Keskin bir soğuk; pantolonumun arka cebinde yüzlerce kelebeğin ayaklarının altında bahar geçirmiş, yaprakları kurumuş beyazımsı bir umut. Yol uzun, yol yorgun, yol şiir; sol şerit sana kapalı. Rüzgar, Whitney Houston’un ‘Seni Her Zaman Seveceğim’ şarkısına eşlik eder. Nereye baksam sen, gözlerimi kırpsam kayboluyorsun. Kalbi kırılan güneş, gıdıklanan bulutlar inatla savaşına dahil ediyor beni. Bu kadar zor olmamalıydı, bu kadar ısrarcı olmamalıydı senden gidebilmek; inan kaçmak değil bu. Tüm bu savaşlar bitince karnımda ağustos böcekleri ile geleceğim.
İçim kan ağlıyordu, yasaklanmıştı dilim; kalemim anarşi, kalbim binlerce kez sen atıyordu.
Soğuktu, aylardan aralık, günlerden salı; ilk o gün yasaklandı lügatımdaki alfabeler; şafak vaktiydi, dumanlıydı mahallem.
Mehmed Uzun zamanıydı, on ikinci sayfada barışsak da göz perdelerim cigara yaprağı, sen kulağımda bir ninniydin.
Sana yazdığım hiç bir mektup gelmedi, korktular; korkuları yanlarına, şiirlerim bana kaldı.
İçimde kalan şiirlerin bir gün kemiklerimi kıracak diye çok korkuyorum…
Kırk yıl yatarı vardı bu sevdanın.
Ne bu sevdaya müebbet, ne mavi bir gökyüzü, ne de rahat bir uyku isterdim; yastığım dizlerindi.
Daktilom adınla silik, hırkam teninle işlenmiş; yüz hatların kaderimdi.
Üç numaraydı saçım, yüreğim sinekkaydı; üşürdüm.
Avluda kanatları vardı yalnızlığımın, sende umudum; ranzam çoğu zaman mezarımdı.
Gençliğim kızgın bir örste dövülürdü, çaresizliğim demlenirdi mehtapta; yakamoz gözlerindi.
Gözlerimi kapadım.
Çünkü açsam ilk göz bebeklerimde doğacaksın.
Önce biraz gelişi güzel olacak söylediklerin,
sonra yavaş yavaş devrik olacak; anlamsız gelecek.
Kaç sabah, kaç akşam, kaç gece sensiz
geçen; baykuşları uzun zamandır görmemiştim.
“Çaylar geldi.
Benimki açık, Kız Kulesi desenli sanmıştım
bardağı; ah şu titreyen, telaşlı heyecanım.
Önce biraz güldü, sonra sustu; sonra gözleri
kapandı kahkahalarının içinde.
Kaç şiir yazmalıktı, kaç özleme sığardı o an.
Meğer sana gelmek içinmiş
bağcıklarımı çiçeklere dönüştürme çabam;
tüm yollarım bu yüzden bahar kokuyormuş meğer
Sen ki bahçemde mor sevinçleri olan menekşelerimin ardından yas tutan karanfiller bıraktın.
İçimde ölmüş kuşlara mezar yapan çocuklar, uçurtma uçuşlarının heyecanını yaşayan mahalle halkı, Yaşar Kemal’in şiirlerinden hendeklere saklanan Mezopotamya var.
Sırtınızdaki paraşütün ipleri başkalarının elinde oldukça yerle bir olmaya mahkumsunuz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!