Saksağan Şiiri - Yusuf Ter

Yusuf Ter
767

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Saksağan

SAKSAĞAN
(KARA)

Sevgili dostum, git memlekete, moral bulursun, toprakla uğraş sağlık açısından iyi gelir dedi.
Uzun tedavi sürecinin ardından işleri toparlayıp, hem de memleket deki Dr. ve hastanelere görünmek için randevu alındı. Günler geçiyor, bir yandan Mart ayı soğuk, soğuğu da çok çetin, zemheri olur endişesiyle hazırlığımızı yaptık. Korkulan olmadı. Ne soğuk mevsim nede kış gördük. İklimler üç ay gerilerdeydi. Ilık sakin bir hava vardı. Serpiştiren kar taneleri sayılacak kadar azdı. Seçimlerde oy kullanan vatandaşların oyundan azdı düşen kar tanecikleri.

Bahçenin içi, dikenlerden, türlü çeşit otlardan geçilmiyordu. Temizlik derken bahçeyi eski haline getirdik. Ağaçlar temizlendi, çevre düzenlemesi yapıldı. Canlı türlerin doğaya bir neslini kuluçkadan çıkarma mevsimi, Haziran ayı, güneşin toprağın kucaklaşması, cıvıl, cıvıl serçelerin ötüşü sarmıştı bahçeyi.

Ceviz ağacına konan saksağan, o gün ve ondan sonraki yaşamımdaki karga türlerinin üzerinde, oldukça etki ve deneyim sahibi yapacaktı. Saksağan birkaç ağaca konup uçuyordu. Ben öyle hissederek, rahatsız etmemek için bahçedeki ağaçlara yaklaşmadım. Ertesi gün saksağanın bahçenin içindeki böcekleri topladığını gördüm. Yavaşça yaklaştım, uçmak istiyor, birkaç metre uçuyor düşüyordu.

Daha yavru, belki yuvasından düşmüş, kısmet o da bizim bahçeye konuk, misafir olmuştu.
Kafes ayarladım, yuva yaparak içine koydum. Suyunu da verdim. Neler yer neler yemez araştırdım internet de. Tavuk eti aldım, onu yiyeceği şekilde hazırlayıp günde 3 kez karnını doyurmaya başladım. Bunun dışında başka gıdalarda eklemeler yaptım. Üç gün kafesinden dışarı çıkarmadım. Elimle besliyordum, okşayarak incitmeden. Uysallaşmış hırçınlığı gitmişti, yolumu gözler gibi geleceğim saatlerde ötmeye başlıyordu. Garajın içinde, kafesin içinden çıkarıp serbest dolaşmasına ve uçmasını sağlamaktı amacım kanatlarını güçlendirmekti. Ses tonuma iyice alışmıştı. Benimde zamanım daralıyor, memleketten ayrılma günlerimin sayısını tutar olmuştum. Sekizinci günde artık iyice alışan saksağan ben bahçenin içinde nereye gidersem oraya gelmeye başladı. Omzuma konuyor, elime konuyor. Gel deyince geliyor, Git deyince gitmeyi öğrenmişti. İsmi Karaydı, rengi siyah beyazdı ama kısaca kara diyordum.

Uç dediğimde uçuyor, uçarken yanıma çağırdığımda geliyordu. Bahçenin içinden dışarı çıkmıyordu. Benimle dost olmuştu. Emin ellerde öz güvenle ötüyor, kendince böceklerle, sineklerle dans eder gibi
Bahçenin içinde sekiyordu. Havlunun dışında kediler pusuda yalnız kalmasını bekler gibi sinsice bekliyorlardı. Eğitilen her kuşun demek ki eğitilince yapmayacağı bir şey yok, hırsızlığın dışında eğitmek gerekli tabiiki.

Onun saflığından yararlanıp, dilsiz, duygusuz, saf diye bakmamak gerek, insanca insana yakışır bir şekilde ona bu ortamda bakmalıyız. Kime teslim ede bilirim endişesiyle kuşkuya kapılıp gidip gitmeme ikilemi içinde düşüncelere daldım. Nihayetinde en doğru kararı vereceğimden emindim. Ama yine de çevre aç, çevre yırtıcı, çevre yangın yeriyken alevlerin içinde nasıl uçacaktı. Saksağan ebeveynleri bahçeme konuyor, çevresinde dönüyor, gitmiyordu, onlarla bir araya geliyor, verdiklerimi paylaşıyor ama gitmiyordu. Gitmemek için belki de direniyordu. Benden çok ebeveynleri daha iyi güvenilirdi. O gün hayatını kurtarmıştım. Alışınca, doğadan kopardım diye de üzülmüştüm.

Uçması, dilimi anlayıp ötmesi, gelip omuzlarıma konması, insana bir huzur veriyordu.
Tadilat yaptırıyordum balkonları ki, usta, bu saksağan bahçede diye seslendi. Bende, usta o bahçenin misafiri seslenme, ürkütme dedim. O benim dostum dedim. Şaşırdı, ya o kuş uçar gider, anlamaz dostluktan, eğitilmez kuş, bu kuş dedi. Bende bak izle dedim, usta şimdi ne olacak? Şaşkın gözlerle izlemeye başladı. Kara uç dedim ve yanıma gel, omzuma kon dedim, sesimi duyan kara uçarak yanıma geldi. Omzuma kondu. Şaşkınlığını üstünden atamayan usta ağzı açık bir şekilde pes dedi. Usta gördüğün gibi kuş dediğin saksağanı eğitiyoruz da iki ayaklı hayvan türlerini eğitemiyoruz dedim. Sustu ve işine koyuldu.

Aradan geçen yirmi gün sonra memlekete döndüğümde bahçede karayı aradım orda mı diye. Bıraktığımda özgürdü, uçuyordu. Vedalaşırken bile uğurlar gibi öterek dönmüştü evin çevresinde. Geldiğimde bulurum dedimdi ama yoktu. Aradan birkaç gün geçti kara diye seslenmeye başladım, uzaktaki saksağanlara. Çift gezen saksağandı onlar, ötüşünden belli olur benim beslediğim, kulağımdan gitmemişti ötüşü, sesi, o değildi. Akşama doğru bir ümitle seslendim, önce ses yankılandı evin çevresinde, dönmeye başladı. Yanında ebeveynleri vardı ki bu karaydı. İşte kara dedim. Yanıma yaklaştı, ebeveynleri başka çatı üstünden onu izliyor, bense onlara bakıyordum. Şaşırmıştım. Uzaklara gitti, artık gelmez, kim bilir nerde diye düşünmüştüm. Yanılmışım, geldi. Bu gelmeler bir haftaya yakın sürdü. Artık kendisinin doğanın parçası olduğunu, özgürce bir yaşam dileyerek ismini çağırmadım. Çağırdığım zaman omzuma konuyor ya da yanıma geliyordu. Haziran ayı ne zor aymış, yaprakların döküldüğü mevsimde yaprakları yeniden orda tuta bilemek mesele demek ki…


Yusuf Ter 15.06.2014
Saat 06.33 Kozaklı

SAKSAĞAN
(KARA)

Güçsüz kanadıyla düştü
Düştüğü yere büzüştü
Konuşmuyor o susmuştu
Bahçeme konan saksağan

Anasından kalmış ayrı
Değişmiş uçuşun seyri
Benimle dost olur gayrı
Bahçeme konan saksağan

Dönüyor yırtıcı kuşlar
Uçamaz, çocuklar taşlar
Gözlerimden döktü yaşlar
Bahçeme konan saksağan

Bahçede benle dolaşır
Hemen elime alışır
Durmaz kanadını kaşır
Bahçeme konan saksağan

Der Yusuf ‘um bu SAKSAĞAN
İnsandır insanı sağan
Örnek olsun baştakine
Bahçeme konan saksağan

Yusuf Ter 17.08.2014
Saat 03:00 isviçre

Yusuf Ter
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!