Ölümsüz Bahar
Anlamsız bir hayatta,
Boşa kürek çeken bir kayıkçı mı olsam?
Yoksa varsam, gitsem bu diyardan,
Zaafiyetlerin olmadığı bir yere.
Bir hayal kursam...
Mevsim hep bahar olsa, hiç kış gelmese.
Sevsem... Ah, sevsem...
Birinin bir çift gözüne bakıp,
Uzaklara dalıp gitmek gibi sadece.
Çünkü o hayalde, o yerde,
Ne bir ölü var etrafta,
Ne de ölecek biri.
Berkan Zengin
Kayıt Tarihi : 19.8.2025 03:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
KAYIKÇI VE BAHARIN Fısıltısı Yaşlı bir kayıkçıydı. Yüzü, tuzlu deniz suyu ve sayısız fırtınanın izlerini taşıyordu. Her gün aynı anlamsız sularda kürek çeker, ufukta belirsiz bir nokta arardı. Ne bir limanı vardı ne de gideceği kesin bir yönü. Sadece gün biter, gece başlardı. Tıpkı şiirdeki gibi, o da bazen "boşa kürek çeken bir kayıkçı" olduğunu düşünürdü. Bir gece, yine yıldızların altında kürek çekerken, içinden o tanıdık soru yükseldi: "Anlamsız bir hayatta, boşa kürek çeken bir kayıkçı mı olsam?" O an, gökyüzünde kayan bir yıldız gördü. Eskilerin dediğine göre, kayan yıldızlar dilekleri fısıldardı evrene. O da fısıldadı içinden: "Varsam, gitsem bu diyardan..." O gece uyuyamadı. Ertesi sabah, her zamanki gibi denize açıldı ama bu kez farklı bir his vardı içinde. Sanki rüzgar, uzak diyarlardan bir fısıltı getiriyordu. "Zaafiyetlerin olmadığı bir yere..." Günler haftaları kovaladı. Kayıkçı, o içsel fısıltının peşinden gitmeye karar vermişti. Artık sadece günü kurtarmak için kürek çekmiyor, bilinmeyene doğru yol alıyordu. Yanında sadece eski bir harita ve kalbindeki o sönmeyen arzu vardı: "Bir hayal kursam... Mevsim hep bahar olsa, hiç kış gelmese." Bir gün, fırtınalı bir denizde, umudunu yitirmeye başladığı bir anda, kıyıya vuran bir sandala rastladı. Sandalda, gözleri gökyüzü kadar berrak bir genç kız oturuyordu. Korkmuş ama bir o kadar da umutluydu. Kayıkçı, onu kendi küçük kayığına aldı. Kız, uzak bir adadan geldiğini, orada kışın hiç yaşanmadığını, çiçeklerin yıl boyu açtığını anlatıyordu. "Sevsem..." diye fısıldadı kız, kayıkçının yaşlı gözlerinin içine bakarak, "...birinin bir çift gözüne bakıp, uzaklara dalıp gitmek gibi sadece." O an, kayıkçı o şiirindeki o dizeyi hatırladı. Sanki o kız, o "Ölümsüz Bahar" hayalinden çıkıp gelmişti. Birlikte kürek çektiler. Fırtınaları aştılar. Umutlarını hiç yitirmediler. Ve sonunda, ufukta yemyeşil bir ada belirdi. Hava ılımandı, çiçeklerin kokusu ta uzaktan geliyordu. Kayıkçı ve o genç kız, o adaya ayak bastılar. Etrafta ne hüzün vardı ne de kayıp korkusu. Sanki zaman durmuştu. İşte o yerde, ne bir ölü vardı etrafta, ne de ölecek biri. Yaşlı kayıkçı, anlamsız sularda çektiği küreklerin aslında onu bu "Ölümsüz Bahar"a getirdiğini o an anladı. Bazen, boşa gibi görünen çabalar bile, bizi en güzel hayallerimize ulaştırabilir. Yeter ki, içimizdeki o umut fısıltısını dinlemeyi bırakmayalım.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!