Sahte bir kızıl içindeki,
ilk çağda esir bir ağaç birikintisi,
karanlık, esirdir esrarengiz denizde,
ve martılar, dalgalı tozlarımın iniltisi...
mürekkep lekesi gözlerindeki,
ağladın mı kağıtlar boşanır gözlerinden,
demirle kaplanmış tükenmez kalemler,
en tükenir anımda bulmuş seni,
ve sinmeye başlamış kızgın halinden...
sensin perdelerdeki dantelim,
güneşin süslü ışıkları gözlerini desenler,
esir kalır camlar,
kırılacaklar,
gecelek gökyüzü kırbaçları,
ve kalbimi aşkınla kırbaçlayacaklar...
dolacak ayaklarım,
kanım birbirine dolaşacak,
gelecek masamdaki sessiz saatim,
hep gittiğin anı gösterecek,
gittiğin an gidecek ayaklarım,
ama zaman donacak,
buzul bir zamansın işte,
hasret gizemini nefesinle donduracak,
sen geleceksin aklıma,
ve ellerim o an titremeye başlayacak...
ben Seni Seviyorum demek için sevmedim seni,
sonbahar kokan bir kelebek kanadı gibi,
yapraklar kolum oldu gözlerine tırmanırken,
en küçük darbede koptum gönlünden,
parçalanmış bir demir yığını gibi.
yıkıldı hayat apartmanım,
gökyüzü parçası her bir depremzede,
en güçlü dalgalar kan altında bırakırken yüreğimi,
severdim seni,
güneşin ay ışığını sevdiği gibi.
güneş tutulması yaşardı gözlerim,
ay bir kara kedi gibiydi,
dünya ile senin arasına girerdi.
masum gibi görünmeye çalışan bir masum,
yalnızlığı paylaşmış bir yalnız,
ve kendini anlatmaya çalışan bir suçlu.
masum bir yalniz olduğum için
suçluyum işte.
gözlerim kapanır kalp ritimlerimde,
kanım donar her adım atışımda,
ya da aşık olur bulutlara,
aşk mı?
gökyüzünde akan kızıl damlalardaki son gidişte...
Kayıt Tarihi : 27.7.2011 15:20:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!