Ankara sırtlarına bu gece yağmur yağsın
Anneler evlerinde bir masuma ağlasın
Takılsın Hüma kıza nurdan beyaz bir kanat
Bir daha dert görmesin yalan dünyaya inat
Filizlensin başında en sevdiği çiçekler
Yormasınlar naaşını uçuşan kelebekler
Hümeyra ismiyle şiire başlayarak zamansız bir sevda iklimine kapı aralamak istedim. Nitekim bu isim sevginin sadece bir duygu değil, bir nezaket ve hürmet makamı olduğunun kadim bir nişanesidir. Bu hitapla şiirimin ruhuna ayrılığın bir kopuş değil, bir "hicret" mertebesi olduğunu fısıldamak istedim.
Dini konularda yorum yapacak kadar haddim ve bilgim olmasa da Peygamber Efendimizin o zarif seslenişindeki derin sadakati şiirimde ki vuslatı şart koşmayan, sevgilisini bir kuyu derinliğinde meftun bir halde bekleyen o vakur duruşla birleştirmek istedim.
Çünkü biliyorum ki aşk, tenin ötesinde, ruhun şavkında beslenen ve "kördüğüm" misali çözülmeyi reddeden bir bekleyiştir. Hümeyra diyerek aşkın en saf, en nazenin ve en "şerefli" halini, kökleri bu dünyada yitse de gövdesinde aşkın suyunu taşıyan bir sabırla ilmek ilmek işlemek istedim.
Boynumda başlayan ağrının işgalinde gözlerim kısılırken
Ben öldüm zannettiler
Enseme yuvalanan habis yumru elinde işkenceler çekerken
Ben öldüm zannettiler
Adımlarım küçülüp devrilme eşiğinde dengem destek ararken
Ben öldüm zannettiler
Sen çekip gittiğinde ben bir asra uyandım
Tükettim yelkovanın hareket menzilini
Akrebin sebatıyla izledim gidişini
Nice mahrem anıyı sürgün ettin zihninde
Vakitler anlamsız lahzalara bölündü
Sen çekip gittiğinde giden yalnız ölündü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!