Ötüken’in bağrında, kuruldu ilk otağımız,
Mete Han’ın emriyle, titredi şu dağımız.
Asya dar geldi bize, at sürdük biz batıya,
Yayımızı gerince, korku düştü katıya.
Attila’nın kılıcı, Roma’ya bir cezaydı,
Tanrı’nın kırbacıydı, gökteki tek aydı.
Afgan dağlarında biz, bembeyaz bir kardık,
Hint eline nizamı, adaletle kardık.
Taşa kazıdık biz, "Türk" denen o adı,
Kürşad’ın ihtilali, özgürlüğün tadı.
İstanbul surlarına, ilk biz kılıç vurduk,
Avrupa’nın kalbine, çelikten taht kurduk.
Hazar’ın kıyısında, hoşgörüyle duruldu,
Müslim, İsa, Musevi; adaletle soruldu.
At üstünden inerek, şehirlere yerleştik,
İlim ile fen ile, sanat ile birleştik.
Hak dinini tanıdık, kıbleye biz yöneldik,
İslam’ın sancaktarı, olup Hakka güvendik.
Sultan Mahmut yürüdü, Hindistan’ın içine,
İman mührünü vurdu, putların o hiçine.
Malazgirt ovasında, açıldı o kapılar,
Anadolu Türk oldu, yıkıldı tüm yapılar.
Moğol’un ateşine, göğsümüzü gerdik,
Celaleddin misali, bu canı biz verdik.
Karadeniz kuzeyi, Altın Ordu yurduydu,
Rus knezleri bize, divan duran orduydu.
Emir Timur gelince, cihan durdu selama,
Gerek yoktu o an, başka söze kelama.
Hindistan bahçesine, güller ektik derince,
Tac Mahal şahididir, sevdayı o görünce.
Söğüt’te çınar olduk, gölgemiz sardı cihanı,
Üç kıtada okundu, Türk’ün şanlı ezanı.
Bu on altı yıldızın, parlayan son güneşi,
Türkiye Cumhuriyeti, yoktur onun bir eşi!
Kayıt Tarihi : 18.2.2026 21:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!