Zaman, kadim bir tespih tanesi gibi parmaklarımın arasından kayıp giderken, içimde senden kalan o devasa boşlukla bir başıma kaldım. Seni özlemek; bin yıllık bir şehrin kuşatma altında, açlık ve susuzlukla değil de sadece bir "ses" bekleyerek can çekişmesidir. Nupelda; adın dudaklarımda kuruyan bir vaha, hayalin ise göz kapaklarımın arkasına mühürlenmiş bir sürgün. Sen, bu fani dünyanın gürültüsünde duyduğum en dilsiz feryatsın.
Seni aramak için düştüm yollara. Önce Ninova’nın yıkık dökük kütüphanelerinde, isminin hangi tanrıça ile eş tutulduğunu sordum taşlara. Sükût ettiler. Sonra Babil’in asma bahçelerinde, kokunu taşıyan o efsunlu rüzgârı bekledim; fakat rüzgar, sadece senin yokluğunun tozunu serpti yüzüme. Diyarbakır surlarının o kara ve vakur taşlarına yasladım yorgun ruhumu; her bir taş, senin hasretinle çatlamış birer sabır abidesiydi. On gözlü köprüden akıp giden nehir, senin gözyaşlarının hırçınlığıyla yarışıyordu.
Herkesin bir vatanı vardır Nupelda, benim vatanım ise senin hayalinden kurduğum o ulaşılamaz başkenttir. O başkentte caddeler senin adınla anılır, meydanlarda sadece senin sükûtun yankılanır. Roma’nın yolları nasıl ki mutlak güce çıkarsa, benim bütün düşüncelerim de öylece senin imkânsızlığına varıyor. Ben seninle, İstanbul’un yedi tepesinden aynı anda batan güneşin kederinde buluştum; bir yanım Ayasofya’nın vakarı, diğer yanım Kız Kulesi’nin o bitmek bilmeyen yalnızlığı…
Adettendir,seven vurulur
Sevilenindir gurur
Sevgi dolu dizgin
Sevgi içten
Sevgi savunmasız




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta