Katreye Hapsolmuş Dolunay

Ömer Altun 2
241

ŞİİR


36

TAKİPÇİ

Katreye Hapsolmuş Dolunay

Sahne arkasında gözlerinden boşanan gözyaşları temizlerken hıçkırıklarının salonda yankılandığından bihaberdi. Bir anda buz kesilmişti salon seyirci suspus olmuş sesin nerden geldiğini anlamaya çalışırken karanlıktan sıyrılan aydınlık gibi usul usul açıldı perde. Sahnede saçları beline kadar uzun, kâhkülü yüzünü bir tarafını yarısını kaplamış uzun boylu, giydiği elbise hal hal giyinmiş ayaklarını bileklerini örten ve siyah gözleriyle karanlığı mest eden kadın görünmüştü. Zaruri bir tebessümden sonra hafifçe eteklerini kaldırarak selam verdi ve elini göğsünün üzerine koyarak kekeme bir tını ile;

Sen ki; zindan mecralarında kırılan boynumun müsebbibi, göğsüme sere serptiğim zehir…

Mem;

Süvari cümlelerim düşüyor kirpiklerinin yolculuğuna
Rüştünü tamamlamış sevdam simanda firari
Endülüs kederinde yıkadım yüreğimi
Heybemde azık olarak hasretin
Taşarken vadilerden hicranım
Serin sulara bıraktım nilüfer hüznünü…

Aşk tek kişilik bir devrimdir kalp ile dil arasında sıkışıp kalan
Sevda hercai bir yangında kül olmak…

Karanlığın katranına ışıltılı gözlerinden kandiller takındım
Gam elem yankısında tutsak serçeler şafak vaktime bıraktı seni
Yaprak intiharlarında mimlensin diye göğün göğsüme
Zerre zerre zerk ettiler gönlüme seni
Ey göğsümde saklı duran yavrusunu kaybetmiş anne yüreği..!
Görebildiğim her yer hasretin esareti
Yürekleri yaran kör hançerler adına bırakma a’rafında beni…

Üryan yaprakları giyinsin teninden tabiat
Melül melül baka kalsın karanlık gözlerin karanlığına
Şekva ettiği vakit cemrelinsin bahar teninden...

Mevsim tül perdeler takılı hülyalarından kalma
Buğu sonrası bekleyiş nöbetleri yürek meddücezirlerinden kefenli
Anlatsın diye seni asumana, yükledim bulutlara nilüfer hüznümü
Suda boğulan balık hislerin ahında saplandıkça gülüşlerin simama
Cayır cayır y’akan yağmurlar çiseledi
Ey hazan sarısı, ayet bakışlı..!
Sılan yollarında nadasa bırakıldı gurbetliğim
Lokma tadında şekerlendi sevdan dudaklarımda
Korkma ihbar etmez yüreğim seni u’mutsuzluğa…

Bezgin notalar serzenişinde okundu gönlüm hızmalı mısraları
Sıralı hüzünler sanıklığında kirpiklerine tutuştu gün
Sol yanım katili ve maktulü, hasretim düşsün yüreğine...

Kısık seslerin işaret izinde parmaklar kınalı
Kanatlar kırılgan, huysuz ve de vebalı
Kelime hicret kervanında kirpiklerin çivilendi göğsüme
Yetiyor sürmelerin yüzümde eskiyen baharların fecrine söndürmeye
Yâd ettikçe ismini sükûtlar birikti gül yüzüme
Ey yüreğimden gözlerime çöken ağrılar müsebbibi..!
Üflenmemiş iken halen sura
Lütfet kalbini, şifa olsun yüzüm göğsüne...

Yüreğini sökercesine okuduğu şiirden sonra tüm salonda kıyamet sessizliği çökmüş kimseden zerre seda yükselmiyordu. İlk defa bir şiirin acısı altında ezilen kalabalık hiç tanımadıkları bir daha da tanıyamayacakları bir ruh uğruna kederi saçların uçlarından bağlayarak, gözlerinden biriken ölümün acı katreleri süzüyorlardı.

Keder işlenmiş simasından şehrin yıllık su ihtiyacını giderecekmişsin gözyaşları süzen kadın sessizce hıçkırıklarını saçlarının arasına alarak sahneden ayrıldı…

Eski asırlardan kalma bir hüzün ile adeta doğuyordu gün dağların ardında. Yılın gelin ayında yapraklar sararmış her çiçeğin yamacında birikmiş kelebek ölüleri, hıfz etmeye yeltendikçe dudaklarının belini büken sancıyı hıçkırıklar boşanıyordu bulutlar. Sükût bürünmüş hali ile isminin zıt anlamını simasını karıyordu Ruken ve mırıldanmaları arasında ahlar düşüyordu toprağa. Yalnızlığa ilk kez bu kadar ihtiyaç duyuyordu belki bir yerlerde bağıra çağıra ağlamak belki de yüreğini yerinden söküp Azad ile toprağa gömmek istiyordu. Saatlerce kaldığı dut ağacının altından yavaş yavaş doğrularak küçük adımlarla yürümeye başladı. Sokaklardan geçer iken yüreğini is kokusu kaplıyordu sokakları, caddeleri hatta tüm şehri. Akşam güneşi eflatun renginin her tonunu giyinip iç geçirirken taş duvarların arasında ağır aksak bahçe kapısından içeri girdi. Bir ara dengesini kontrol edemeyip nerede ise yere düşecekti son bir gayret ile evinin eskimiş kolonuna tutunarak kuş adımları ile birer birer merdivenleri çıkıp kapısına vardı. Bir yandan gözlerinden süzülüp yanaklarında derin hüzün vadileri inşa eden gözyaşlarını silmeye çalışır iken diğer yandan evinin kapısına açmak için çantası kurcalamaya başladı. Anahtarı çantasının en küçük gözünde zorlukla çıkardıktan sonra birkaç denemeden sonra ancak kilit yuvasına oturtmayı başarmıştı. Kapıyı aralayınca bir anda içerden eski anılar birer birer kalbini yokladığını fark etti. Bir kaç zaman duraksadıktan sonra tüm c’esaretini toplayarak benliğini dışarda unutmuşçasına bedenini aldı salona. Pencere kenarına kurulmuş sandalyesinde oturdu aramak istedi kimi arayacağını kestiremediğinden telefona eline almayı cesaret edemedi. Bu arada sokakta çocuk sesleri iyice azalmış dolunay bulut yolculuğuna başlamıştı. Bir buluttan öteki buluta geçişleri izlerken zihninde Azad ile dolunayın bir katreye hapsolduğu anıyı anımsamıştı. Oysaki şimdi hem dolunay gittikçe uzaklaşıyordu kendinden üstelik Azad ‘ ta bir daha olmayacaktı hayatında. Uzun süre dolunayın katreye hapsolduğunu anıları irdeledikten sonra silkelenip kendine gelmek istedi lakin akrep yelkovan savaşlarında tik tak sesleri damla damla hücrelerini öldürüyordu. Gözünü yummak istedi uykuya belki de bir daha uyanmamak üzere…

Gece birkaç kâbustan sonra ağzında ekşiyen bir yas tadı ile gözlerini açtı. Duş almak için hazırlanır iken ruhunu pencere kenarında bırakmış bir his yapmıştı yakasına. Ellerinden tutup kaldırmaya yeltendi lakin başaramadı olduğu yere diz üstü çöküp hıçkıra hıçkıra ağladı. Takati bittikten sonra;

Kirpiklerin bahar saçaklarında visal düşler bağlayıp
Göğsümde kan kırmızısı güller yeşermedikçe
Vazgeçmek adına yek lahza eğilmeyecek gönlüm firaka
Taşarken vadilerden dağlara üryan çığlıklarım
Sükût buhranında kirpiklerin ile örteceğim düşlerini…

diye mırıldandı. Az sonra tüm gücünü toplayarak banyoya doğru yürüdü üstünü hiç çıkarmadan çeşmeyi açtı suyun şefkatli kollarına bıraktı kendini. Üşüdüğünü fark edince bornozuna uzandı çıkarır iken üstünü zemheri mevsimde yağmur altında kalmış kuş misali tir tir titrediğini fark etti. İvedi dolabın kapılarını açarak matem rengi elbiseler seçerek giyinmeye başladı. Saçlarını kuruttuktan sonra ocağa doğru yöneldi çaydanlığı yarım yapıp ocağa bıraktı kahve mi içmeliydi çay mı tartışmalarından sonra ocağın altını kapatıp tuzlanmış gardıroba yöneldi birkaç parça elbise seçti ve birkaç parça kıymetli aile yadigârı takılarını aldı yanına. Gardırobun üstünde durun soluk mavi renkli bavula uzanmaya çalıştı boyu yetmedi oysaki kendisi bırakmıştı bavulu yerine mırıldanıp boyunun kısaldığının düşüncesi birkaç lahza meşgul etti lakin kapılmadı düş’üncelere masanın altında bir sandalye çekip gardırobuna iyice yanaştırdı gardıroptan destek alıp sandalyenin üzerine çıkıp valizin tutamağını tuttu tam indireceği esnada eskimiş koli dikkatini cezbetti önce bavulunu indirdi sonrada koliyi dikkatli bir şekilde indirdi.

Kolinin üzerine sinmiş tuzları temizlemek için mutfaktan temizlik bezi aldı geri geldi saati kontrol etti henüz sabah 09:57’ idi. Bezi aldıktan sonra hafifçe nemlendirdi kolinin üzerini kenarlarını tamamen silip bantlanan ağzını açtı. Gözüne ilişince fotoğraf albümü içinden Azad’ın ona el salladığı resmi çıkardı kalbinin üzerine koydu sükûtta yeltendikçe gözyaşları birbiri ile yarışırcasına döküldü. Resmi yerleştirmeden evvel resmi kokladı ve uzun soluklu bir buse kondurdu Azad’ ın saçlarına ve mektuplara eli yöneldi en altta olanı çıkardı.

Sevgili Ruken’ im( tebessüm eden yüzüm)

Giderken kahverengi masallardan kalma sözler bırakmıştım kirpiklerine. Gözlerin firak telaşında erirken gözbebeklerimde, tebessümlerini gezdirmiştin sızılarımda. Simamız kıvrımlarına döker iken güz mevsimi hicranlarını korkma demiştim ben en çok yüreğin hıfzındayım diye…

Şimdi dilimde yoğruldukça uzayan umutsuz bir masalsın.
Kimi zaman akşam serinliğine anlattığım kimi gün şafak ile birlikte kuşlara öttüğüm.
Yasak meyve tadında sevmelerin değişir iken iklimler, unutmak adına kaygılanmadım hiçbir vakit. Bilmelisin ki halende ahdimsin.
Hatırlıyor musun? Ağustos akşamlarından dolunayını gözlerinden izlediğimi ve erik ağacı şahitli geceyi. Gülen yüzüm bilmelisin ki ben halen de aynı hasret ve ahitteyim.

Goncagülüm sanırım onca vakitten sonra denk gelirse bakışlarımız, hasretinden çehremden beliren çizgilerden bakışlarımda uzayan u’mutsuzluğumdan tanımayacaksın beni.

Bilirsin ruhum şeriki; baharı, umutlarımı ve kalbimi bakışlarında bırakmıştım.

Hoşça kal güz güzeli…

Katrelerce ıslanan mektubu masanın güneş gören kısmına bıraktı ve pencerenin önüne duran perdeleri iyice kenara alıp pençe kolunu çevirdi dışarda içeriye karanfil kokuları dolmuştu. Oysaki dedi ben halen ölmedim neden bu karanfil kokusu...
Güneş bulutların ardından firar ettikçe yenisi yakalanıyor rüzgâr; çoluk çocuk, genç, ihtiyar demeksizin her bireyin yanaklarını okşuyor kimine umutlardan bahisler açıp kimilerine yılların gün gibi geçtiğini hatırlatıp bu son baharın diye temenniler fısıldıyor. Bahçedeki çeşmenin damlamalarından su içip başını göğe kaldıran serçelere imrendi ah kanadım olsa dedi ve yola çıkması gerektiğini anımsadı. Masadan mektubu aldı diğer mektupların arasına yerleştirip fotoğraf albümü birlikte bavulunun en altına yerleştirdi. Elbiseleri bir bir katlayıp yerleştirdikten sonra siyah şalını unuttuğunu fark etmesi uzun sürmedi olduğu yerden doğrulup solunun girişinde duran askılıkta duran şalını aldı bavulun en üstüne bıraktı.
Tam evden çıkacağı esnada kapını zili çaldı. Kim olabilir ki düşüncesi ile kapıya doğru yöneldi kapıya varınca kapının gözetleme noktasında kapının ardında duranın 47-48 yaşlarından saçlarında çoğu kırlar ile süslenmiş siması yorgunluk belirtili nefes almak için göğsünü zorlayan bıkkınlıkla yoğrulmuş bakışlarından günün geçmesi gözetlenen posta görevlisinin Rasim amcanın olduğunu gördü ve anahtarı çevirdi kapıyı açınca buyurunuz dedi.

- Rasim amca: Ruken Kızım gözün aydın
- Ruken: Göz aydınlığı mıydı yoksa yasım bilemesem de teşekkür ederim Rasim amca
- Rasim amca:Şuraya bir imza atar mısın Ruken kızım?
- Ruken: Elbette amca.
- Rasim amca: İyi misin kızım
- Ruken: Evet amca

İmzayı atınca teşekkür edip içeriye döndü. Henüz zarfın üzerini okuyamamıştı bakışlarını zarf ön yüzünde Azad’ın el yazını ilişince kalbinden ruhundan vazgeçerse yığıldı yere. Ölmeden makber uzanışı gibi yüzü kıbleye dönük saçları salona bir iki adım mesafede tüm ümitleri dağılmış bir vaziyette dağılmış yanaklarında ruhundun süzdüğü yangın katrelerini döküyordu. Uzun süre sonra gözlerini açtı odayı pencereden sızan ay ışığını mehtabı aydınlatıyordu. Ayağa kalkmaya çalıştıkça mecalinin izin vermediğini anlıyordu. İki gündür döktüğü gözyaşlarından mı bilinmez. Hüzün vadilerini andıran dudaklarının kabuklar bağladığını ve bir zamanlar vadiler gibi şen şakrak olan teninin çöller gibi kavrulduğunu fark etti. Son gayreti ile salona doğru yöneldi masanın üzerinde duran mavi menekşe desenli sürahiye ve olduğundan daha büyükçe olan bardağa uzandı. Suyu bardağın yarısına kadar doldurdu. Bir yudum aldıktan sonra bardağı masaya bıraktı ve mektubu anımsadı az önce doğrulduğu yere baktığında mektubun duvar kenarında yaslanmış onun beklediği gördü. Alıp okumak için oturduğu sandalyeyi terk etti eğildi baş ağrısı nerede ise gözlerinden dökülüyordu. Zarfı aldı önce uzun uzun kokladı Azad’ın kokusunu tanıdı bitmeyen bir deryadan peydahlanan gözyaşları bir bir döküldü zarfa. Zarfın ruhunu incitmemek adına olabildiğince şefkatli tavırla açtı. Kâğıdın sol üst kısmında yüreğimi tutuşturduğun yangından satırlarımı tutuşturuyorum emaresini gördü bir ah çekti kara bulutlar sardı şehri yutkunmaya çalıştıkça ehlileştiremediği özlemlerinin yangının körükledi yıldırımlar çaktıkça tüm şehir gözlerinden ıslandı…

Sevgili’m Ruken’im…

Sükûtumun kem yazgısında kirpiklerinden yükselirken dolunay.
Çıkmaz hislerin ümitsizliğine tükendi gönlüm ilkyaz sahifeleri.
Ümmiydim sevda alfabesinden yana.
Evvel yutkunamamıştım adını sonra gülüşlerine darağacı saklanmıştım soluklarımı...

Nasılsın gönlüm ah u zarı?
Halen gözlerin ile tebessüm ettiğin vakit gölgede kalıyor mu yıldızlar?
Mahcupluğun serzenişine kapılınca güller kurtlara yem olup yanakların allığında alelacele soluyorlar mı?

Beni sorarsan eğer makul bir âdem oldum herhalde kimse ile alıp verdiğim bir davam yok. Kimseleri tanımıyorum ve dostluk kurmaya yeltenmiyorum.
İç dünyam fırtınalarında daima devridaim ediyorum sana biriktirdiğim cümleleri.
Bazı geceler rüya mı desem düş mü bilemediğim hayaller kuruyorum sana dair.
Biliyor musun bazen çok kızıyorsun bana.
Bazen de can yakan ömür kısaltan sualin ateşine bırakıyorsun gönlümü.

Sevdiceğim, ruhu revanım aklımda aklımı kısaltan sorular (Bilmem sende halen beni yaşıyor musun...)?

Hasretin yangını sonrası veda etti sürur simamdan
Uzun soluklu yaprak döküşlerimden sonra
Ahvalim dil ile dudak a’rafında sıkışıp kalan cümle acizliği.
Beti benzi solmuş sevdam dillendirir iken genzimde
Vuslat düşlerini adımların hezimetinde ezilmenin tadına varıyor ruhum…

Güz gülistanlığım artık seni hiç aramıyorum ne gazetelerin şiir köşelerinde ne sosyal mecralarda ne de ortak tanıdığımız insanlara sormuyorum seni.
Olurda olur olmaz bir cümle duyarım veyahut resmini görürüm diye bahsini dahi açmıyor açamıyorum kimselere.

Gelincik çiçeğim sahi unuttun mu beni?
Kurtuldun mu hasretimden?
Hani bir keresinde erik ağacı yaprakları ve kabristandakiler şahitliğinde ne bu cihanda nede öte âlemde bir anlığına unutmayacağım seni diye söz vermiştim.
Unuttun mu sahiden beni?

Gülen yüzüm, sancıyan yanım bilmelisin ki halende katrelerimi saklıyorum isminden.
Kırma maral bakışlarını sitem de etme
Şahidimdir gönlümü teğet geçen iklimler, penceremde kuruyan deniz ve gözlerimin kanadı kırılmış martı hüznü incitmedim yek lahza ismin harflerini incitmem de…

Sevgili’m Ruken’im gönlüm mizacı, dalgın bakışlarım müsebbibi…
Sanırım bu yazacağım son mektup olacak iliyorum ki cümle kelimelerim buharlaşıp bir gün göğünde bulut olup hasretim yağacak yüreğine kimseler bilmese de gönlüm is kokusundan sen tanıyacaksın.

Vasiyetimdir sana sakın firak provaları dersleri alma henüz yaşamadık henüz tırtılız kalbimiz bedenimiz koza sarılı.
Sabret gönlüm masalı vuslat sırat köprüsünde sonra…

Hasretle gülen yüzünden ismin anız yangınlarından ruhun perçeminde öpüyorum.
Unutma bekliyor olacağım seni mahşer âleminde…


Vakit karışmıştı mekân mektubu kaleme alan Azad’ ın bakışları olmuştu bir lahzalığına bukle bukle saçlarını gözyaşlarından yıkıyor hıçkırıkları da sükût ketleri tutmuyordu. Bir an neden dedi Azad’ım hani hürriyete açılan kapıda el ele geçirecektik hani v’aktimizi birlikte tamamlayacak ham hislerimizi olgunlaştırdığımız gün soluklarımıza sevdadan taçlar takıp begonvil çiçekleri dağıtacaktık. Neydi acelen seni bu yola sürükleyen ölüm ve ölüm meleği bu kadar mı güzeldi. Aydınlık karanlıktan sıyrıldığı vakte dek pencere kenarında hatıralarını tazeledikten sonra ünite çekmesinde dikiş malzemeleri ile birlikte bulunan makası almak için yerinden kalktı ceviz ağacından yapılmış üç gözlü çekmecenin en altındaki gözünü tutacağını çekip annesinin kokusunu üzerinde taşıyan küçük kız kulesi resmi işlenmiş kutuyu alıp çekmeceyi yerine bıraktı. Aynanın karşına geçip gözlerinin altı mosmor ve gözyaşları izini gördükçe içi bir kez doldu. Beline kadar uzayan saçlarını elleri ile düzeltip senin sevmediğin saçları neyleyim deyip sadece tutabileceği kadarın bıraktı. Gerisini kesip çöp kutusuna tam koyacak iken vazgeçti yatak odasında yöneldi annesin çeyiz olarak ayırdığı bohçasını açtı içinden Azad’ ın annesine Ruken için iğne oyası ile yaptırdığı türbendi çıkardı. Kim bilir ben bu halde isem Sultan teyzem ne halde diye aklından geçirdi. Saçlarını türbendin içine koyarak bunlar seninle olacak dedi ve bavulun kapağını tekrar açarak içine itina ile yerleştirdi. Telefonu eline alarak telefon şifresini yazdı (azad) rehber bölümünde Osman Taksi ismini buldu ve aradı.

- Ruken: Alo Osman amca merhaba eve bir taksi gönderme şansın var mı?
- Osman: Kızım acil değilse bir yarım saat sonra göndereyim
- Ruken: Biraz acelem var amca
- Osman: Tamam kızım ben geliyorum kapıya gelince ararım seni inersin aşağı
- Ruken: Tamam amca teşekkür ederim bekliyorum.

Bavulunu alıp kapının eşiğine bıraktı tekrar salona dönüp telefonunu çantası içine yerleştirdi. Pencereyi kontrol etti sadece buzdolabının elektrik sağlayıcı kablosunu priz takılı bıraktı kapıya doğru yöneldi ayakkabılıktan rahat edebilecek kelebek şeklindeki sandaletini çıkarıp kapının eşiğine bıraktı. Askılıktan anahtarı alıp sandaletini giyindi son bir kez evi gözden geçirdi kapıyı çekti ve anahtarı yuvasına takıp iki kere üst üste çevirdi. Bavulunu sürükleyerek bahçe kapısından çıkarak beklemeye başladı. Osman amcayı bekler iken yapacaklarını veyahut yapması gerekenleri gözden geçirdi. Planları gözlerini önünden filmi şeridi gibi geçer iken gözyaşlarına engel olamadı gözyaşlarını elleri ile sildikten sonra saçlarının rüzgârda savrulmadığını fark etti uzun süredir bu histen yoksundu. Az ileriden binek bir otomobilin ona taraf geldiğini gördü umursamadı gözleri gelecek taksiyi bekliyordu lakin araç geldi tam yanında durdu. Pencereden şoföre kim olduğuna bakınca otomobil kapısını Osman amca ve aşağıya indi.


- Osman: Ruken güzel kızım ne oldu sana bu halin nedir? Birileri bir şey mi yaptı.
- Ruken: İyiyim Osman amca
- Osman: Bu nasıl iyilik kızım gözlerin kan kırmızı ve gözaltların mosmor ve saçlarına ne oldu.
- Ruken: Daha fazla dayanamayıp Osman amca Azad ölmüş diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Osman amcanın üzerine kaynar sular dökülmecesine nasıl nasıl diye mırıldanıp durdu. Tam konuşacak iken Ruken bir daha kendinden geçip Osman amcanın kucağına yığıldı. Alelacele ambulansa haber veren Osman amca ne yapacağını ne kelime edeceğini bilemez bir halde beklemeye başladı. Az sonra ambulans sesi duyulup kendisi de göründü. Ambulanstan inen hemşire ve sağlık memuru Ruken’ i hem ambulansın arka bölümünde aldıkları sedyeye yerleştirerek ne olduğunu sordular Osman amcaya.

Osman: Yakınlarından birini kaybetmiş sanırım sinir krizi geçiriyor dedi
Hemşire: Yakını mısınız?
Osman: Evet evet
Hemşire: Hastanın adı nedir
Osman: Ruken ŞANLI
Hemşire: Yaşı kaç ?
Osman: 27 yaşında.

Sakinleştirici bir iğne yaptıktan sonra bizimle gelecek misinizi diye sordu hemşire Osman’a sizi takip edeceğim arabamla deyim arabasına doğru yöneldi. Bagajın kapısını açıp bavulu yerleştirdikten sonra ivedi adımlar arabasına binip kontağı çevirip ambulansı takibe başladı. Bir yandan Ruken’ in halini düşünüp ona acıyor diğer yandan eşine bunun izahını nasıl yapacağını düşüncelerine dalmış iken ambulansın sesi düşüncelerini bölüp trafikte olduğunu hatırlattı. Az zaman sonra ambulans devlet hastanesinin kapısında içeriye giriş yaptı acil hasta girip kapısına yanaştı. Ruken uyanmış hemşirelerin desteği ile ambulanstan inmiş acil müşahede odasına doğru yola koyulmuşlardı. Acil müşahede odasına girdiklerinde 1.80 boylarında saçları altlardan iyice kısılmış üstlere doğru çoğalan beyaz tenli ela gözlü 25-26 yaşlarında oldukça diksiyon düzgün doktorla karşılaştılar.

- Doktor: Hastanın durumu nedir
- Hemşire: Sinir krizi geçir ve vücudu zayıf düşmüş bu sebepten ötürü tansiyon düşmüş şuanda tansiyonu ve ateşi normal diye yanıtladı hemşire.

Doktor Ruken’e dönüp geçmiş olsun hanımefendi nasılsınız diye sordu?

- Ruken: Daha iyiyim teşekkür ederim diye yanıtladı.

Doktor not kâğıdına anlaşılmayan bir alfabeden bir şey karalayıp kaşeleyip imzaladıktan sonra hemşireler uzatıp bunu yapalım diye talimat verdi. Ruken’e dönüp serumunuz bitince bana görünün öyle çıkış yapalım diye ekledi.

- Ruken: Başına aşağıya doğru eğerek onayladı.

Acil müşahede odasının kapısını aşındıran Osman amca doktor çıkar çıkmaz Ruken kızımızın neyi var doktor beyi diye sordu?

- Doktor: Vücudu zayıf düşmüş ve sinirleri harap olmuş bu sebepten tansiyonu düşmüş diye yanıtladı.
- Osman: Peki ne zaman çıkarız doktor bey
- Doktor: Serum verdik bittikten sonra durum analizi yaparız deyip odasına doğru yürüdü.

Osman amca acil müşahede odasının kapısın çalarak içeriye girdi Ruken’ in yanına yaklaşarak yumuşacık elleri bir baba şefkati ile saçlarını okşamaya başladı.

- Osman: Nasıl oldun güzel kızım
- Ruken: iyiyim Osman amca Pınar teyzeme haber verdin mi olanları
- Osman: Hayır kızım henüz haber vermedim. Biliyorsun sana çok düşkün
- Ruken: Biliyorum, iyi yapmışsın kusuru mu bağışla lütfen sana da zahmet verdim
- Osman: Estağfurullah ne demek kusur sen benim kızım sayılırsın hadi şimdi sen biraz dinlen ben kapıdayım. Bir şey olursa seslen güzel kızım.
- Ruken: Teşekkür ederim Osman amca.

İlaçların etkisi ile gözlerini kaplayan ağır bir uykuya yenik düşen Ruken uykulu halinde bile iç çekmesi hemşirelerin dikkatini çekmiş kendi aralarında kim bilir ne derdi var diye fısıldaşıyorlardı. Yaklaşık 1 saat 15 dakika sonra serum bitmiş Ruken’ in damar yolunda koyulmuş kelebek çıkarılmış Osman amca ile birlikte doktorun odasının kapısın çaldılar.

- Doktor: buyurun dedi.
Önce küçük adımlarla Ruken içeriye girdi ardında Osman amca baş selamı verip doktorun onayını alarak içeri girdiler.

- Doktor: Nasılsınız Ruken Hanım?
- Ruken: Teşekkür ederim iyiyim.
- Doktor: Bakın Ruken Hanım sinir krizi geçirmenize sebep olan ne ise tansiyonunuzu da düşürmüş. Bir psikiyatri doktorumuza görünmeniz sağlığınız açısından çok elzemdir.
- Ruken: Peki doktor bey dedi
- Doktor: Masanın üzerinde duran sevk kâğıdına doldurarak Ruken’e uzattı.

Ruken sevk kâğıdını inceleyince doktorun isminin Buğra SUNGUR olduğunu öğrendi ve teşekkür edip kapıya doğru yöneldiler. Kapıya çıkınca Osman amca benim gitmem gerek diye söze girdi Ruken kızım bu halde nereye gidiyorsun önce bir psikiyatri doktoruna görünelim sonra gideceğin yere birlikte gideriz dedi. Hayır, Osman amca ben iyiyim lütfen çıkalım hastaneden peki bu akşam bizde kal yarın gideceğin yere seni gönderirim hem teyzene anlatsam seni bu halde bir yerlere bir başına gönderdiğimi kapı dışarı eder beni. Haydi, güzel kızım amcanı kırma bu akşam bizim misafirimiz ol çaresiz kabul etmek zorunda kalan Ruken peki dedi.

Vasıtaya bindiğimizde saat öğlenin ardına bağdaş kurmuş sıcaklık artmış herkesler rızkının etrafında pervane olur iken Osman amcada telefonu çıkarmış Teyzem Perihan’ı aramış Hanım misafirimiz var eve geliyoruz hazırlık yapmalısın dedi Teyzemin ses tonu halen annemin sesine çok benziyordu. Teyzem Osman misafirimiz kim diye sorunca Osman amca Ruken kızımızı çok özlemişsindir dedim hemen aldım getiriyorum söylemeden duramayacağım hanım çok acıktık hele ki Ruken çok acıkmış size tamam bey siz gelmeden sofrayı hazırlıyorum hadi tutma beni acelem var bey hadi görüşmek üzere. Osman amca telefonu kapattıktan sonra kızım bir eksiğin ihtiyacın var mı varsa alalım öyle gidelim. Gözlerim bu sual ile doldu dilime binlerce Azad geldi yutkundukça dilime yangınlar düştü kavruldukça yüreğim acılarım gözlerimden aktı yanıtlayamadığımı görünce Osman amca güzel kızım az biraz metanetli olmalısın diyecek iken vazgeçti sustu daldı uzaklara. Eski değirmen yolundan sola saparak meyve ağaçları arasında iki katlı dört teraslı koyu kırmızı eve yaklaştıkça yaklaşıyorduk şehrin sakin mahallelerinde ikamet ediyordu Osman amcam ve Teyzem. Arnavut kaldırımlı yollar ve yeşillikler içindeki evin kapısına vardığımızda teyzem terasa çıkmış beni bekliyordu beni görür görmez merdivenleri indi. Arabanın kapısını açtı beni gördü yavrucuğum dedi iyi misin diye sordu eeevet teyzem iyiyim biraz hastayım lakin şuan daha iyiyim doktorada göründüm merak etme sen.

Gamzelerimde kıvılcımlar deryası tebessümlerin
İkindi vakti bekleyiş vesikalarında sabrım simanı karır ruhuma…

Firari sevmelerin gergefinde yakalandı yüz üstü ağlayışlarım
Güçleştikçe yutkunmak yankılandı uçurum kıyılarında hıçkırıklarım
Süzüldükçe sevda narından
Nasırlandı simam ve bakışlarım
Ey Tükenen gülüşlerimin müsebbibi..!
Kıvılcım kıvılcım, kor kor büyür iken azabı sevdam
Zehri hasretin zerk edildi gönlüm gözlerine…

Evet, iyiydim damarlarımda şeritlerce ecel zehri ile titrek bedenimi taşırken ağır aksak merdivenlerden teyzem üzülmesin diye rolden role giriyor sahte sürur kisvelerine örtünüyor sessizce hiçbir yerlere sığmadan ruhum sayhaları kaplıyordu cesedimi. Acımı iliştirmek istemiyordum Perihan teyzemin nazenin gönlüne incinmişti incineceği kadar evlattan yana kendi derdime ortak edip kahrımı paylaşmak insafsızca olurdu. Teyzemin ellerini tutup merdivenlerden yukarıya çıkınca ellerimi yıkamak için müsaade istedim lavaboda aynaya bakmaya cesaret edemedim ellerimi yıkadım yüzüme soğuk su ile okşayıp acımı tazeledim. Teyzemin kurduğu sofraya oturdum teyzem alelacele hazırladıklarını koymuş sofraya geç haber verdiğimizden yakınarak hazırlık yapamadığını söyler iken Osman amcam kızımız burada hazırlarsın dilediğince merak etme diye teskin ediyordu teyzemi. Osman amca ile göz göze geldik kalamayacağımı gitmem gerektiğini bakışlarımdan anladı lakin aramızda tek cümle kuramadan anlaşmıştık sanıyordum. Boğazıma lokma diziliyor yutkunmak için çayımı yudumlar iken teyzem şalımı altında sarkmayan saçlarımın halini görünce kınalı kuzum bana anlatmadığınız bir şey mi oldu saçların neden bu halde dedi. Elimde duran ince belli bardağını ellerim titreye titreye çay tabağına bırakabildim Osman amca lafa girmeye çalıştıkça teyzem tüm dikkati ile ağzımdan çıkacak kelimelere hazırlanmış yanakları kızarmış ben ise ayak diplerime konmuş cehennemden bir kor parçası tüm vücudumun kavruluşunu nasıl dile getireceğimi bilmeden donakalmıştım. Nasıl anlatabilirdim ki yüreğimin ilk ve son sahibini gözümden hüznümden sakındığımı topraklara yar olduğunu gözlerimden dökülen gözyaşlarına alışmış olmalıyım ki çehremde sağanaklar döktüğümü fark edemeyişimin. Teyzemin gözyaşlarımı silmeden evvel katık etmiş gözyaşlarını gözyaşlarıma pamuk misali elleri ile gel Tuba’mın kız kardeşi evimin sevinci kardeşimin emaneti gel teyzene anlat bakalım derdini belki çaresi vardır hapsetme ruhunu ince belli bardaklara. Teyzem konuştukça azabım gönlümün yedi kat arzını ruhumun yedi kat arşını kaplıyordu. Titreyen sesime kasım rüzgârları eşlik ediyor hıçkırıklarımla mayıs ayında yapraklar bir bir sararıyor lakin Azad ismi dilimin borçlarında dökülmüyordu. Teyzem ile Osman amcam ellerimden tutup balkona çıkardılar balkonda kahverengi kaplaması ile kaplanmış kanepe oturdum başımı teyzemin dizine koydum teyzem ellerini saçlarımda gezdirir iken ruhum ıstırabı hafifliyordu. Sadece sükût etmek istiyorum teyzem ve birazda uyumak istiyorum. Peki, kızım hadi uyu sen biraz elleri gözlerimdeki yaşları sildiğinde buğusu karşıki dağların yüksek kesimlerinde halen karları olduğunu gördüm belki bir daha açmak istemezcesine gözlerimi yumdum.

Firkat işgalinde kum taneleri
Cümle çiçek rayihası zemheri boranlar hattında keşmekeş…

Noksan bırakılan hisler sarnıcında
Cizye bıraktım gönlümü
Sancılı avazlarım buselerin edasında katre-i çiğ
Tedarik ettikçe gülüşlerini renklendi düş hanem
Ey bakışlarımın ay yarılması..!
Tebessümlerin esrarından gün batımı safi matem
Gönlüm pervazından kirpiklerine hicrete yeltendikçe kuşlar
Zehri hasretin zerk edildi gönlüm gözlerine…

Kaç zamandır uykudayım sağ mıyım ölümüyüm bilmiyorum tek bildiğim durmadan başımda ağlıyor. Bir an yalnız bırakmıyor teyzem, Ruken’im etme kızım hadi kalk bak çok sevdiğin elmalı kurabiyelerden hazırladım dedikçe ben ıstırap ile yok olmak istediğimi düşleyerek sadece başımı sağa sola çeviriyordum. Cesedini terk etmiş ruhum hiç bilmediği diyarlarda dolaşıyordu Azad’ın gölgesinin ardında.

Mevsim yaza dönmüş meyveler olgunlaşmış teyzem ve Osman amcamdan başka kimse ile görüşmemiştim arayan arkadaşlarıma yanıt vermemiş kardeşim Tuba’nın odasında kendimce düşler kurmaya başlamış ara sıra Azad ile konuşmaya başlamış bazen de kayısı ağacından yuva yapan serçelere imrenerek saatlerce kuşları sararan yaprakları ve tarlarda çalışan ırgatları izliyordum. İyice zayıf düşen bedenimi gördükçe teyzem ve Osman amcam hastaneye gitmem için ısrarlar ediyor her seferinde düzeleceğime dair onlara sözler verip onları ikna etmeyi başarıyordum. Lakin bu uzun sürmedi vücudum iflas etmenin eşiğine gelmiş gözlerim altı daima mor menekşeler kaplanmış ölümün rengini giyinmişti tenim çoktan. Avuçlarımda daima kardan kristaller taşıyormuşum gibi soğuk, adım atmak için dermanı olmayan yetmiş yaşlarını geçmiş nineler edasına dönmüştüm. Gece yatağımda tir tir titrer iken teyzem geldi kontrole geldiğini fark ettim. Dişlerimin takırtısını duyunca bu böyle olmayacak dedi yarın sabah uyanır uyanmaz hastaneye gideceğiz dedi. Gözlerimin önünde ağustos ayında kar olmanı isteme benden. Hem sen bana annenden emanetsin ne diyeceğim annene nasıl hesap vereceğim. Sonra kalın yorganı üzerimden açıp yatağıma girdi sıkı sarıldı bana elleri ile ellerimi ısıtmaya ayaklarımı bacaklarının arasına alıp buzlarımı eritmeye çalışıyordu tüm anaçlığı ile. Uyku bataklığına dalmamak için direnen gözkapaklarım anne şefkatine galip gelememeyi anlamış olmalı ki kenetlenmişler. Bir süre sonra irkildim teyzemin sesi ile Ruken’ im aç gözünü kızım lütfen yavrum korkuyorum kirpiklerimi ayırdığımda hıçkırıklarımı fark ettim Osman amca dahi aşağı kattan yukarıya çıkmış gelmiş. Osman amca bir yudum su içirdikten sonra teyzem avuçlarında olan ellerimi öpüp yalvarır edası bir ses ile kınalı kuzum gözümün bebeği Tuba’dan sonra sende beni terk edersen ben nasıl yaşarım yapma bunu bana diye kelimelerini sürdü. Hıçkırıklarımın arasında ilk kez teyzeme anne diyebildim ve ekledim Azad ölmüş ona gitmeliyim ama onun nerede olduğunu bilmiyorum ne olur beni onu götür diye yalvarmaya başladım. Onca zamandır Osman amcamın teyzeme söyleme ihtimalini hiç düşünememiştim bile Teyzem tamam gül kokulum söz veriyorum sana biraz toparlan gideceğiz deyip yangınımdan kıvılcımlar alıp önce yüreğini sonra da göğsünü ve sonrasında saçlarından ruhunu tutuşturdu…

Gün karanlığı gömerken dağların ardına teyzem ellerimden kavrayıp hadi mis kokulum güzelce bir duş aldırayım kızıma deyip banyonun kapasına doğru yürümeye koyulduk. Avuçlarımda beliren sıcaklık annemin soğuk bedenini kabristana emanet edip eve doğru yola çıktığımız o ilk anı anımsatmıştı. İlk defa anne merhameti dışında bir merhameti tanımıştım o an. Şuanda da tüm şefkati ile elleri ile ellerimden saçlarımın uçlarına, gönlümden, ayak diplerime kadar sarmış durumda. Sıcak suyun sıcaklığı dirsekleri kontrol ettikten sonra zemheri kışlardan firar eden ayaklarıma az biraz döküp sıcaklığı kâfi mi diye sual etti tek kelime konuşmadan ruhumun yangından daha sıcak ne olabilir ki düşüncesiyle başım ile onayladım. Ayakta duracak mecalim olmadığına ötürü oturağa oturmuş vaziyette teyzemin ellerine bırakmıştım kendimi ve muhtaçlığın lahza lahza dakika dakika gün geçtikçe artıyordu. Teyzem saçlarımı zeytinyağlı bir şampuanla yıkıyor kış görmüş tenimi solgunluğunu köpüklemiş ve iltifatlar yağdırıyordu ıslanmış kirpiklerin kıvraklığına. A benim ruhu Firdevs bakışları ahuları su i zanı boğan güzelliğini görmeyen güzel mi görmüştür seni görmeyen gören mi sanır kendini deyip tüm anaçlığı ile adanmışlığı kazıyordu ruhum derinliklerine. Süzülür iken cildimde köpüklü sular sızlamayan yek zerremin kalmadığını fark ettim içimden Allah’ım aşk ne kutsal bir his kimine şifa kimine ölüm diye geçirdim. Tenimin her zerresini keseleyip iyice yıkadıktan sonra teyzem pembe renkli gül motifli bornozu tenime sardı saçlarıma da bornozun minik halini sardıktan sonra tıpkı ilk kez evlerinde kaldığım çocukluk yıllarımdaki gibi hadi gel kuzum üstünü giydirelim dedi. Yatağın bir kenara oturdum teyzem elleri ile giydirdikten sonra tırnaklarımı kesti fön makinesi ile saçlarımı kuruladıktan sonra Hindistan cevizi kokulu bir krem sürdü ellerime. Ellerimden tuttu itiraz etmek yok deyip kahvaltıya için aşağı kata indirdi. Masada oturan Osman amcam çayı demlemiş ekmek kızartmış güzel kızım gel bak bakalım Osman amcan sana neler hazırlamış beğenecek misin dedi. Oturdum teyzemin yanı başına Osman ince belli yalnızlık temsil eden bardak gözlerime ilişince içimden;

Kıstım ruhum serenatlarını ruhun dergâhında...
Bakışların vatanı makber
Gülüşlerin âlemi kıyam’et …

İfşa olur iken kum adedinde ba’har
Yâd ediyor parmaklarını avuçlarım
Bilmem ağlasam seni ay ışığına
Darılıp dağılır mıydı bulutlar
Anlatsam gözlerinin ışığını yıldızlara
Birer birer kayıp olur muydular gözlerinin karanlığına
Döngüsü tükenmiyor sevdanın
İç çektikçe hasretini
Nasır bağlar vuslat ümitlerim
Konunca gülüşün dudaklarıma şekillenir saçlarım
Bilmem anlatsam seni sana
Ağlar mısın gözlerimden bana..

geçirdim. Teyzem kızarmış ekmeğe sürdüğü tereyağı ile baldan uzattı hayır diyemedim küçük bir lokma aldım çiğnedikçe örselendim örselendikçe çiğnendim yutkundukça takıldı genzime değil bir yudum çay okyanuslar içseydim dahi geçmeyeceğini bildiğim halde zaruri boğazımı yırta yırta yutkunabildim.

Osman amca vakit geç olmadan hadi hastaneye gidelim dedi bakışlarım serzenişinden teyzem gitmek istemediğimi anladı bak dedi şefkat yanım bir söz verdim sana sende bana önce toparlanacak sonra da aaa aa Azad’a gideceğiz diye sözleştik. Hem sen çok güçlü bir kadınsın hadi üzme beni dedi peki anne’m dedim. Hem sana üst baş almamız gerek bak bunların hepsi yazlık artık havalar soğudu. Hiçbir şey demedim hadi istersen sağ cesedimi kabre sok diler isen de şifa ver dercesine sıkı sıkı annemin ellerinden kavradım. Teyzem ile birer birer merdivenleri indik arabanın başında kapıyı açmış bekliyordu Osman amca teyzem önce beni yerleştirdi arabanın arka koltuğuna Osman amcam kapıyı kapadıktan sonra teyzem diğer taraftan kapıyı açıp yanıma oturdu. Başımı omuzlarımda tutmaya güçlük çektiğimden dolayı başımı bıraktım teyzemin pamuklar bezeli omuzlarına teyzemde ellerimden tuttu. Osman amca arabaya kontağı çevirmiş ayaklarını debriyajdan kaldırıp yavaş gaza basar iken teyzemin gözlerinden damlayan bir damla gözyaşı yanaklarımdan süzülüp ellerimizin tam ortasına düştü. Teyzem fark etmemiş olacak ki ses etmedi Osman amca radyo düğmesini kurcalayınca ben bir selvi boylu yardan ayrıldım türküsünün müziği çalan bir kanalda duraksadı teyzem boğazını temizler istermişçesine öksürmeye başladı durumu fark eden Osman amca elini bir daha düğme götürünceye dek firak rüzgârları yerle yeksan etmişti ruhumu. Alelacele değiştirildi radyo kanalı ses etmedim lakin gözlerimden tufanları taştı taşacaktı yutkundum. Çarşıya gelmiştik az sonra Osman amca arabayı giyim elbiseleri satan Gülbahar giyimin kapısına park etmiş önce bir kaban alalım dedi hasta olmasın daha fazla dedi teyzem peki bey dedi. Osman amcam indi kapımı açtı ellerini uzattı ellerinden tuttum arabandan indim teyzemde yanıma gelmiş mağazanın kapısını aralamış içeri girdiğimizde,

- Osman amca: Selamun aleykum deyince içeride elbiseleri düzelten 55 yaşlarında hafif tombul esmer bıyıkları hafif kıvrılmış giyimi düzgün sakalları bembeyaz saçlarının ise boyandığı apaçık olan beyefendi vay kardaşlığım Osman gelmiş benim başım gözüm üzerine gel hele kurban diye yanıtladı.
- Osman amca: Allah’ına kurban Özkan baba hoş gördüm sefalar boldum. Nasılsın görüşemiyoruz diye konuşmayı sürdürdü.
- Özkan: Hele gelin yengem sizde hoş geldiniz hele geçin böyle oturun. İyiyiz Osman abim iş güç devam ediyoruz elhamdülillah bitmiyor ki dünyanın tasası.
- Osman amca: Bak sana kimi getirdim tanıdım bu hanım efendiyi ?
- Özkan: Güzel kızımız Ruken değil mi?
- Osman amca: Evet kardaşlığım ta kendisi.
- Özkan: Ruken kızım hoş geldin hiç değişmemiş bakışların halen kirpiklerin simanı örtüyor maşallah dedi ben sükutumu bozmadım ben yerime Osman amca biraz hasta kızımız amcası sen ona kabanlardan bir iki tane gösterir misin diye yanıtlayınca elbette önce bir çay içelim öyle göstereyim diye yanıtlayınca Özkan, Osman amcam gözleri ile sonra diye bir hareket yaptı Özkan hemen kaban getirmek için kabanların olduğu kısma doğru gitti. Az sonra ellerinde üç adet kaban ile geri döndü üç kabanın modeli aynıydı fakat renkleri farklı idi Teyzem açık mavi olanın seçip giyinmem için yardımcı oldu beğendim yavrum tamam senin rengin diye ilave etti teşekkür ettim. Osman amcamda köşede Özkan ile bir şeyler konuşuyordu. Özkan amcamın yanında ayrılıp birkaç çeşit kazak ve triko ile geri döndü buda güzel kızıma Özkan amcasının hediyesidir dedi gözlerime bakıp merak etme amcan bu işin kurdudur üzerine oturacağına ve çok yakışacağında zerrece şüphem yok deyip paketledi hepsini.

Vedalaştıktan sonra hastane yoluna girdik Osman amca Sultanım diye hitap etti Perihan teyzeme efendim diye yanıtla teyzem özele gitsek daha iyi olur hem o kadar sıra beklemeyiz hem daha tez sonuç alırız dedi teyzem de haklısın dedi. Az sonra arabayı büyükçe bir kamyonun arkasına park etti amca. Vasıtadan inip hastaneye doğru yürümeye başladık hafif yokuştan iner iken aşıya hastane bahçesinde akasya ağaçlarının altındaki bank oturmuş sigara içen 30 yaşlarının başlarında ayağında siyah kondura beyaz gömlek siya takım elbise giyinmiş kehribar teşbihini çeken dalgın dalgın mı bir beyefendi görünüyordu. Hastane kapısından içeri girdik ten sonra danışmadaki saçları örgülü yanakları pudradan beyazlar içinde olan olgun hanımefendi buyurunuz dedi nasıl yardımcı olabilirim diye sual etti.

- Osman amca: Merhabalar, kızımı genel cerrahi doktorunda muayene ettirmek istiyorum
- Danışma: Elbette herhangi bir sigortası var mı?
- Osman amca: Bana dönüp baktı yok dedi siz girişini yapınız lütfen
- Danışma: Elbette.

Ücretini ödedikten sonra doktorun birinci kattaki kapısında sıranın bize gelmesini bekliyordum. Geçmek bilmeyen dakikalar ömrümden günler aylar tüketir iken teyzem açıktın mı kızım bir şeyler yer misin diye sordu hayır dedim usulca. Gözlerimi yere çevirmiş fayanslara eski hatıralardan düşler çiziyor ve anlamlar katıyorum renklerine. Karşı sandalyede oturmuş ruhunu zaruri cesedinde tutan 80 yaşındaki adam neyin var kızım diye muhabbet etmeye çalıştı lakin takatsizlikten başımı kaldırıp cevaplayamadım. Benim yerime teyzem cevap verdi bu ara bir halsiz amca geçmiş olsun size de sağlınız nasıl diye ekledi. Adam emaneti vermemek adına çabalıyoruz lakin zor. Adam bir iç geçirerek şöyle devam etti mevsimleri tüketti yılları tükettik sevdiklerimizi tükettik bir biz kaldık geriye lakin can tatlı ne gece uykusu ne de gündüz vakti ağrılarım kesilmiyor diye yanıt verdi. Doktorun odasından gelen ses ile teyzem ayağa kalkıp ellerimden tuttu Osman amcam doktor kapısını çalarak içeriye girdik doktor kır düşmüş şakakları ve davudi sesi ile hoş geldiniz buyurun şikâyetiniz nedir diye sordu Osman amcama.

- Osman amca: Doktor bey kızım ben değil kızım Ruken hasta. Doktor gülümsedi ustura tıraşı olduğundan mı bilinmez gülümseyince yanaklarında derin çukurlar peydahlandı ve bana dönüp gözleri ile beni süzdükten sonra buyurunuz Ruken Hanım şöyle oturunuz dedi. Kefen ile süslenmiş sedyeye oturunca şikâyetiniz nedir diye sordu. Duraksadım birkaç asır doktorun gözlerin için bakarak içimden geçenleri değil teyzemin söylemek istediklerimi söyledim iştahım yok çok halsizim, yorgun ve her zerrem sancılar içinde.
- Doktor: Önce bir kan tahlillerinize bakalım olur mu? Evet dedim doktor masasında duran kum saatinin yanında duran reçete kâğıdına kan tahlili için bir şeyler yazıp oturan teyzeme uzattı. Teyzem kâğıdı alıp ellerimden tuttu biz kapıdan çıkar iken Osman amcam içeride kaldı bir şeyler anlattıktan sonra bize yetişti.

İki kat aşağıya indikten sonra henüz yeni hemşirelik okulundan mezun olan sarı saçları ile odaya renklendiren göğsünden Aysun AYHAN yazan hemşireye reçeteyi uzattık. Hemşire buyurunuz diye bir koltuk gösterdi tam oturacak iken teyzem yavrum kabanını çıkaralım rahat et dedi kabanımı çıkarıp teyzeme uzattım. Sedye yarım bir şekilde oturdum hemşire sol kolumdan kazağımı dirseklerim üzerine kadar sıyırarak acıyarak lütfen rahat bırakın kolunuzu diye lastiği koluma bağladıktan sonra yumruk yapmamı istedi bende harfiyen dediklerini yaptım teyzem acımayacak dercesine zaruri tebessümleri ile şefkati ile sancıyan her yanımı okşar iken damarlarıma giren iğneyi fark etmemiştim dahi. Birkaç küp kan aldıktan sonra önce lastiğin bağını çözdü sonra damarlarım emmek isteyen iğneyi. Üç saat sonra sonuçların çıkacağını söyleyip biz birkaç saatliğine kendi halimizde kavrulmak üzere baş başa bıraktı. Kapıyı araladığımız vakit rüzgâr yüzümüzü serin serin okşamış ötede hastanenin tam karşısında duran askeriyenin surlarını geçtikten üç çınar ağacının hazan hikâyelerini gözlerimize nakşettikten sonra Şifa Cafesine vardık. Kapının eşiğinde omuzların üç yıldız rütbesi olan bir askeri personel kapıdan çıkıyordu ki vazgeçti önce bizim içeriye girmemiz için buyurun dedi kibarca. Teşekkür etti Osman amcam henüz içeriye girmeden envaı poğaça kek kokusu bizleri selamladı. Üst kata pencerenin önüne oturduk. Birkaç dakika sonra bıyıkları henüz terlemiş genç bir delikanlı geldi ne alırdınız dedi teyzem elmalı kurabiyeniz var mı diye sordu evet yanıtından alınca bize elmalı kurabiye ver yavrum ve çay lakin çaylar duble olsun dedi. Yanımızdan ayrıldıktan sonra bak güzel kızım herkes tabağını bitirecek dedi Osman amca hem buranın kurabiyeleri şahanedir yiyen bir daha istiyor diye ekledi teyzemde söze girerek Osman hatırlıyor musun Tuba’ nın doğum vakti ne çok gelirdik bu kafeye. Osman amca bir iç geçirdikten sonra hiç unutur muyum sultanım halen senden habersiz bazen gelir anılarımızı tazelerim.

Bir sessizlik üç kıyametten son garson siparişleri getirerek sessizliği bitirdi. Hepimizin önüne elmalı kurabiye ve duble çay bıraktıktan sonra bir istediğimiz olup olmadığını sordu. Hadi bismillah dedi Osman amcam kurabiyeden bir ısırık alarak çayını yudumladı teyzem gözlerime bakarak hadi güzel kızım sende başla teyzemi kırmamak adına kurabiyelerden bir tanesine uzanarak küçük küçük kemirmeye başladım yutkunduktan sonra elimi uzatınca bardağa iyice çelimsizleşmiş parmaklarımın bardak sıcaklığına dahi dayanamayıp yandığını fark eden bir ben ve teyzem olmuştuk. Teyzem dur kuzum dedi aşağıya inip bir bardak daha istedi. Bardaktan bardağa çayımı değiştirir iken dışarıda hava kapanmış ufaktan yağmur damlaları pencereyi, çınar ağacı yapraklarını yoldan geçenleri ve ekim ayını yağmalamaya başlamıştı bile.
Teyzem kızım dedi kuşkusuz hazan mevsimi şairlerin ilham mevsimidir aksine bunca güzel olmazdı tabiat yeşilden sarıya dönmezdi her renk. Sözleri bitir bitmez aklım kıyılarına Azad’ın Güz Gülleri şiirinin gelgitleri sarmıştı…

Mizacıma sinmiş hüznün anaforu
Yedi gece sekiz gün fırtınalarından sonra vuruldu yüreğim gözlerinden
Taş sağanağında ezildikten sonra
Celse celse olgunlaştı sevdam
Diz üstü çökerten azap sesi çekildiği vakit kınına
Sustu kâinat
Sükût etti dudak…

Gün ölü mahşer yakamozu ötesi, gönlün gülistanlığım
Hasadı başlamayan buğday başağı sarısında başladı yangınım
Susuzlukla kavrulan bulutlar çorak dudaklarımda ismin suizannında
Kısık ateşte cebren olgunlaşıyor firak kerbelası
Bilmem kaç alfabeye sığar nezdinde hasret
Ey gönlüm hatif sesi, gözüm nuru..!
Dil ve dudak aralarına sıkışıp kalmış kaç kelime kaç cümle yetecek beni unutmana…

Zehirlerken akrep kendini kuyruğundan
Yelkovan oturdu yüreğimin karasına
Mevsim gül dikeninden sevdan
Baharında solmuş güller gibiyim şu ara
"Zemheri ayların s’islerini dağıtırken yakamoz aydınlığın
Bahar sonu gülüşlerin infilâk ediyor her zerremi
Ne vakittir yüreğin yüreğime ateş ve su
Ne vakittir sözlerin yaşam ve ölümümün arasında dar bir uçurum
Ey gönlüm neşesi, ruhum elemi..!
Katre katre hüzün dokuduğun yüreğim hatırına söyle..!
Ne vakittir unuttun beni''...

Ablukaya alınmış hislerin dikiş izinde karanfil güldüm gül gülüşünden
Adanmışlık sükûtunda parmaklarım avuçların asayişinde körebe
Vuslat; sırat köprüsünde görülen düş ve rüya
Pekâlâdan öteye gidemeyen hislerim hazan
Eserken gönlün bozkırlarımda imbat nefesin
Zemheri mevsimler yerleşti damağıma
Ey gönlüm yarası, zehri sevdam..!
Henüz kabuk bağlamamış hasretin deşerken yüreğimi
Ne vakittir ayırdın beni benliğimden…

Anarşi yoklamaları zaafında mühürlendi göğsüm yüreğine
Tan vakti aranışlarında akıyor katre katre gözlerimden ismin
Kuşlar dökende eteğindeki taşları
Sensizlik azapları örtünür yüzüme
Varlığına doyamadığım hislerim sevda telaşında
İstemsiz gülüşlerini konaklar dudaklarım, düşlerimde ahu bakışların
Oysaki önce ruhumdun sen sonra da kalbim
Ey mahşer âleminde eşleşeceğim benliğim ve de ruhum..!
Susma ne vakittir kendinde unuttuğun beni söyle...

30 Eylül …
Şafak ekim sevmelerine bir kala…

Teyzemin bebekleri beslediği gibi beni beslemesi bir yana ellerimde beliren morluklar ayakta duramamak gibi konularda Osman amcamı iyice tedirgin etmeye başlamıştı. Hemşirenin verdiği saatte yarım saat kalınca Osman amcam sultanım kalkalım mı vakitle varırız sözü ile toparlanmaya başladık. Osman amcam hesabı ödedikten sonra kapıdan dışarıya çıktık rüzgâr şiddetini artığını görülüyordu. Yavaş yavaş tekrar çınar ağaçlarını geçtikten sonra bu kez gönlümüz matemlerini biz bıraktık çınar ağaçlarına. Az sonra hastane kapısında içeri girdik Osman amcam siz üst kata çıkın ben sonuçları alıp hemen gelirim deyip yanımızdan ayrılalı bir iki dakika olmadan Osman amcanın sesi koridorun başından yankılandı yetiştim merek etmeyin diye. Merdivenleri geçtikten sonra solda üçün kapı olan doktorun kapısının karşısındaki sandalyeye varmak üzere iken doktor kapıyı açtı bizleri görünce gideceği yere gitmekten vazgeçip buyurunuz dedi. Tahlilleri birkaç dakika inceledikten sonra hastayı birkaç gün misafir etmemiz gerekiyor gözlem altında tutmamız gerekiyor diye ekledi hayır diye keskin bir sesle ret etsem de teyzem ve Osman amcamın ısrarı ile kabul ettim. Doktor bir reçete hazırlayıp Osman amcaya uzattı bunları alıp geliniz diye tembihte bulundu peki dedi Osman odaya yerleştirdikten sonra alıp gelirim siz ilaçları alıp geliniz ben yardımcı olurum diye ilave etti doktor sözlerine.

Odaya doktor ve teyzemin yardım ile çıktım. Odada ahşaptan bir dolap, komindin, yatak, ayaklı bir masa, refakatçi için tekli bir koltuk ve serum askısı ve lavabo vardı. Oda kuzeye baksa dahi göle bakan penceresi Azad’ı ilk tanıdığım günlerden manzaralar sunuyordu. Hemşirelerin yardım ile uzandım yatağa teyzem yani başıma oturdu hemşireler EKG cihazı getirim ellerime ayaklarıma göğsüme bağladılar. Çıkan sonucu kapıda bekleyen doktora uzattılar değerlerin normal olduğunu seslerinden duyabiliyordum sanırım onlar acının renginin tarifini olmadığından bihaberdiler.
Birkaç zaman sonra Osman amca ellerinde bir poşet dolası ilaç, peçete, kolonya, pet bardak, su atıştırmalık tarzında yiyecekler birlikte kapıda göründü. Teyzem hoş geldin bey diye karşıladı ben ise gamlı baykuşlar gibi simamda hüzün ve umutsuzluk karşılayabildim. Teyzem başıma yerleştirdikten sonra malzemeleri hemşirelere ilaçları teslim etti. Yüreğimi kül mecrasına çeviren acımı rahat rahat yaşayabilmek adına teyzeme usulca döndüm annem birkaç gün burada yalnız kalsam bana da iyi gelecek hem sen yorulmamış olursun diye fısıldadım. Olmaz dedi seni yalnız bırakamam diye yanıtladı. Burada bunca hemşirenin içinde yalnız değilim hem sende dinlenmiş olursun diye ısrarlarımı sürdürünce doktor bir gelsin kontrol ettikten sonra konuşuruz dedi. Az sonra gamzelerinde ciddiyet makamını doldurup kapıya gelen doktor. Merhabalar dedi Ruken Hanım yetersiz beslenmeden ötürü vücudunuz fonksiyonlarında ciddi bir bozulma görülüyor elimizden geldiğince tedaviniz ile alakadar olacağız lütfen sizlerde bize yardımcı olun olur mu? Sorusunu yanıtlamak yerine yavaşça başımı pencere tarafına çevirdim. Teyzem ve Osman amcam doktorla kısa bir süre kapının dışında konuştuktan sonra teyzem yalnız kalmama ikna olmuş her gün geleceğini ekleyerek uzun uzun yanaklarıma buseler bıraktıktan sonra vedalaşıp odadan ayrıldılar.
Sonunda ruhumun sarmalayan hüzün dağlarını duvarlara resmedebilecektim. Yüreğim bile bile isteye isteye kanatmak adına Azad’ ın ismini tekrarlamaya başladım. Birkaç z’aman sonra uykuya teslim olan gözlerimin istifini karanlıktan istifade rüzgârın sesi böldü. Sokak lambaların aydınlattığı odamda başucumda Azad’ı görünce bıçak altına yatmış kurbanlıklar gibi haykırdım Azad’ ım diye.
Korkma dedi gülen yüzüm, ruhum yoldaşı iyileşeceksin diye fısıldadı kulaklarıma. Hayır dedim sensiz bir hayat istemiyorum diye yanıtladım. Gönlüm berzah âlemi bak buradayım dedi neden kıydın saçlarına? Cevaplayamadım ağırlaştıkça ağırlaştı dilim simamı tavaf eden gönlüm yaşlarını temizledikten sonra hani biz birlikte ölecektik diye sordum. Ölsem yanında olabilir miyim diye yanıtladı. Yanıma uzandım başımı göğsüne yasladım tebessüm edince bak gün doğuyor dedi bırakmayacak seni hiçbir vakit korkma hadi kapat gözlerini sana heybemde bir şiir getirdim bırakacağım gamzelerin duraklarına…

İçimde aralık gülleri hüznünden kalma diken tarifeleri...

Boğaz düğümlenmesi gün doğumu parmaklarımda sızın
Afakım gidişine karanlık
Yürek bağı hasretin avuç yangınımda ıstırap
Vurgunluk makamında nefesimde nefesin tütsüsü
Bahse kapalı yüreğim çılgınlık merasiminde biatlısı yüreğinin
Ey gönlümün ateşi, ruhum gıdası..!
Geçmedi ve geçmeyecekte sızılarımın sen ağıtları …

Gözlerim hüznün beraat direnişinde can çekişiyor
Sabıkası yok aşkın ve ölümün…

Tebessüm kırıntılarından kuşlar merhem taşıyor yaralarıma
Telafi edilmeyen sevmelerin gün batımım
Kirpiklerin kürek mahkûmluğum
Zamanı ve mekânı yok sevdalığın
Ey damarımda neşter kesiği, ruhuma azap..!
Geçmedi ve geçmeyecekte sen sızılarımın ağıtları…

Gonca gonca dağıtırken hazan yapraklarını rüzgâr
Bulutlanıyor yüreğim…

Sızılarımda telafi edilmeyen sensizlik gelgitlerin iç çekişli zifiri rüya
Kopmuyor sensiz kıymetim, çalmıyor da kapı
Dön serzenişlerimin göz kanamalarında açtıkça narçiçekleri
Değişmiyor gönlüm manzarası
Ey gönlümün ilkbaharı, ayazı..!
Dokunsan tenime bitecek bu avaz
Buse kondursan bu azap sonlanacak
Geçmedi ve geçmeyecekte sen sızılarımın ağıtları…

Dudak kıvrımlarımın kuşları telaşlı
Hüznün yakamozunda gözyaşı sağanak sağanak…!

Sonu olmayan bir ç’ağrıdır bu yüreğimden yüreğine yapılan
Sözsüz bir ağıttır bu gönül kıran boran
Bitmiyor ruhu revanım soluklarımın sen kıyımları
Tükenmek de yetmiyor
Kan uykusunda bilendikçe hasret hançerleri
Gülistanıma yağdı karlar
Ey ruhumun ateş papatyası..!
Geçmedi ve geçmeyecekte sen sızılarımın ağıtları…

''Gönlüm kır çiçekleri gönlün vurgununda biçare
Çoraklık ahtın da simamdan sızan gözyaşlarım ömrümün hasat vakti ''…

Unutulmamak üzere veda edişlerin karnı burnunda hazan çiçeği
Yamaya gerek yok yardığın yaralarımın
Hasretten de gayri kabiliyeti yok ne susmanın ne de kanamanın
Ey gözlerimin katresi, sevinçlerimin cümle neşesi..!
Her dilde yangın sözlerin yansıyor suyun sancısına
Külden kanatlı kanatlanacak kelebekler
Ve sensiz düşürdü kum saati son kum tanesini
Gülistanlığıma yağdı karlar
Ey tırnağımın eti, gözlerimin nuru..!
Geçmedi ve geçmeyecekte sen sızılarımın ağıtları…

Şşşşşş hadi uyu canımın içi gözlerimin nuru hadi uyu…

Gözlerimi tavanı yontar iken açtığım vakit göğsümde rengârenk kelebeklerin uçuştuğuna yanaklarımda gül gülistanlıklarına konduklarına kanaat ettim. Lakin yatağımda Azad yoktu bakışlarım ile onu ara iken İsmi Rüya olan ufak tefek şen şakrak hemşire içeriye girerek günaydın dedi. Günaydın diye yanıtladım kahvaltı gelecek birazdan lakin öncesinden sizi görmek ve kendim kadar ufak bir kontrol etmek istedim. Bugün nasılsınız Ruken hanım? İyiyim hem de çok iyi. Bende sizlere seslenecektim bir şey sormak için elbette dün gece kimse geldi mi ziyaretime acaba? Hayır, dün teyzeniz gittikten sonra kimse gelmedi.
Bu arada dün teyzeniz beni çok tembih etti beni sizin hakkınızda hadi ellerimden tutun bir yüzünüzü yıkayalım hem bugün hava çok güzel belki göl manzarasına bakmak isterseniz? Olur, çok isterim ellerimi uzattım sıcacıktı avuçlarının için tıpkı gülümsemeleri gibi ellerimi yüzümüz yıkadıktan sonra. Pencereye doğru yürüdük göl pürüzsüz yüzeyi ve turkuaz rengi ile gelen geçen kuşlara, insanları adeta efsunluyordu. Bu kadar sakin olduğuna bakmayın Ruken aslında çok hırçındır hanım kızımız bir de rüzgârlı ve yağışlı günlerde görün kıyıları dövmüyor adeta karaya sevdalı bir damla su gibi saldırıyor toprağa. Aynen biz insanlar gibi desenize anlatacak hikâyesi derinlerden yüreğini kaynatıyor. Kapı çalındı kahvaltı getiren bir hanım efendi ve beyefendi bir bardak süt, bal, tereyağı, yumurta, peynir ve zeytinin yanında çeyrek ekmek bıraktılar ayaklı masaya. Bir bardak daha süt alabilir miyim ricada bulundan kahvaltı veren hanımefendi ve beyefendi göz göze gelerek işini sevmediği her halinden kani olan tebessümlerin eski zamanlarda unutmuş bir ifade ile tabi diye cevap verdi beyefendi. Bir bardak daha sür doldurup masayı bırakıp diğer hastaların iaşesini vermek üzere ayrıldılar. Rüya hemşireye bakarak bana kahvaltıda eşlik eder misin diye sordum. Mızır bir tebessüm ederek poğaça getirmiştim bende onları da alıp geliyorum dedi kapıya kadar gidip geri döndü unuttum af edersin dedi önce seni gel şöyle bir otur deyip ellerimden tutup yatağın kenarına oturttu. Hemen sonrası atik adımlarla ayrıldı birkaç saniye içerisinde elinde küçük bir kapla ger geldi. Dikkatli bir şekilde yanıma oturup kaptan çıkardığı poğaçaların bir tanesini içini ayırarak bal sürüp bal şifadır deyip uzattı. Teşekkür edip ellerinden alıp masaya bıraktım gözlerime bakıp neden bıraktınız diye soracaktı ki sözlerini değiştirip kendim yaptım çok lezzetlidir diye devam etti sözlerine. Şüphesiz öyledir lakin bir yudum süt içmek istiyorum önce diye ilave ettim. Süte uzandım bir yudum aldıktan sonra Rüya diye seslendim pürdikkat ağzımdan çıkacak sözlere kulak kabartmıştı efendim dedi. İnsan insana sürur, şifa, dert, tasa gam ve elem olur mu diye sordum?
Hiç beklemediği bir yerden üzerine kaynar suları boşaltmış olacağım ki şey dedi şey boğazında biriken gıcığı temizledikten sonra evet dedi kanaatimce cümle insan insana sevinç ve sürurdan öte gam ve kederdir. Bakışlarını kaçırarak hadi bir lokma yemelisiniz teyzeniz ile hasım etmeyin beni birazdan mutlaka gelip kabir sorgusuna alacak beni deyip masaya bıraktığım ballı poğaçaya uzanıp ağzımın bir lokma tıkıştırdı bir yandan bu hareketine kızmış olsam da diğer yandan hoşuma da gitmişti. Sofrada durun her rızıktan zaruri birer lokma yedikten sonra masayı kenara bıraktı ve o anda teyzem kapıyı açtı. Ayağa kalkmaya yeltendim lakin kalkma kuzum ben gelirim deyip yanına gelip bağrına bastırdı Osman amca ellerinde şekerlemelerden oluşturulmuş paketi bak çok sevdiğin fasulye şekerinden aldım kızıma deyip tebessüm ile içeri girdi. Hoş geldiniz anne’m dedim hoş buldum gözümün bebeği seni daha iyice gördüm diye yanıtladı. Osman amcam geldi alnıma bir buse bırakarak nasılsın güzel kızım diye sordu. İyiyim diye yanıtlayınca ikisi birden Rüya’ya dönüp Rüya kızım doğru mu söylüyor bizimi geçiştiriyor diye sordular. Daha iyi olacak Peri teyzem diye cevapladı. Rüya ilaçlarımı almak için müsaade istedi ve odadan ayrıldı. Anne’m dedim neden sana Peri dedi Rüya hemşire diye sordum annesi eski dostlarımdandır muhtaç kardeşlerimiz için çok kermesler düzenledik annesi bana Peri dediği için Rüya’ da küçüklüğünden öyle alıştı. Şimdi anlamıştım neden annemin tek kalmama razı geldiğine. Osman amcam doktor geldi mi diye sual edince yok henüz değil diye yanıt verdim. Osman amcam ben bir doktorla konuşup döneyim deyip bizi baş başa bırakmak için odadan ayrıldı. Annem biliyor musun gece Azad geldi. Nasıl anlamadım kızım kim geldi? Azad geldi anne ve bu gece yanımda kaldı. Annem renkten renge girip durdu. Rüya görmüşsündür hayır annem rüzgârın sesi ile uyandım yanı başımda durmuş beni izliyordu sonra göğsünde uyudum sabah kalktığımda gitmişti. Rüya hemşireye sordum kimse gelmedi dedi lakin buradaydı buram buram o koktu odam gecem ve aydınlığım…
Kapı açıldı gelen Rüya’ydı. Peri teyzem Ruken kızının bu kadar hoş sohbet olduğunu neden anlatmadın neden biz hiç görüşmedik bugüne kadar diye anneme sorunca. Annem yavrucuğum bizimle de çok vakit geçirmedi tutturdu yatılı okulda okuyacağım diye. Biz bile yaz tatillerinde sömestr tatilinde ve dini bayramlarımızda görüyorduk nur yüzlümün yüzünü. Rüya kuşandık güler yüzü ve tatlı dile ile Ruken Hanım kulları sıvama vakti dedi korkma ellerim çok hafiftir kullarıma serum verebilmek için alet edevatı taktıktan sonra serumu serum askısına taktı ve serumun içine şırınga ile bir şeyler sıktıktan sonra oh bak mis gibi oldu. Teyze dedi diğer hastalara bakacağım merak etme bana emanet deyip tebessümlerinden simalarımıza buseler bırakarak odadan ayrıldı. Kapıda hâlihazırmışçasına bekleyen Osman amca ve doktor belirdi. Teyzem oturduğu yamacımdan kalkarak doktora rahat hareket alını sağladı. Doktor nasılsınız bugün Ruken Hanım teşekkür ederim diye yanıtladım sualini ağrınız var mı hayır lakin hareket etmekte zorlanıyorum. Olacak bunlar birkaç zaman daha devam edecek biraz güç kazandıktan sonra yürüyüşlere başlarsınız sonrası çorap söküğü gibi gelecek. Doktor müsaade isteyip çıktığında annemde ardında gitti.

- Perihan: Doktor bey bir saniyenizi rica edebilir miyim?
- Doktor: Elbette buyurunuz.
- Perihan: Ruken hakkında bilmeniz gereken bir husus var.
- Perihan: Ruken kızım çok sevdiği bir arkadaşını kaybetti. Birkaç gün evvelinden onunla konuştuğunu fark ettim. Lakin yüreğini döktüğünü düşündüm dün gecede arkadaşının yanına geldiğini onunla sohbet edip Ruken’ i göğsünde uyuduğunu az evvel bana söyledi. Ben rüya olduğunu söyledim ise de hayır dedi dahası Rüya hemşireye gece onu ziyarete kimsenin gelip gelmediğini sormuş Rüya hanımda hayır diye cevaplamış. Ben kızımı tanıyorum doktor bey kızım onun sahiden ölmediğine kanaat getiriyor aksi takdirde aylardır tek kelime konuşmayan yiyip içmeyen kızım bugün böyle tebessüm etmezdi.
- Doktor: Bu anlattıklarınız hiç normal değil başka bir değişiklik var mı sezdiğiniz gördüğünüz?
- Perihan: Evet, ben onun teyzesiyim lakin iki gündür bana annem diye hitap ediyor.
- Doktor: Pekâlâ Perihan Hanım ben psikiyatrı doktorumuz ile bir görüşürüz onun uzmanlık alanı şüphesiz yardımcı olacaktır.
- Perihan: Teşekkür ederim doktor bey.

Odaya döndüğümde Ruken, Osman’ ın göğsüne başını koymuş gözyaşı döktüklerine şahit oldum. Gönlüme ateş düşse de hadi bey kalk bize birer bardak çay getir kızım çay içmeyi özlemiştir dedim. Osman gözlerime bakıp anladı yapmak istediklerimi. Ruken’ in gözyaşlarını silip geçek bugünler üzülme güzel kızım deyip çay almak için odadan çıktı. Ruken’im gözlerimin bebeği, kardeşimin hatırası, Tuba’mın kardeşi anlat bakalım neler konuştunuz Azad ile yine de gelecek miymiş söyledi bir şeyler. Anne’m habersiz geliyor bir bakıyorum kapıdan çıkıp ellerinde karanfil çiçekleri ile yanımda genellikle hüsünden, hüzünden, gelecekten, vuslat vaktimizden, sevdadan, hasretten, şiirlerden konuşuyoruz. Günün son ışıkları gölden yansır iken tepelere çoktan başlamıştı yaprak göçleri. Sokaklar ağır fazlalıkları sindirerek karanlığı buyur ediyor sükût hükmüne razı geliyordu cümle insan telaşı. Karanlık çöktükçe canım ve kalbim ağrısı katlanarak artıyordu. Daima aynı düşe ram kalıyor bakışlarım Azad isminde tutuklu. İlaçların etkisinden mi bilmiyorum ellerim ve ayaklarıma engel olamıyorum bazen tir tir titrediğini fark ediyor bazen de canımın acısı ile fark ediyorum etimi soyduğumu.
Duvarımda sokak lambalarının ve ara sıra çıkan ay ışığı mehtabında pencereme birikmiş yağmur tanelerinin siluetinde adım attıkça, gözyaşlarımı geçmiş günlerin hatıraları üzerine akıtıyorum. Bazen azabın gölgesinde tatlı sürur pınarlarından yudumlar iken buluyorum gölgemi bazen de bedenimi toprağa karışmaya yüz tutmuş ceset kimsesizliğinde söküyorum topraktan. Gökyüzü tüm azameti ile yüreğini dökerken toprağa, genzimi yakan sahra çoraklığı hissi filizlenmişti dudaklarıma susuzluğum eziyet ile gark oldukça, mahcubiyet en alası ile uzattım ellerimi çekmece üzerinde duran bardağa. Takatsiz ve cılız parmaklarım zor bela kaldırdığı bardağı kavrayınca her yudumda kuraklığım sindi karanlığa. Ölüler kadar yorgundum ve geri dönüşü yoktu yokluğunun itiraf etmeliyim ki kimi vakit yüreğim kabristanlığında gömülü simaları özlüyorum, seslerini duymak istememe rağmen bakışlarımda eksikliklerini her gün bir daha tüketiyor beni...

Sevgilim ; saat gece yarısını iki geçiyor.
Halen uyanığım ve seni bekliyorum.
Biliyorum gelmeyeceksin belki bir rüya idin belki de bir hayal.
Lakin biliyorum ki beni duyuyorsun.
Azad'ım bu mısrayı sana ithafen rüzgârlara bırakıyorum her nerede isen kirpiklerini okşaması dileğim ile..

Evvel bakışlarımız yaktı ruhlarımızı
Sonra dilsiz kar tanelerinde buluştu ellerimiz…

Firak muştulu yapraklar simalarımızda kördüğüm
Gönle sancı düşüren tebessümlerin gönle zehir ve zemberek
Hazangâh telaşesinde gönlümüz gonca gülleri
Hasretin gözyaşları ile tutuşturtur iken ruhumu
Avuç avuç toprakla yıkadım yüreğimi
Sen ki sevdamın toprak kokusu
Sanma ki firak ebet olacak
Uzatsan ellerini dinecek bu f’ecirsiz vaveyla…


- Azad : Hadi uyan ruhu revanım gün dağları çivi gibi çaktı arzın kalbine, kanatlandı kuşlar kozasını yırttı kelebekler, duruldu sular çiçekler rayihana büründü hadi aç gözlerini yarıldı ay, bölündü deniz sona erdi savaşlar.
-Ruken: Azad sen misin?
- Azad: Evet, büründüğüm örselendiğim sevdam
- Ruken: Açmayacağım gözlerimi
- Azad: Neden açmayacak hasretlenmedimi ruhun ruhuma?
- Ruken: Saçlarım müsebbibi, yangın deryam tekrar gideceksin hem biliyor musun teyzem inanmadı senin geldiğine
- Azad: ahh kederimi silen tebessüm; gitsem dahi daha sıkça geleceğim. İyi bakarsan gün ışığında, yağmur damlasında, suyun akışında rüzgârın soluğunda, dallarına terk yapraklarda, açan her bir çiçekte seninle olduğumu fark edeceksin. Şimdi gidiyorum yeni geleceğim gönlüm gayya kuyusu.
- Ruken: Gitme Azad'ım gitme, Azadddd.
- Rüya: Ruken, Ruken abla geçti, geçti ablam bir kabus sadece...

Gözlerimi açmak istemiyordum oysaki yek lahzalığına dahi Azad' sız bir dünya ağır ve meşakkatli geliyordu omuzlarıma. Kimseler bilmiyordu onun soluk almadığı bir dünyada soluksuz kaldığımı. Rüya; kilitli kapıları andıran kirpiklerinden süzülmeye bırakıp taş yağmuru gibi dökülen gözyaşlarımı siler iken, nabzım gördüğüm rüyanın etkisi ile Azad Azad diye atıyordu. Kalbimin her sokağı her caddesi her kuytu köşesi tebessümleri ile çalkalanıyordu. Belki uyumak belki de ebediyen uyanmamak için her zerre mi heba edebilirdim. İstemsiz bir halde doğruldum yatağımdan kalbimi bir ceset olarak bıraktım yattığım yere. Rüya gözlerimin içine bakıp iyi misin ablam dedi sanki hiç vakit geçirmemiş veyahut ilk defa gördüğüm bir sima gibi yabancı geliyordu bakışları. Cevap vermek istemedim başımı pencereye çevirdim sustum kelimelerimi yutkunarak içimi kavuran yangınlar kadar dilimi yaktım...

İştahımı kemiren hüzün tebessümleri savurur iken Kafdağı yamaçlarına, derman dilemeyen bedenim şifama yarar sağlayacak her tür ilaçtan uzak kalmak adına kılı kırk yarıyordu. Rüya annemi aramış olmalı ki her gün geldiği saatten evvelce beliri verdi kapıda. Simasına işlemiş hüzün ve korku vadilerinden telaşlı olduğu anlaşıyordu. Kızım Ruken ‘im iyi misin? Neden kahvaltı yapmak istemedim seni inciten bir vaka mı yaşadın? Sualine verecek binlerce yanıtım olmasına rağmen yanıt vermeden yatağımda oturur vaziyette başım öne eğik bir halde kalmaya devam ettim. Teyzem Osman amcaya dönerek baş başa kalabilmemiz adına hadi bey bize içecek bir şey alıp gel diye telkinde bulundu. Osman amca peki sultanım deyip odadan atik adımlarla ayrıldı. Teyzem hazan mevsiminin tüm olasılıklarını kabullenerek dalını terk etmiş yaprak misali yanıma yaklaştıktan sonra avuçlarımı avuçlarının arasına alarak rüyanda ne gördün Tuba'mın kardeşi diye sualini tazeledi. Teyzem fark etmemişti yüreğime kazık çaktığının Azad dedim gölün suları kabardı Azad dedim yıldırımlar çaktı tufanlar kaynadı gönlümüz parelerinden. ‘‘Gözyaşlarımız gölün debisini yükseltir iken ilk kez Azad'ı gördüğüm an sahnelendi bakışlarıma. Mevsim ikindi yağmurların ilk günü idi yüreğimi ruhumu tutsak ettiğim banka oturmuş gölün turkuaz rengine vurgun dağların ardına çekilen güneşin hüznünü uçlarını açmaktan tükettiği kurşun kalemi ile alelacele karalıyordu kahve renkli defterine. Neden yerimi gasp ettiği sorusu yankılanır iken cüssemde çaresiz kalkmasını beklemiştim. Sırılsıklam olmasına rağmen defterini kapatmış lakin yağmurun göle yağışını izlemekten alamıyordu kendini. Hırsla oturduğum yerden kalkmış yerdeki çukurlara dolmuş suya bile ayaklarımı vurarak banka geçtim ve yanına oturdum. Başını bana çevirerek gözlerimin içerisine baktıktan sonra ne vardı rahatımı bozacak diye yerinden kalkarak şehrin doğu yakasına doğru yürüdü. Ardına hiç bakmadan yürüyüşüne umursamaz tavrını gördükçe ukala demiş haline hem acımış hem de gülmüştüm’’…

Az sonra kapı çalarak odaya iki Rüya hemşire ile doktor birden içeriye girdi ilk defa kendi doktorumun ismine öğrenmiştim yakasındaki isim kartından ( Faruk NUHOĞLU ).

- Faruk: Merhabalar nasılsınız Ruken hanım? Psikiyatri doktorumuz Fırat beyde sizi görmek istedi.
- Ruken: Merhabalar teşekkür ederim. Neden görmek istedi beni?
- Faruk: Hastanemizin genel kaidelerindendir hastalarımıza gerek gördüğümüz doktorlar muayene eder. Rahatsız olmanız gerektirecek bir vaziyet yok.
- Ruken: Peki
- Fırat: Hasta ile yalnız kalabilir miyim lütfen

Odadaki herkes odayı terk edince Doktor Fırat tekrar merhabalar Ruken Hanım memnun oldum tanıştığıma nasılsınız diye sordu. Teşekkür ederim yanıtından sonra söze şöyle girişti öncelikle sizi temin ederim ki konuşacağımız her kelime hastamın ve benim mahremiyetidir. Kimseye ile tek kelime paylaşmam söz konusu değildir. Gerek kullandığı üslup gerek ise duruşu ile işinde uzman olduğunu anlamam için çabalarını sürdürdü.
- Fırat: Açık sözlü olmak gerekirse Ruken hanım sizin durumunuzda olan çok fazla hasta ile karşılaşmadım hatta hiç karşılaşmadım diye bilirim. Lakin yaşadıklarınızı anlatırsanız hem dert ortağı olur hem de çözümler üretmiş oluruz.
- Ruken: Benim durumum nedir doktor bey? Hakkımda bir bilgiye mi sahipsiniz?
- Fırat: Af edersiniz. Teyzeniz Faruk beye rüyalarınız ve halüsinasyonlarınızdan bahsetmiş.
- Ruken: Anlamadım ne demek istiyorsunuz? Kendi kendime kurduğumu mu iddia ediyorsunuz.
- Fırat: Hayır hayır tamamen yanlış izah ettim kendimi
- Ruken: Pekâlâ ne demek istediğinizi söyler misiniz?
- Fırat: Ruken hanım sizin gibi böyle bir ağır kayıplar yaşayan her insanda olabilecek durumları yaşıyorsunuz. Bu sizin akıl sağlığınızdan ziyade ruh sağlığınız ile alakalı.

Hani ruh görünmez ve cesetten bağımsızdı şimdi cesedime intikal eden acıları ruhumdan gördüğünü iddia eden bir doktora mı güvenmeliyim yoksa baştan sona cesedimi ve ruhumu acılara mı terk etmeliyim.

- Ruken: Teşekkür ederim lakin istemiyor doktor bey.
- Fırat: Ruken hanım gözleriniz altında ki morluklar ve teniniz solgunluğu sizi kötünün kötüsüne hazırlıyor bilginiz olsun.
- Ruken: ne demek istiyorsunuz
- Fırat: İşin aslı bazen kaçtığımız tüm tedavileri gün geçtikten sonra pişmanlığınız olur diyorum
- Ruken: Hakkımda iddia edilenler tamamen asılsızdır. Teşekkür ederim alakanıza doktor bey.
- Fırat: Peki, Ruken hanım ne zaman dilerseniz haberdar etmeniz kâfi olacaktır. Müsaadenizle şimdilik.
- Ruken: Esenlikler dilerim.

Faruk kardeşim tedavi olmayı ret ediyor lakin ağır bir travma geçirdiği de aşikar. Korkarım ki böyle devam ederse sağlığı tamamen bozulacak. Peki, öneriniz nedir Fırat hocam? Faruk dostum senden bilirsin ki hasta şifa bulmayı dilemez ise hiçbir ilaç tedavi etmez bu sebepten ötürü yapabileceğimiz hiçbir şey yok maalesef.

Hatıralar günbegün başak verirken feri solmuş bakışlarımda, göğsüme oturmuş acının karabasanların ağırlığı gün geçtikçe artıyordu. İçimde sevdaya dair milyonlarca cümle biriktiriyorum dile getirsem kalbime ihanet mührünü basmış olacağım sükût etsem ruhuma bile isteye atmış olacağım gayya kuyusu.

Kaç zamandır her gece Ruken ablamın başucundayım. Nerede ise ruhu burnunun ucunda çekilecek kadar bitap ve ruhsuz duruyor karşımda. Tek konuştuğu kelime Azad dinlediği kelime Azad. Bazen rüyalarında konuşması ile açıyorum gözlerimi insan bunca sevebilir mi? Kanaatimce bir hududu olmalı sevdan ve hasretin. Dile kolay ömrün yarısını hiç konuşmadığın birine ayırmak. Üç ayda bir gelen mektupla birini beklemek akıl karı mı bilemiyorum yoksa sahiden sevda böyle bir şey mi? Hastanede ayrılalı yaklaşık iki ay oldu. Peri teyzem ricalarını kıramayıp işten sonra ki vaktimi Ruken ablam ile geçiyorum. Bazen göle gitmek istediğini söylüyor lakin yerinden kalkacak mecali olmadığından gidemiyoruz. Bugün bir aylık izin aldım kararlıyım onu hayatta tutmak için bir yol bulmaya. Peri teyzemden Ruken ablamın şahsi eşyalarını istedim soluk mavi bavulu işaret etti masaya yaklaştırdım ve ağzını açtım bavulun. En üstte iğne oyası ile yapılmış bir tülbent içinde bir deste saç özenle yerleştirilmiş sonra elbiseler düzenle istiflenmiş bavulun en altında fotoğraf albümü ve mektuplar görünce merakım iyice arttı. Karar vermiştim o gece birkaç mektup okuyacaktım. Saatler geçmek bilmiyordu ilk defa başka bir insanın hislerini okuyacaktım. Sevdayı başkasının ağzından değerlendirme fırsatım olacaktı. Akşam yemeğinde birkaç kaşık mercimek çorbası içirdikten sonra ablama kalbindeki sevdanın gözlerinin renginin ne denli güzel ettiğini ilk defa bu kadar dikkatlice izliyordum. Bir yudum su içirdikten sonra yatağına uzanmasına yardım ettim Ruken abla diye seslendim tepki vermedi lakin beni duyduğunu biliyordum kelimelerimi sürdürdüm. Bugün bavulunu açtım birkaç parça elbise ayırdım senin için dediğim gibi yataktan doğrulmak için çabaladığını gördüm ellerinden tutup onu yatağa oturttum.

Ruken: Rüya fotoğraf albümü olacak bavulun içinde verir misin lütfen
Rüya: Ablam, hemen ablam yeter ki sen iste.

Alelacele bavulun en altında duran kapları sarı renkli ve üzerinde papatya çiçekleri olan fotoğraf albümünü aldım ve hiç beklemeden ablama uzattım. Ablam en üstte mektup olduğu belli olan bir sahifenin içinde bir resim çıkardı

Ruken: Rüya bak bu Azad.

Resimde duran on yedi yaşlarında saçları omuzlarına kadar uzun buğday tenli yüzü pak omuzları geniş gar kapısında el sallıyor. Fotoğrafın arkasında tarih atılmış ve bir mısra şiir…

‘‘Yokluğun alaborasında kelebeğin kalbine sıkıldı tek kurşun
Sanık hasret
Müsebbibi sevdan
Nasipsiz cümleler yaprak dökümünde ismin veryansınlarımda yağmur
Unutkanlığın çığır açtığı bu a’sırda
Filiz açtı ismin gönül yangınımda
Meşgale vitrininde avuçlarımda parmakların sıcaklığı
Okuduğum her kitap
Dillendirdiğim her sözcük
Gözlerin sırlarına vakıf olma telaşesinde visal
Cancağızım; bitmeyen hasretin vardiyasında mahkûmunum’’

Nisan 11

- Rüya: Ablam üzerinde onca yıl geçmesine rağmen yüzünü görmeden sevebilmek ve sadakati her nebzende hissetmek nasıl bir duygu nasıl bir adanmışlık söyler misin?

- Ruken: Sevda odur ki kalbe ve ruha veba olandır yek bakışına dahi kirletmeden ömrünü heba edebilmektir. Rüya biliyorum kardeşim sana yük olduğumu dilersen bir daha gelmeyebilirsin.

- Rüya: Canım ablam inan bana zerrece yük değilsin kalbine imreniyorum sen bir lütufsun bana lakin bir isteğim var senden. Seninle bir gün göl kenarı gidip oturmak istiyorum bir ve bana bütün hikâyeni anlatmanı istiyorum.

- Ruken: Dermanı olmayan birinden çok güç istekler istiyorsun

- Rüya: İyileşmek için çaba göstereceksin bunun için söz vermeni istiyorum bak sadece benim dediklerimi yap bir ay içerisinde şifanı bulacaksın

- Ruken: Doktorların duymadın mı aklım gidip geliyor hadi mektuplardan bir tanesini çıkar ve oku bize.

- Rüya: Emin misin ablam

- Ruken: Evet

- Rüya: Bu olur mu abla

- Ruken: En alttakilerden seç

- Rüya: Peki ablam

- Ruken: Önce uzatır mısın bana Azad'ımın kokusunu duymak istiyorum.

Mektubu uzattıktan sonra uzun uzun kokladı gözyaşlarını kuruttuğu yetmiyormuş gibi ruhuna da hıçkırıklarla kurutmaya tutuldu. Resmi göğsüne basıp oy benim toprak kokulum v'aktimin sancısı nasıl koydun beni sensiz. Hani ruhumuz hasretten olgunlaştığı vakit vuslatımıza gar kapısında olacak göl kuğunu sarıp sarmalayacak tüm kuşları, kelebekleri ve hatta tüm uğur böceklerini mutluluğumuza şahit tutacaktın. Feryatları ruhumda zelzelelere sebep olur iken kurumuş gözyaşlarına beslemek adıma göz kapaklarını becayiş etmiştik o hıçkırır iken ben ağlıyordum.

Ağlama sesimize rağbet eden Peri teyzem ve Osman amca eksik bırakmamıştır veryansınlarımızı odadan yükselmiş, ıstırap kokusu tüm şehri kaplamış göl hırçın dalgalara teslim olmuştu. Hıçkırıkları kesildiği an bitap bir şekilde uykuya dalmıştı ablam. Peri teyzem ve Osman amcayı sakinleşmek üzere aşağı kata göndermiştim. Başımı yatağın köşesine bırakarak hazmetmeye çalışıyordum damarlarımda kol gezinen sevda sancısını. Benim canımı ruhumu bu denli incitiyorsa kim bilir Ruken ablamın canı ve ruhu ne çok acıyordu. Uzun uzadıya düşledim yapacaklarımı gözlerim uykuya yenik düşmüş olacak ki Ruken ablamın Azad deyişi ile uyandım.

- Ruken: Azad'ım gülmeyen bahtım neden gelmiyorsun? Hani söz vermiştin sık sık gelecektin. Hayır, inanmıyorum tekrar gelmeyeceksin değil mi? Ben de çok özledim oturduğumuz banktan güneşin batışını izlemeyi, akşam üstü ılık rüzgarlarının simamı okşamasını lakin takatim yok. Lütfen gitme, gitme Azad'ım. Peki, geleceğim bekle beni...

Oysa ben yine Ruken ablamın rüya veya halüsinasyon gördüğünü sanıyordum. Lakin rüya veya halüsinasyon değildi. Belki ben gözlerim ile görmüyordum lakin Azad burada idi. Kalbim ve ruhumun her zerresi ile hissediyordum. Muhabbetlerini bölmemek adına gözlerimi uykuya kapattım.

Vakit epey ilerlemiş Ruken ablam Rüya deyişiyle irkilip uyandım lütfen su verir misin ve acıktım demesi beni büsbütün şaşırtmış iki ayağım bir pabuca sığdırmaya çalışıyordum. Tamam, ablam hemen hazırlayacağım önce kocaman bardakta su verdim sonrada Peri teyzeme gidip Ruken ablamın acıktığını söyleyince teyzem Azad mı geldi bu gece hayretim katlandıkça katlanmıştı şey evet evet teyzem.

Ben şimdi bir şeyler hazırlayacak deyip Osman amcaya seslendi bey Tuba'mın kardeşi acıkmış elmalı kurabiye al gel demesiyle Osman amcam oturduğu sandalyede fırladı. Ruken ablamın yanına çıktığımda Rüya anneme haber verir misin duş almak istiyorum deyince yüreğimde solmuş tüm güllerin bahtına Nevbaharlar düşmüştü. Peki dedim ablam merdivenleri ikişer ikişer atlayarak aşağıya indim. Teyze Ruken ablam yıkanmak istiyor dedim hemen çıkalım dedi. Yukarıya çıktığımızda Ruken ablamı solmuş benzinde binlerce kardelen açmış bizi bekliyordu. Annem lütfen beni yıkar mısın diye sordu? Teyzem elbette mis kokulumu yıkarım diye cevap verdi. Teyzem suyunu ayarlar iken ben ablama üst baş çıkarmak ile meşgul oldum. Ruken ablam günebakan çiçekli beyaz elbisemi çıkarır mısın lütfen diye rica edince kanatlarım olsa belki yeryüzünü bir kanat çırpışımla her zerresini dolaşacak idim. Peki ablam dedim. Elbiselerini çıkarıp yatağın üzerinde bıraktıktan sonra teyzemle ablamı banyoya götürdük. Benden çekindiğini bildiğimden ötürü banyonun kapısında beklemeye koyuldum. Teyzem suyun sıcaklığını iyi olup olmadığı sorunca annem dedi biraz daha sıcak olsun lütfen mis gibi kokmak istiyorum dedi ablam. Peki, o zaman gül kokulu sabun ile tenini yıkayalım şampuanın zeytinyağlı olsun olur mu olur annecim. Olur annem.

Çocuk gibi yıkadı teyzem ablamı içeriden gelen tebessüm ve neşe seslerine o kadar kaptırmışım ki kendimi Osman amcanın bir kaç dakikadır kapının zilini çaldığını duymamışım bile. Teyzem ablamı pamuklara sarmışçasına yumuşacık pembe bir havluya sardıktan sonra Rüya kızım diye seslendi. Kapıyı açtığımda çehresi karşısında dolunayın her hali noksan kalıyordu. Ablamı yatağa oturduktan sonra saadetimizi Osman amcanın kapı zilini çalması bir anlık böldü. Ben kapıyı açmaya gider iken gözüm ve gönlüm arkada kalmıştı. Kapıyı açar açmaz Osman amca bir şey mi oldu Ruken ‘ime iyi mi diye sordu? İyi Osman amcam. Neden kapıyı açmıyorsunuz o vakit? Meraktan çatladı diye çıkıştı. Ablam yıkanmak istedi diye yanıtlayınca neşesi yerine geldi. Hızlı adımlarla yukarıya çıktım teyzem ablamı giydirmiş. Ablam anneme saçımı örer misin diye haylazlık peşindeydi. Teyzem kurban olurum saçlarının her bir teline örmez olur muyum hiç. Önce saçlarını kuruttu sonra saçlarının köklerini beslemek adına sürur gözyaşları dökerek ördü ablamın saçlarını. Aşağıdan Osman amca hadi çay hazır elmalı kurabiye hazır inmeyecek misiniz artık diye serenatlar okuyordu. İniyoruz diye seslendik. Kuş adımları ile inerken salona yas evi olan ev hayat bulmuş, salondaki limona ağacı daha bir güzel kokmaya başlamış kuşlar pencereye konmaya başlamıştı bile. Ablamı oturttuktan sonra çayları doldurdum herkesin çayını uzattıktan sonra ablam kulağıma ne zaman gideceğiz diye sordu? Nereye diye sorunca? Göl kenarına ama akşamüstü gidelim hem gün batımını izleriz diye ekledi. O zaman dediklerimi hiç aksatmadan yapacağına dair bana söz vermelisin diye ekleyince peki söz kardeşim dedi. Kahvaltıdan sonra Osman amca Ruken için kayısı toplar iken ağaçtan düşüp kolunu kırdığı hatıraları neşe ile anlattıktan sonra mutluluğa ilk kez bu kadar inanmıştım.

İkindi vaktine yakın ablam Rüya diye seslendi. Efendim ablam. Uyumak istiyorum beni yatağıma götürür müsün? Olur, ablam diye yanıtladım. Teyzem ve ben kollarına girerek odasına çıkardık. Yatağına yattı bir süre muhabbet ettikten sonra gözleri uykuya daldı. Teyze ben vitamin ilaçları almaya gidiyorum ablam sana emanet o uyanmadan gelirim dedim. Aşağıya indiğimde Osman amca hayırdır kızım nereye gidiyorsun yalnız mı bırakıyorsun bizi diye sordu. Hayır, Osman amca eczaneye gidiyorum. Ben seni götüreyim olur dedim kabanımı giydikten sonra Osman amca ile evden çıktık hava açık olsa da Mart ayının ilk çeyreği olmasından dolayı havalar henüz tam olarak ısınmamıştı. Birkaç zaman sonra eczanenin kapısına varmış Osman amca vasıtayı park etmişti. Amca ben alıp geliyorum hemen deyip arabadan indim eczanenin kapısında içeriye girerek merhabalar diye selam verdim. Oturduğu yerden kalkan ellinin üzerinde yaşı olan, saçlarının tamam beyazlamış sinekkaydı tıraş olmuş göbeği nerede ise rafların üzerine çıkacak olan beyefendi.

- Rüya: Merhabalar hoş geldiniz.
-
- Eczacı: Buyurun
-
- Rüya: B12 ve D vitamin alacaktım.
-
- Eczacı: Reçeteniz var mı?
-
- Rüya: Hayır, yok.
-
- Eczacı: Peki, istediğiniz marka var mı?
-
- Rüya: Siz yardım olursanız çok sevinirim.
-
- Eczacı: Kim kullanacak
-
- Rüya: Ablam kullanacak bedeni çok zayıf
-
- Eczacı: Pekâlâ.

Vitamin ilaçlarını aldıktan sonra teşekkür edip eczaneden ayrıldım. Hemen araç binip Osman amca manava gidelim dedim peki dedi kızım. Az ileride trafik ışıklarından geçtikten sonra Çilek Manavının önünde durduk. İner inmez hemen muz reyonlarda yeni yerini alan çileklerden, limon ve bir demet taze nane alıp ücretini ödedikten sonra Osman amca aktarcıya gidelim mi olur yavrum dedi. Belediye iş hanının içerisinde bulunan aktarcı tanıdığımızdır hadi onu da ziyaret edelim dedi. Az ileride yolumuz üstünde olan iş hanına girdik girer girmem burnumuzu çeşit çeşit baharat kokuları karşıladı. Sağda üç dükkâna girdikten sonra Osman amca selam verdi patronu sordu orda olmadığı yanıtı alınca biraz karanfil, zerdeçal ve zencefil alıp Ruken ablam uyanmadan eve yetişelim diye Osman amcayı dürtükledim. Tebessüm edip vasıtamıza binip eve döndük. Hemen işe koyuldum zencefilleri soyduktan sonra ince ince doğrayıp sarı boyanmış üzerinde ardıç bülbülü resmi olan sürahiye koyup üzerine kaynamış su koyup demlemeye bıraktım.

Ablamın odasına çıktığımda teyzem saçlarını okşuyor uykusunda izliyordu yavrusunu. Öz evladı olmasa dahi insanın bu kadar annelik hissini taşıması ne kadar yüce bir gönüllülük diye geçirdim içimden.

- Peri teyzem: hoş geldin kızım dedi.
- Hoş bolduk teyzem uyanmadı mı ablam
- Peri teyzem: Hayır, uyuyor arada iç geçiriyor sadece
- Geçecek teyzem merak etme.

Güneş tepelerden seke seke ışığını yitirir iken ablam gözlerini açtı. Ellerinden tutup artık sürekli uyuyup tembellik etmek yok dedim. Pencere kenarındaki masaya kadar koluna girip sandalyesini çekip buyurunuz hanımefendi emrinize amadeyim dedim muziplikte üstüne yok Rüya kardeşim deyip tebessüm etti. Bitti Ruken Hanım size özel çay menümüzde bugün ki ikramımız şefimiz Rüya hanımın zencefil çayı var efendim. Tüm sıkıntılara birere bir şifadır. Lütfen ikinci bardak için ısrar ediniz deyince simasını kaplayan mutluluk tebessümleri uğrunu binlerce şehir ters düz edilip tekrar imar edilirdi. Az sonra ablam hiç beklemediğim soru sordu.

- Ruken: Radyo dinlemeyi sever misin Rüya
- Rüya: Evet ablam
- Ruken: Hadi bize radyodan bir türkü kanalı seç o vakit.

İçimde binlerce korku beliri vermişti o sözü ya tekrar Azad’ı hatırlarsa diye içimden geçirirken
- Ruken ablam: nereye daldın Rüya?
diyerek düşüncelerimi dibinden tek söz ile kesti. Şey abla akşam mı dinlesek hem ben sana çorba içireceğim
- Ruken ablam: Peki akşam dinleriz dedi.

Vakit kaybetmeden aşağıya indim dört dilim ekmek iki kâse çorba bir tutam taze nane ve domates söğüşledim getirdim. Abla dedim verdiğin sözden caymak yok çorbanı bitireceksin dedim.

- Ruken ablam: tamam kardeşim sözüm duracağım ne dersen o.

Yemeğimizi yedikten sonra yastığının altına koyduğu mektubu çıkarıp bize okumayacak mısın?
Ablam aslında çok istiyorum okumak lakin sen üzüleceksin diye yüreğim titteiyor.

- Ruken ablam: Metanetli olacağım söz veriyorum.

Peki ablam...

Sevgili’m Ruken…

Senden kaçtıkça sana yakalanan düşlerimden vazgeçtim.
Yokluğunu kabullenmenin a'rafında tüketir iken mahir aklımı;
Ruhu revanım sensiz gönlüm kor, bakışlarım zemheri.
Karanfil sızılarımı aşikâr ettikçe cümle âdem ve nebatata iklim tebessümlerinde unuttu aklını.
Gün gamzelerin derin kuyularına batar iken; hilal kaşların hudutlarından doğuyordu dolunay.

Gönlüm dermanı bilmelisin ki damla damla birikti özlemin damarlarıma, ismin sızılarında inşa edildi gönlüm yedi kat semahına cehennem...

Nasılsın gönlüm ah u zarı?
Kaç zamandır halini soramadım.
Duydum ki ismimi buğulanan pencerene yazıp kimseler görmeden acelece siliyormuşsun.
Hakkın var elbet gönlünden silemediğini pencerenden silerek teselli arıyor insan. Habersiz bıraktığım için şekva etme ne olur bu aralar acını yoğurmak ile meşgulüm.
Hayır, hayır sitem etmiyorum, bilakis ben acın ile olgunlaşıp acın ile güzelleşiyorum.
Biliyor musun geçen akşam seni anlattım dalında kopmuş bir yaprağa.
İsmini duyar duymaz kırıldığı yerden canlandı anlattıkça seni yeşermeye yüz tuttu.
Bahis gülüşlerinden açılanda kahverengi bir renge bulandı yaprak ve yöremde açılan ne kadar narçiçeği varsa bir bir döküldü…

‘‘Naçizane hislerin gök gürültüsünde yarıldı karanlık
Biraz korku az aydınlık hülyaların başucumda yar ve yara
Gözlerimde ırmaklar kadar tatlı gözyaşların
Yanaklarımda avuçların
Harmanlığın gül goncalığında sağanak sağanak sel olup demleniyorum
Hasretin vebasında gönlümü kıra kıra bakışlarına bağlanıyorum
Mümkün olmayan kavuşmalar filizlendikçe avuçlarımda
Toprağın sızısı büküyor kaburgalarımı
Sevdiğim her anını yaşamak namına kilitledim yüreğimi yangınına’’…

Beni sorarsan cancağızım teselli namına düşlerinden başka hiçbir çiçek açmıyor gönlüm. Daima senin gönlün hudutlarını keşfediyorum lakin bakışların kapısını çalmaya cesaret edemiyorum.
Korkuyorum ki bir gün ansızın karşılaşırsa gözlerimiz kıvılcımsız kül olurum veyahut yer yarılır da yere batarım.

Gönlüm ah u zarı..!

Sensiz bedenimin her uzvu işlevsiz aklım kıt
Ve gül kokmuyor artık dokunduğum hiçbir yürek
Papatyalar açmayalı çok oldu gönlüm sokak aralarında, mevsimler bayatladı gönlüm iklimlerinde
Saçlarımı yuva edindi sabır ve keder
Esir düştüm kalabalıklar içiresinde kimsesizliğine…

Gülen yüzüm Ruken'im;
Ağlamanın kahkahaya karıştığı sokaklarda ıstırabıma tebessüm olan halim vaktim zehri sensizlik…

Mart 21
Nevruz ıstırapları

Mektubu okuduktan sonra yüreğim yetmedi tek kelime konuşmaya. Uzun uzun sükût ettim ruhum ile. Ruken ablamın gözyaşlarının masaya düşüp etrafa yıldız gibi saçılmasına mümkünatının olmadığını haykırıyordu gözyaşlarım. Çiselerken gönlüm dağlarımdan vadilere yangınlar Ruken ablam sessizliği bozan nidası ile doğruldum yattığım kabir kuytusundan.

- Ruken ablam: Rüya'cım yatağıma götürür müsün?
-
Mecalimi mektubun satır aralarında kaybetmiştim. Ayağa kalkmaya çalıştığım an sendeledim sonra doğrulup ablamın koluna girdim yatağına uzatıp üstünü örtüm. Ellerini tutup içimden geçmeyecek acın ile hadi uyu Azad'ın gülen yüzü dedim.


Gözlerimi açtığımda hâkim yaka beyaz gömlek giyinmiş saçları sağ tarafına doğru taranmış ellerinde bir tek karanfil başucumda duruyordu Azad.

- Azad: Gülen yüzüm uyandın mı?
- Ruken: Kokun uyandırdı hürriyetim
- Azad: Bak en sevdiğin karanfilden getirdim
- Ruken: Teşekkür ederim sancıyan her y'anım
- Azad: Artık derman bulmak için azim etmelisin bekliyorum göl kenarında, güneş ve yağmurlarla seni
- Ruken: Biliyorum ahvalim sebebi. Merak etme geleceğim. İlk kez ellerinden tutup, başımı omuzlarına koyup gölün kokusunda gözlerin kahverengi masallarında kaybolacağım.
- Azad: O günleri yaşayacağız yek gülüşü ile gönlüm ve ruhumu abad eden. Unutma her lahza gülüşlerin kıvrımında can buluyorum.
- Ruken: Azad'ım bu gece yanımda kalır mısın?
- Azad: Hiç yanından ayrılmıyorum ki
- Ruken: Azad'ım bugün geleceğini bildiğim için anneme saçlarımı ördürdüm.
- Azad: Saçların her teli yüreğime envaı çeşit bahar olan hadi kirpiklerime ört kirpiklerini kalbimde uyu ruhumda uyu...

Bu sabah kuşluk vakti pencere pervazıma yuvalanan serçelerin sesi ile uyandım. Şen şakrak cıvıltıları eski mutlu günleri kulaklarıma çınlıyor, yüzümde gelincik çiçekleri açıyordu. Rüya diye seslendim yanıt alamayınca etrafımı gözetlemek adına yattığım yataktan kalktım. Odada olmadığını görünce kuşları selamlamak için pencereye doğru ilerler iken kapı açıldı.

- Ruken: Neredesin? Merak ettim seni Rüya.
- Rüya: Ablamın canı meyve çekmiştir diye çilek ve muz almaya gitmiştim.
- Ruken: Kardeşimin gönül güzelliği baharları solduruyor
- Rüya: Can içim nereye gidiyorsun öyle
- Ruken: Kuşları merak ettim ötüp durdular sabahtan beri
- Rüya: Senin kokuna ve gül yüzünü görüp ötmeyen kuşun uçma yetkisi ellerinden alınırmış bilmiyor musun ablam
- Ruken: İyi ki kardeşimsin
- Rüya: Hadi her gün bir muz yemek insana enerjisi verirmiş biraz çilek vücut direnci arttırır
- Ruken: Peki kuşlara bir göz atıp geliyorum.
- Rüya: Bende merak ettim kuşları
- Ruken: Hadi gel cemalininden nasiplensinler.
- Rüya: Tatlı dilinden ve güzel yüreğinden nasiplenmek o kadar güzel ki ablam anlatamam...
- Ruken: Minik serçe terbiyecisi Rüya kollarımı tutmasan ellerimden tutsan olmaz mı ?
- Rüya: Olur elbette seve seve kavalyen olurum
- Ruken: Mızırlığın bile güzel ve nazenin

Masaya geçtikten sonra Rüya muz ve çilekleri ağzıma tıkıştırmak yerine bundan böyle kendin yiyeceksin ablam diyerek dört çilek bir muz standarttın olacak deyip önüme uzattı. Sevda uğrana çekilecek her ıstıraba razı olacağımı bir bilse neler yaptıracaktı kim bilir. Nasıl isterseniz Rüya Hanım deyip ölüm susamışlığımı gizlemeye çalışarak sahte tebessüm kondurdum kirpiklerinin çatına.

Rüya yatağımı topladıktan sonra burada bütün gün kalmayacağız önce kahvaltı yapıp sonra kayısı ağacının çiçeklerini koklamak için bahçeye ineceğiz anlaştık mı? Anlaştık peri kızı diye yanıtlayınca sevinci ve tebessümü ile mecramızı kaplayan bulutlar dağılmış odaya gün ışıkları doluşmuştu. Kahvaltı için aşağı kata indik Osman amca uzun süreden sonra işe gitmiş annem kahvaltı masasını kurmuş Rüya' nın aldığı üç kupa bardak dikkatimi çekmişti içlerinde farklı gül yaprağı renkleri ile süslenmişti.

- Rüya: Ablam senin için kırmızı gül seçtik ne dersin
- Ruken: Beyaz gül olsa olmaz mı?
- Rüya: Az biraz duraksadıktan sonra yüzü asılmış bir şekilde oo olur ablam diye yanıtladı.

Sanki gelinliğimi seçtiğimi anlamış gibiydi. Çayları doldurdu ablam neden kırmızı gülü bana verdin? Canımın içi sevda sana yaraşır o sebepten. Hüzünlendiği apaçık gün yüzü gibi aşikârdı. Kim bilir onun yüreği sevdadan nasıl titremişti. Lakin benim derdim ile helak olmaktan dile getirip anlatamıyordu bile. Kahvaltı masasını annem ben toplarım dedi hadi siz biraz hava alında gelin deyip bizi nazik bir tavırla kapının önüne koydu. Kayısı ağacının altına oturduk bembeyaz çiçeklerinde arıların vızıltısı, kelebek ziyaretleri ile cennetten manzaralar bahşediyordu zihnimize. Biraz yürümek için oturduğumuz yerden ayrıldık. Bahçeyi küçük adımlar tavaf ederken;

- Rüya: üzülmez isen sevda üzerine biraz muhabbet etmek istiyorum.
- Ruken: Olur, güzelim lakin ilkin senin düşüncelerini duymak istiyorum
- Rüya: Bence aşk ve sevda karşılıklı olmalı
- Ruken: Ticaret gibi doğru mu?
- Rüya: Yani seni sevmeyeni seni özlemin anlamı yok
- Ruken: O vakit düşüncelerime kırılmak yok anlaştık mı ?
- Rüya: Üzülmem elbet işin doğrusunu sorar isen gönlünden öğrenmek istiyorum sevdayı
- Ruken: Ben nezdimde âşık yangın ise maşuk kül olmalıdır. Senin dediğin menfaat giriyor kanaatimce al gül ver gülüm. Tabiata baksana hiç arıların çiçeklere senin rengin bu renk kokun şu koku olmazsa ziyareti keser özünden nektar toplamam diyor mu?
Hiç duydun mu ağaçların ben bu harı sevmedim bir daha ki bahar çiçek açacağım dediğini?
- Rüya: Ama her çiçeğe yeterince arı konmaz ve her ağaç meyve vermez ablam
- Ruken: O vakit şöyle anlatayım. Ömür dediğimiz şu faniyette sevda bir kez cereyan eder ruha geriye yaşananlar hepsi o yarayı kapatmak için kullanılan yara bantları ve ilaçlardır.
- Rüya: Peki bunca ağır sevmek doğru mudur? Hududu olması gerekmiyor mu?
- Ruken: Fermanı göz görür kulak duyar dil okur ise de kalp anlamazmış Rüya'cım. Bu sebepten sevda ruha giydirilen kefendir nezdimde.
- Rüya: Asla senin gibi düşünen biri ile bir gelecek kurmayı planlanıyorum ablam.

Birlikte tebessüm ettikten annem mutfak penceresinden bize seslendi hadi gelin kahveler hazır soğuyacak. İçeri girdiğimizde melengiç kahvesinin kokusu sarmıştı mutfağı. Oturduk masaya;

- Annem: Ruken'im gözümün bebeği seni böyle görmek beni çok mutlu ediyor.
- Ruken: Mutluluğun daimi olsun annem daha iyi olacağım merak etme.
- Annem: İnşaAllah yavrum inşaAllah.
- Rüya: Abla ve teyzem bugün bir ara eve gitsem bir kaç parça elbise alıp gelsem olur mu?
- Ruken: Elbette gidebilirsin aşk olsun izin almak da ne demek.
- Peri: Dostum Yıldız'a çok selam söyle onu da getir dönerken
- Rüya: Ve aleyküm selam peki teyzem iletirim.
- Ruken: Rüya'cım gitmeden evvel beni odama çıkarır mısın lütfen?
- Rüya: Peki, ablam hadi çıkalım

Acımı gizlemekten yorulmuş Rüya'nın yokluğundan istifade etmek için odama çıkıp yüreğimi beyaz kelebekleri andıran kayısı çiçeklerine dökmek istiyordum. Odaya çıktıktan sonra pencere kenarına oturdum. Rüya yanaklarıma buselere kondurarak ben gelen kadar iyi bak kendine cancağızım deyip çıktı. Evden çıkıp yolda belirince pencereden beni kontrol edeceğini tahmin etmiştim avuçlarıma üç buse kondurarak el salladı. Bende el salladım lakin neden üç buse avuçlarına koyup gönderdiğini merak ettim. Gözden kaybolduğunda ah çekmemle yüreğim doldu Azad'ım dememle boğazıma dağlar oturdu. Sessiz feryatlar ile besledim kayısı ağacının tüm çiçeklerini. Pencerenin yansımasında tüm sevdası ile arkamda durun Azad’ ın kulaklarımdan ruhuma süruru zerk eden sesini işittim.

- Ruken: Azad'ım, ruhum hürriyeti sen mi geldin?
- Azad: Hiç ayrılmıyorum her an yanındayım. Kokundan tek adım uzakta parçalara ayrılıyorum gülen yüzüm...
- Ruken: Sevdiğim, gözlerimi örten sevdam; hatırlıyor musun ilk mektubunu banka bırakıp benim oturmam için ayrılmış mektubunu alıp almadığımı kontrol etmek amacı ile iki adımda bir arkana dönüp dönüp baktığın günü?
- Azad: Hatırlamaz olur muyum gönlüm hüzün deryalarının kuğusu o mektubu yazmak için yüzlerce kâğıt harcamıştım. Ne yazacağıma karar verebilmek adına binlerce aşk romanı ve şiirler okumuştum. Lakin hiç biri gülüşüne denk gelmediğini anladığım vakit şöyle başlamıştım mektubuma...

‘‘Gönlüm papatyaları mühürlendi hüsran mevsimine
Kum saati aşk seslenişlerinde vakit üryan
Gönlüm, lisanım arası cereyan ediyor hasret muhabbetleri
Motifli yüreğinden esinlendikçe baharlar
Maruz kaldı kirpiklerim tufanlara
Saklımda tuttuğum gülüşlerin ballandıkça
Düşlerini bandım ekmeğe ve tuza
Ey mahrumiyetim ve mahcubiyetim…!
Çöl feneri suskunluğunda ağıtlar yakıyorum avuçlarıma
Dilimde hasretliğin sükût fermanı
Gözlerimde intizarlar
Dön artık Göl Güzeli
Tahrip ettiğin kalbim yarasından katre katre sevda damlıyorum’’...

- Ruken:
İçimde lahza lahza artıyor sevda, yüreğimde binlerce korku teyakkuz halinde.
Ya bakışların diri diri gömerse bakışlarımı toprağa,
Ya gönlün yok hükmünde görürse gönlümü hangi iklim yaprak yaprak döker çehremi rüzgârlara...

Unutmamışız Azad'ım halen ilk gün ki gibi taze ve sıcacık.

- Azad: Evet, canhıraş gönlüm sahibesi unutmamışız. Peki, yazdığın cevabı hatırlıyor musun?
- Ruken: Elbette hatırlıyorum.

'' V’akit ardan tekerrür
Boğuluyor ümitlerim katrelerimde''…

Zerrelerime seni ezber ettirmenin fecrinde yükseliyor hasretin
Peydahlanınca yapraklarda gam ve elem
Nakış nakış işledim seni sancıyan her y’anıma
Evvel kan kustum hasretinden
Henüz zerk ettim sevdan zehrini gönlüme’’ …

- Azad:

Gönlüm ve simam kıyıları sıcak yuvandır.
Diler isen hüznünü aşıla diler isen gönlün ve simanı kar ruhuma.

Unutmamışız gülen yüzüm sancıyan ruhum.

- Ruken: Hadi gel Azad’ım kayısı ağacının çiçeklerini örtelim sevdamıza. Kuşları uçuralım gönlümüz dallarından asumanın namütenahi boşluklarına.

Azad neredesin Azad, Azad’ım.

Gelgitler konaklar iken sızılarımda ikindi yağmurları başlamıştı. Sevdadan sırılsıklam ruhumu kuytu köşelere gizler iken avuçlarım titrekliğinde gün batmaya meyillenmişti. Alacakaranlık vakti çökmeden Rüya ellerinde pembe küçük bavul ile karış karış ilerken bakışlarım topraklarını simasında bin bir çiçek rengi ile avazlarımı bastırmanın telaşesi sarmıştı beni. Kayısı ağacı çiçeklerine ve kuşlara haber vermeden yatağıma geçtim. Soluklarımda taşıdığım Azad’ın nefesi ciğerlerime havale ederken kalbim gümbürtüsünden sanki yıkılacak bina üzerime. Bir kaç dakika sonra adımlarının sesi ile içeri girdi sessizce geldi kontrol etti yüreğimi. Gönlümden taşanları görünce yanaklarımı sildi yanıma oturdu. Biliyorum hasrete kanaat getirmek zor, seni bırakmayacağım diye söz verdim kendime. Lütfen ablam bırakma beni diye küçük küçük ağladı. Avuçlarını sıktım ağlama küçüğüm dedim. Yanıma uzandı sıkı sarıldı birlikte uyuyalım mı abla dedi? Olur, dedim. Aynı kabirde azaptan korkarcasına birbirimize sarılıp uyuyup kalmışız.

Gece birkaç yıldırım sesinden ürksek de rahatımızı bozmadık sabaha dek yüreğimizi göz kapaklarımızın düş tutamağına bağlayıp sevdiklerimizi anıp gâh güldük gâh öldük.
Kahvaltıdan sonra Rüya ablam gel sana neler göstereceğim diye ellerimden alıp misafir odasına götürdü. Kafesin içinde limon sarısı renginde kanaryanın götürüp Tomurcuk bak bu canımız bundan sonra Ruken ablan bakacak sana onu üzme olur mu deyince Rüya dedim ben bakamam. Hem ben karşıyım kuşların kafeslere kapatılmasına fıtratlarına uymuyor. Hem düşünsene senin tüm özgürlüğünü elinden alan kişi seni sevdiğini söylüyor inanır mısın?

- - Rüya: Hayır, İnanmam ablam lakin söz verdin bana. Ne istersem yapacağım diye Tomurcuğun bütün bakımı sen yapacaksın bugünden sonra. Ha unutmadan söyleyeyim küçük hanım şarkı dinlemeyi çok sever.
- Ruken: Rüya’cım ben şarkı ve türkü hiç okumadım ve kendi kendime de mırıldanmayı sevmiyorum lakin şiir yazmayı çok severim.
- Rüya: Sahiden mi ablam bende şiir seslendirmeyi çok severim. Hem sana sürpriz olsun diye anılarımızı yazacağımız bir defter getirmiştim. Hadi gel yukarıya çıkalım onu gösterelim. Abla tomurcuğu almak senden ben karışmam.
- Ruken: Peki, başım belası. Hadi gel Tomurcuk göç etme vakti geldi. Bil ki kanatların sana fazla onları ben taşırım senin yerine.

Yukarıya çıktık cam kenarına Tomurcuğu bıraktıktan sonra burada kal şimdilik yerini ayarlayana dek diye tembihledim. Yabancılık çektiği her halinde anlaşılan Tomurcuk sükûta bürünerek gözlerini gökyüzüne dikip durdu. Rüya pembe bavulu kapının ardında bu alıp getirdi. Fermuarını açtıktan sonra en üstte duran siyah renkli üzerinde kırmızı gül oyalı elbiseliği çıkarıp bu nasıl ablam çok güzel dedim bende öyle düşüneceğin tahmin etmiştim bunun için bunu sana sen aldım. Teşekkür etmemi dahi izin vermeden yarın Şifa cafesine gideceğiz anlaştık mı? O kadar yürüyemem Rüya. Yolun yarısından fazlasını Osman amca zaten götürecek çınar ağaçlarının başladığı yerde inecek geriye kalan kısmını yürüyeceğiz. Peki diye onayladım.

- Rüya: Ablam gerçekten şiir yazıyor musun?
-
- Ruken: Evet şimdilerde yazmasam da şiir yazmayı çok seviyorum.
-
- Rüya: Ezberinde var mı?
-
- Ruken: Hayır
-
- Rüya: Hiç mi yok
-
- Ruken: Aşk olsun inanmıyor musun? Hem ben okumayı seviyorum demedi yazmayı seviyorum dedim. Lakin sen okumayı sevdiğini söyledin okumak ister misin?
-
- Rüya: İsterim ablam.
-
- Ruken: Peki, o vakit bavulumun en üst kısmında siyah kapaklı defter olacak onu çıkarıp getirir misin?
-
- Rüya: Hemen getiriyorum
-
- Ruken: Defterin arasında kurutulmuş güller olacak dikkat et Rüya'cım
-
- Rüya: ooo ederim ablam.

Rüya defteri getirmek için bavulumun üst kapağını açtı defteri alıp yanıma geldi. Dilediğimi okuyabilir miyim? Olmaz dedim şiir nasip işidir. Herhangi bir sayfa aç bahtımıza düşen şiiri görelim. Rüya defterin ortasında. Bir sayfa açarak gözlerini gezdirdi.


‘‘
Prag radyosu sevda söyleyişleri eflatun sayfalar sonu...

Yağmur üzeri yıldırım düşünce toprağa
Çatladı gönlüm sevda tohumları...

Hasret münakaşasında oya oya işlerken çam kokulu kelamlarını gönlüm duru ırmaklarına
Ruhun sarp kıyılarında kum zambağı açtım da durdum
Ruh-u revanım..!
Nar mertebesinde olgunlaşırken sükût avazlarım
Asude gülüşlerin mahrumiyeti araladı gönlüm kapılarını
Desibeli artıkça cümle vaveylalarımın
Kahır kuşandı yokluğun
Budur darağacına mütevellit umudum...

Matem, esrar ve sürur yıkandı deniz gülümsemesi çehrenden
Ziyana uğradı ziya demeti sensiz...

Vapur kokusu eşliğinde sarardı üzüm moru aşklar
Taşlaştı cam bilezikler merhamet zulasından
Hasret eleminden düşler naçar
Bilmelisin ki kum zambağı..!
Faidesizdir kiraz yağı gönlüm çatlaklarına
Mektup terasında bıraktığın gün kayısı sarısı sevdamı
Söküldü yamaları pabuçlarımın
İlişmedi cürmüme hüsün ve sükût
Buna mütevellit üryandır tepeden tırnağa avazlarım…

Sevmeyişlerin kulaklarımda küpe
Efsunlu kirpiklerin gökkuşağı...

Fokur fokur kaynarken Nil nehri hislerim kervanlarına
Dolunay güzelliğin hapsetti ruhumu lâl şiirlerin duvarlarına
Soluklarımda efkâr büyütürken ateşböcekleri
Sağdan sola, yukarıdan aşağıya tüttüm kokunla
Hasretin prangalara vurdukça kalbimi
Hiç olmak pahasına sığındım dilin asumanına
Ahh kum zambağım..!
Mum oldum karanlığın semasında
Tükettikçe sevdan ile aklımı
Sen açtı cümle hasret masalında çiçek yaprakları...

Zencefil masalları tuzla raflarda sırlandı
Biletsiz yolculuklar işk çıkmazında...

Elma çiçeği kokulu eller karaborsa sonrası mahşer yeri
Kırıldı fotoğraf çekmesi hasret yükünden
Ebru desenli kavak yaprakları bilendi güz serenatlarından
Sakarmekeler özlem fısıldadığı günden
Naz yağmuru kokusunda çekildi çöl kayığı gönlüm cehennemine
Sensiz unuttu damağım yeşil erik tadını,
Ruh-u revanım..!
Terk etti menekşe lokumunun kokusu bu kenti
Yokluğun afettir
Eziyet ve külfet
Af et
Recm ettim yokluğunda kuğu beyazlıklarını başak verdiği yerden...

Okyanuslar dolusu sevda muhabbetin kulak çınlamasında
Kuşlar seslendi gönlünü yüreğimin duruklarına...

Maruziyet kıvamında nedametler dökülüyor hüsranlığımdan
Gönlüme yaydığın is kokusunda ecel konuyor dallarıma
Yedi iklim biriktirdim yokluğunla gözyaşlarımda
Zemheriler zılgıt zılgıt tünerken alaca şafağıma
Kulak vermelisin haşir günü kalbim vuslatına
Gül tomurcuğum..!
Mahir olmasam da sevdaya
Hasretin kül etti cümle ümitlerimi...

İçimde firak gülleri açtıran bakışların bahar menşeili
Duygu sarrafı sözlerin ah u zar ve de mahzen...

Çalkalanırken yüreğim ve yüreğin yağmur gergefinde
Ar'af işlendi mavi ve siyaha
T'uzaklar yamalanırken kanatlara
Şehirler hapis oldu katre işlemeli fanuslara
Yıldız aydınlığında ucu kırıldı sevdaya dair cümle gam ve kederimin
Ruh-u revanım..!
Ardışık hislerim bir bir kapıldı hazana
Enkazdım sensiz
Sensiz mahzun...

Ab-gah narında kavrulur iken su perileri
Çöl fenerleri söndü hasretten...

Kıyama yeltendikçe takatsizlik ram oldu
Garp kucakladı ilk aydınlığı
Şen şakrak gün doğumları ertelendi şark vilayetlerinden
Visal gayeledinkçe yad eller sıla oldu gönlüm güllerine
Ahh ruh-u revanım
Kum zambağım..!
Saklandı sevda gönlüm kemin evine
Açmadı sensiz yek bahar gelincik çiçekleri
Sulh aralamadı dudak kapılarımı
Viranelik türedi göğsüm tüm hücrelerinde
Cancağızım bitmiyor sen şiirlerim
Varmıyor akıbetim gönlün vuslat yerine’’...


- Rüya: Ablam bunu okumak ne haddime bu şiir değil başlı başına bir sevda hikâyesi. Bunca kelimeyi birleştirmek ve buram buram sevda akıtmak.

- Ruken: Gönül ahvali sevda olanın bakışı tabiatı sevda olurmuş. Hangi şiiri göz attın bana da söyler misin?

- Rüya: Ruhu revanım şiiri ablam. Diyar diyar gezdirdi.

- Ruken: Biliyor musun her şiirin bir hikâyesi vardır.

- Rüya: Nasıl yani?

- Ruken: Yani yaşanmışlığı hatırası vardır.

- Rüya: Ablam çok merak ettim ruhu revanım şiirinin hikâyesi nedir?

- Ruken: Başka bir gün kardeşim anlatayım olmaz mı?

- Rüya: Olur ablam.

Yatağıma uzandım şiirin tüm hikâyesini anımsadıkça gönlüm doldu. Ahh ruhu revanım gönlüm iç çekişleri Azad'ım bitmeli artık bu hasret vuslatına muhtaçlığım. Yüreğim volkanlar gibi kaynar iken sensiz tenim bozkırlarda hüküm süren zemheri fırtınaları ile çalkalanıyor. Geçmiyor yek lahza hasretin sancıları. Kol geziyor gece varlığın sürurları ile aklım gelgitleri, gündüz yokluğun azabı makber. İmtihan bunca ihtişamlı olmalı mı? Cennet veya cehennem sevdaya, hasrete ve firaka denk olur mu hiç? Azad’ım ne soluğum kesiliyor sensiz ne yutkunabiliyorum. Yaşam ile ecel arasında a'raflığım tükenmiyor. Gün geçmiyor ki teninden ruhumdan kesit kesit eksilmediğim. Ah atan nabzımın umudu vurulduğum eceli sevda yapamıyorum sensiz deyip kendim ile sohbeti Azad'ın bakışları ile sonlandırdım.

Bir süre gözlerimi kapalı tuttum odada hafiften bir müzik dalgası yayıldı. Rüya' nın radyo açacağını anımsadım. Sesimi soluğumu bohçalara dizip yüreğimi yalnızlığımın esaretine kilitledim. Yağmur taneleri cama çarpıp yıldırımlar gürledikçe Tomurcuk huysuzlanıyordu. Rüya anlamış olacak ki pencere kenarından alıp başka bir kenara bıraktı. Uyuyup uyulmadığımı kontrol etmek için simama baktı ve üzerimi iyice örttü. Azad'ı bekleyişlerimde akrep ve yelkovan asırları içlendikçe gözlerimden akıttığım her katrede saçlarıma aklar düştüğünü hissediyordum. Gelmedi o akşam Azad gelmeyişine inat günde geçmedi. Simamda hüznün her rengi alaturkalar çalar iken genzim sade bir sükûta bürünmüş Nisan ayında solmuştu tabiatımda bulunan her türlü çiçek. Yatağımdan hiç kalkmadım o gün ne Rüya ne de annemin dedikleri ikna etmiyordu beni. Kulağımda daima bir ağıt yankılanıyor ben her zerremi bu ağıda adamıştım. Bir kaç asır ruhumu ve kalbimi dağladıktan sonra ciğerlerimi söken öksürükler baş gösterdi. Önceleri göğsümü paramparça eden nöbetlerden sonra kan pıhtıları eşlik etmeye başladı. Rüya’ nın başucumda yalvarmaları bitip tükenmiyordu. Bir ara gözlerimi aralayıp Rüya'cım diye fısıldadım efendim ablam diye yanıtladı. Olurda ölürsem Tomurcuğu kafeste tutma emi ve bütün bavulumdaki her şey benden sana emanettir. Sakın ola anneme bırakma. Bakıp bakıp kahrolmasını istemiyorum lütfen ablam böyle konuşma diye feryatları ile dövdü duvarları. Annem sesini duymuş olacak ki yanımıza geldi korktuğu ve telaşı ettiği elleri ve ses tellerinin titremesinden o kadar belli idi ki. Kuzum yeter kendine ettiğin eziyet bize de acı ne olursun harap etme artık kendini. Annem doktora götürme ısrarlarını sürdürdükçe ben tüm varlığım ile ısrarlarına kulaklarımı tıkadım. Annemin gözyaşlarına bakıp anneciğim göl kenarına gitmek istiyorum diye mırıldandım. Tamam, yavrum yağmur diner dinmez kızımı götüreceğim. Annemde anlamış olmalı ki ona da vasiyetimi son kez göl kenarında Azad ile bizim bankımızda güneşin batışını izlemek.

Mevsim toprağı yağmurlar ile yumuşatır iken rüzgâr hızını bir nebze düşürmeden günleri, ayları hatta ayları silip süpürüyordu ömrümden. Gün gün bu dünyaya fazla mekân işgal ettiğimin hissi artıyordu. Cüssemde eve gelip iğne yapan doktorların morluk izleri artıkça faydasız çırpınışlarla dualar yükseliyordu annemin ağzından.

Havalar iyice ısınmış bulutlar terk ediyordu asumanı annem ve Rüya yanımda oturmuş sükûtun surlarını yükseltmekle meşguldüler. Anne beni bugün göle götürür müsünüz dedim. Annem olur yavrum gidelim. Annem Osman amcana haber verip geliyorum deyip yanımdan ayrıldı. Rüya’cım bana getirdiğin siyah renkli üzerinde kırmızı gül oyalı elbiseliğimi giyebilir miyim? Rüya; evet ablam o senindir. Yatağımdan doğruldum uzun süreden beridir kendimi bu kadar dinç hissetmiyordum. Rüya dolaba astığı elbiseliği getirdi yardım edeyim mi ablam diye sorunca annem giydirsin. Olur dedi boynunu bükerek annem geldi. Rüya Tomurcuğu bahane ederek yanımızdan ayrıldı. Annem üstümdeki gecelikleri çıkarınca vücudumdaki morlukları görünce iç çekti ve başaramadım kardeşim deyip gözyaşları ile üstümü giydirdi. Saçlarımı örmesi için Rüya’ ya seslendim. Rüya ilk defa canlı bir cesede dokunurmuşçasına narin bir şekilde saçlarımı ördü. Rüya’cım bavulumdan fotoğraf albümü ve mektuplarımı verir misin diye rica ettim. Atik adımlarla rüya fotoğraf albümü ve mektuplarımı getirdi. İçlerinden bir fotoğraf ve bir mektup seçtikten sonra geriye kalanı uzattım Rüya’ya ve unutma bunlar benden sana emanettir. Onların yardımı ile aşağıya indik Osman amca arabanın kapısını açtı ve yasımız başlamıştı. Saat öğlene yakındı gökyüzü berrak her taraf mis gibi envaı meyve çiçeği kokuyor, trafikde yok denecek kadar azdı. Bir bir geçerken sokakları caddeleri ömrümden, Azad’ ın hatıralarından kesitler geçiyordu gözlerimin önünden. Kimseden çıt çıkmıyor sessizlik hâkimdi tüm şehre. Az sonra iskele yolundan salına salına inmiştik aşağıya. Kafeleri bir bir geçtikten sonra bankın yanına geldik. Anne ve Osman amcamı siz cafede oturun diye tembih ettikten sonra Rüya’nın omuzlarına başımı koydum. Azad’ ın el salladığı fotoğrafa derin derin bakıp buse kondurdum parmak uçlarına ve mektubu Rüya’ya uzattım bana okur musun lütfen.

- Rüya: Tabi ki okurum ablam.

Ağlamanın kahkahaya karıştığı sokaklarda ıstırabıma tebessüm olan ahvalim zehri sensizlik…

Sevgili Ruken’im, Gülen yüzüm…

Taşar iken hasretten yana rızkım gönlüm gülizarlığından
Mukayyet olamadım gönlüm zemheri vurgunlar ile teslim alan ateşten katrelere
Tamah ettikçe gül solduran gün karartan iklim devşiren gülüşlerine
Yerle yeksan etti hasretin boranları
Usul usul aşındırır iken bakışların gülüşlerimi
Şekvalar birikti kirpiklerime…

Nasılsın manolya yaprağına düşmüş çiy ve çiye hapsolmuş dolunayım?
Affet lütfen gönlümü hasretinden toparlayıp gelemedim tebessümlerin bayram sevinçlerine.
Biliyorum; çekerken pencerenden perdeleri gözlerin uzun uzun gözlerimin hayaline daldığını
Bilmelisin ki ettiğin her ah u zar ve sitem mesafe tanımaksın gönlüme kefen biçti…

Nasipsizim rızkı sevdadan
Hasretin süzülür iken dilim kemiklerimden
Feveranlarımı kesemedim kirpiklerinden...

Yükselir kuşkanadından hasretimin yankıları
Bir deri kemik kalmış hislerim özlemin açlık grevlerinde
Sevdiceğim sensiz hava daima pus
Cümle figüran hisler uçarı
Sükût yankılarım süzülür iken gök’yüzünde
Takdir görülmemiş vuslatımız mahzenlere yuvalandı…

Darılma cancağızım sağlığımdan bahis açmayacağım bu mektubumda lakin içimde durmadan sızlayan ismin fırtınaları koptuğunu bilmen kâfidir.
Hayır, elbette sayıyorum sen gibi bugün tam 10 yıl 361 gün oldu gözlerimi gözlerinden ayrı kalışı
Sahiden lalezar kokulum halende bakışların ahular gezdiriyor musun?
Tebessüm edince dağılıyor mu kara bulutlar?
Dokunduğun her çiçek avuçlarına kınasından renkleniyor mu?

Sevgili Ruken’im gönlüm mizacı, dalgın bakışlarım müsebbibi…

Gönlüm is kokusunu harflere serpiyorum yangınım sensizlikten.
Bil ki sensiz tadı yok baharların ve kuşlar daima yabani
Son olarak Hasretliğim unuttum sanma daima soluklarımda büyütüyorum sevdamı ve hasretimi…

Gülen yüzüm sancıyan her yanım unutma her gece baktığın ay ışığı ve yıldızlara ismini sayıklıyorum bu şiirime cevabını hasretle bekleyeceğim…


İçimden söküp atmaya yeltendikçe seni ayakları kesildi küheylanlarımın...

Zin; namüsatliğim kalbime açtığın neşteri yara'n'dan
Maya tutmaz bu topraklarda baharlar sensiz
Salma gözüm yaşlarına firakı
Sen ki; zindan mecralarında kırılan boynumun müsebbibi
göğsüme sere serpilmiş zehir...

Kadrajı bozuk gri düşlerle b’akıyorum sana
Şeker tadı gülüşlerin simanda yamalı ve ısmarlama
Bilmiyorum mukaddes bakışlarını hangi harf hangi cümle geri getirir bana
Bir bilsen ne çok sende u'yanıyorum kalbim sızısı
Ey göğsümün sevda mührü
Derin imkânsızlıklarım, zayıflığım..!
Bırakma, bilirsin umudum sensin güzergâhım sen…

Grinin semazenliğinde har vurup harman savuruyorum hislerimi
Küllerim karışıyor avuçlarının kınalarına
Çiselenirken düşlerin vaktin sükût yanına gölgeleri üşüyor kalbimin
Her an her lahza hüznü efkârın genişliyor simamda
Vebalim olana sigara üzerine sigara yakıyorum
Ey gönlüm rahlesi..!
Bakma öyle ürkek ürkek
Sevdam daima ak beyazdı
Sen bana matem ve siyah
Ruhumun aynası sen yoksun ya ecel bile unuttu beni bende...

Kor olup küllenmemiş can anlar mıydı can yangınından
Sirayet edince hasret kalbin yamalı yaralarına
Geçer miydi yek bakışla yarayı sevda..?

Yüreğimi sineme döke döke tutuşturdum kirpiklerinden kirpiklerimi
Tamah edip aramadım bir lahza derman
Yalın ayaklarla sürdüm hasretliğinin keyfini
Adımlarımda papatya ve nergis izlerin
Kâh eğildim hasret narından büküldüm vâv gibi
Kâh hıçkırık nöbetlerin uyandırdı gönlüm sersefil halini
Kanayan gözlerimden silmedin bir tek hayalini
Ey yaralarıma şifa..!
Nemli bakışlarının saf sularında bir boğulan ben miydim sevdadan yana..?
Bir bilsen kaç Dicle kuruttu kirpiklerim seni sızlakmaktan
Senden uzaklaştıkça ne çok sahralaştı hislerim
Güz güzeli..!
İnan bana gün be gün an be an eriyorum kendimden sana
Senden sonra hayrım kalmadı
Yüreğim tek dinar sadaka oldu da kesesine hayır diye koyanım olmadı…

Emniyet zincirine bağladım kalbimi
Vuslat, dalında kalmış son çınar yaprağının bahar serabı
Maksat terfi etmek değil, gönlünde gönlümü bulmak…

Dolunay gülüşlerini nakış nakış işlemiştim yüreğime
Nefesin nefesime sultan
Tenin menzilim dışında
Seni tenzih etmeyen cümlelerim külliyen yalan
Ey hüznüne beni bulayan..!
Takvimler seni gösterdi göstereli yüreğimden eksilmedi hazan yeli
Tutmasan da olur yürek cemalimden, yangınımı körüklemen kâfi…

Aralık 26
Yönü Nil nehri ne dönmüş kervandan, dolunay’a...

Ömer Altun 2
Kayıt Tarihi : 15.4.2025 15:34:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!