Dünyaya bir daha gelsem yine seni severim demek geliyor içimden yine aşığım sana demek ama olmuyor ki...
Güvenmek zor geliyor insana, tekrardan başlamak tekrardan bir hayata adım atmak zor geliyor... Yıkılınca hayaller tekrar kurulmuyor ki yapacak bir şey gelmiyor elden...
Seni sensiz yaşamak sanki hızlı hızlı yağan yağmur tanecikleri gibi birbirlerine çarpmadan yanından geçmek gibi...
Hayal mi; çok güzel senin var olduğunu bilmek bile umut verici... Gözlerimi kapattığımda sen olmasan bile seni görebilmek gibi... o masmavi gözleri ölümüne bakmak gibi... O gözlerinde, o mavişliğinde sonsuzluğa uzanan hiç olmayacak olan geleceğimizi görmek gibi, seni bizi görmek gibi...
Seni yaşamak mı; öyle muhteşem ki kollarımı açtığımda sana doyasıya sarılmak gibi. O muhteşem şeftalimsi kokunu doyasıya içime çekmek gibi... O kıvrımlı saçlarının parmaklarımın arasında dolaştığını hissetmek gibi... Ve ve öyle sevmek ki seni yaşamak alacağın tek nefese canımı verebilmek gibi...
Yorulmak mı; seninleyken mi? Dünya’yı gezsem yorulmam ki seninle sen benim zaten dünyamsın zaten sonsuzluğa uzanan mabedimsin ben senin içinde gezerken yorulmam ki... Tanımak istediğim tek kişisin... Yürek yangınımsın yangımı söndürmek mi asla sen benim sönmeyecek yangınımsın korum alevimsin...
ÖZLEMEK Mİ; işte bunlar özlemek sevip de kavuşamamak özlemek onu hissetmek onu yaşamak yorulamamak hayal kurmak özlemek... Nefesini on dakika tutmak gibi ölmek yaşayamamak gibi özlemek... Uçurumun kenarına gidip sadece bakmak ama atlayamamak gibi pişmanlık gibi özlemek, pişmanlık gibisin özlemek pişmanlık geriye dönememek gibisin sadece hayalsin özlemek sadece hayal...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Çok güzel çok hoş olmuş severek okudum.
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta