz çalıştı. Dedim ya umutları vardı hayalleri vardı. Hayatın içinde işçiydi babam. Çocuk yüreğimle zordu yaşama tutunmak. Acısı vardı çocuk bedenimde hayata atılacak ilk adımın diyetiydi belkide.

Devamını Oku