Kimin umrunda söyler misin?
Senin orası bahar, benim mezar.
Acınası bir tabela yazısı o da riyakar.
Sen belki de gülmediğin kadar güleç,
Sevmedin kimseyi sevildiğin kadar,
Sevmediğin kadar seviliyorsun, ötekini.
Peki ya beni?
Beni hangi mezarlıkta unuttun sormak istiyorum.
Tamamen merakımdan soruyorum.
Manasızca bir kelam farkındayım manasızca bir sual.
Sen gönlünü hoş tut ben de hoşum.
İçimde şarapların bıraktığı bir boşluk,
Yine de hoşum sen dertlenme.
Kederli kederli konuşsam ne değişir?
Ne anlam kazanır fuzuli iksir.
Hapsettim kendimi, içimdeki korkunç bir zehir ,
Dahası bir ben var o da meçhul.
Yoksul…
Ama yoksulluğun da bir şerefi vardır.
Kaybettiğin yoksa kazandım diyemez insan.
Yavaş yavaş ölür ama minnet duymadan.
Şimdi var mı bende bıraktığın bir tek cümle.
Bir tek özdeyiş var mı sayıklayarak
Söyleyerek ya da mırıldanarak
Hatırlayacağım, aklımdan hiç mi hiç çıkarmayarak….
Ben seni hep aynı şekilde anacağım.
Hep aynı bileceğim seni duygu sefili.
İki alemin acımasız sefiri.
Benim öfkemden dem vurur zelzele.
Benim öfkeme saklanır Kerbela’da kaybolan
Benim öfkemdir ardımda tek miras.
Anlamanı ya anlamanızı beklemiyorum.
Maruz görün beni “sen” diye hitap ediyorum.
Eski münasebetimize temennimle.
Fakat bundan böyle
“Sen” demeyeceğim.
“Siz” diyeceğim kaç kişi olduğunuzu bilmeden.
Yüzünü bile görmeden, hissetmeden.
“Siz” diyeceğim size inat edercesine.
Yusuf mu kayboldu mezarda ağlıyorsun.
Yakup musun?
Yoksa acıklı hikayeler okuyan Züleyha mı?
Hangisi… Söyler misiniz hangisi?
Hangisi olmak isterdiniz?
Ben ikisi derdim mesela Firavun’a inat.
İkisi de ayrı bir destandır kendi içinde.
Ayrı bir mısra ve ayrı bir dize.
Bu bir ölüm orucu diyelim, varsın öyle olsun
Varsın açlıktan ölsün tüm medeniyet
Tüm aşıklar, aşk uğruna feda etsin güzelliğini,
Harcasın uğrunda kibrini,
Şairler bir araya getirsin iki kelimenin gizemini,
Yazarlar üstüne koca koca öyküler dizsin.
Ressamlar, müzisyenler ve daha nicesi…
Hiç tutabilir mi yerini,
Daha ufacık yanağın soğukta ne denli titrediğini,
Kim, nasıl anlayabilir?
Bak az evvel “tak… tak…” kapı sesi.
Üç ufacık çocuk daha minicik yüzleri,
Kıpkırmızı olmuş soğuktan elleri,
Duruşunu bozmadan ürkek, gururlu ve o kadar da mahçup;
Benden elbise istedi.
Belki benim elbiselerimin içinde kaybolacak kadar ufak,
Belki montum onu görünmeyecek kadar saracak,
Ama bir soğuk bir soğuk kimse yok anlatacak,
Kimse yok hiçkimse yok ağlatmayacak.
İkisi oğlan biri kız çocuk…
Hani vicdan, hani merhamet, hani insanlık?
Kayıt Tarihi : 9.3.2026 06:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gerçek bir hikaye




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!