Laçinlinin biri
Bu devir haramzâde, terazi kelepçeli,
Hak söz sürgün yedi, vicdanı selepçeli.
Eğriye secde eden alnını ak sandı,
Doğruyu söyleyen dâr-ı gamda hep çileli.
Makam-ı İbrahim bir ulu durak,
Gönül aynasından silindi feryat.
Sana nasip oldu o nurlu toprak,
Vuslata erdin ya Akın ağam.
Doksan yedi yılın izi yüzünde,
Bir devrin mührüdür Saffettin Dede.
Korku barınamaz onun özünde,
Mertliğin yurdudur Saffettin Dede.
Bir ömür mihrapta eğilmiş alnın secdesi,
Taştan daha sabırlıydı sabrın hecesi.
Ne maaşın hesabı, ne dünyanın hırsı,
Aziz Öztürk dediler; bu milletin sesiydi.
Seher vakti düşerken, cami yolu gözlenir,
Hocadan önce varıp, gizli dertler gizlenir.
Meczup diye hor görme, ruhu nurla beslenir,
Onun sustuğu yerden, hakikatle seslenir.
Şu fani mülkün mühre, vurulunca son mührü,
Gönül gözüyle seyret, neymiş hayatın sihri.
Tükendi bitti artık, nefsin o acı zehri,
Menzile varan canlar, gayrı huzur bulacak.
Köyün girişinde bir kerpiç duvar,
Sırtında dağ gibi hatıralar var.
Damlarda çürümüş eski hasırlar,
Güneşle bir doğar o kırk sene.
Kahvenin camları puslu ve isli,
Eskiden adıydı Sığır Önü,
Şimdi herkes bilir Meydan Yeri’ni.
Her taşında gizli nice bir iz var,
Her rüzgârda döner eski bir saz var.
Lastikler yanardı, göğe dumanı,
Aşkın dergahında yandın da geldin,
Gözyaşınla pası sildin de geldin.
O mukaddes sırra erdin de geldin,
Gönül sarayına nur doldu dayım.
On üç Ekim doksan dört, zaman kurşun kestiği an,
Tunceli Uzunyayla’da pusuydu kurulan plan,
Dağlar sustu, gök karardı, yer titredi bir an,
Bir yiğit düştü toprağa, ayağa kalktı vatan.
Namert kurşun arar hedef, mert alnını siper eder,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!