Kış gecesi uzun, sahur sessiz ve derin,
Ay ışığı düşer beyaz sokaklara.
Soğuk camlarda dua izleri var,
Kalbim sabrı öğrenir yıldızlara baka baka.
Gündüz kısa ama imtihan ince,
Hepsini alın,
nefesim birine umut olsun,
ellerim bir başkasının yarınını tutsun,
sesim başka bir boğazda yeniden titreşsin.
Ama göğsümün tam ortasında
Ben solgun renkleri seviyorum,
Topraktan yeni çıkmış kokuları.
Sesini çok yakmamış ezgileri,
Biraz sert, biraz acele söylenen sözleri.
Ne fazla süslü olsun dünya,
Acı çekmeden gülmeyi öğrendik sanırız,
Oysa dudak kıpırtısıdır çoğu zaman.
Kalbe değmeyen sevinç
Ses yapar ama iz bırakmaz.
Yara görmemiş bir ten
Sarı, bir sabah ışığı gibi düşer içimize,
Ne kadar yorulsak da yeniden başlatır.
Lacivert, uzun bir geceye benzer,
Beklemeyi, sabretmeyi öğretir.
Bu iki renk yan yana geldi mi
Gençliğim ateşli bir ırmaktı,
Taşları yara yara aktı gitti.
Gözüm ufukta, gönlüm uzakta,
Yol bildim ama yönü seçemedim.
Düştüm, kalktım, yine yürüdüm,
İnsan dedim, yüreğimle inandım,
Sözlerine umutlar bağladım.
Gülerken dost, dönerken yabancı,
En çok da sessizliğe kandım.
Vefa bir masaldı dillerinde,
Omzumda dünyanın yükü varken
Bir tek söz bile etmeyenle
Ne yapayım ben?
Kalbim köz gibi yanarken
Bakışı soğuk kalanla
Aşk nasıl tamam olsun?
Suskunluğun ortasında bekledim,
Her bakışın bir adım olabilir sandım.
Kalbimi açtım sessizce,
Ama sen hâlâ uzak, hâlâ soğuk.
Sevdamı ispatlamak için çabaladım,
Bıraktık acı büyüsün,
göğsünü gere gere yükselsin diye.
Varsın gölgeler uzasın,
duvarlar kalınlaşsın.
Her şeyin bir sınırı var çünkü;
en sert taşın bile




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!