Emir, göğün çatlağından sızdı;
Nuh, ahşabın sağır gövdesine merhameti işledi.
Dalgalar dağı yutmaya hazır bir iştahken,
Gemi, imandan bir omurgaydı yalnızca;
Suların öfkesine gerilen o ince sızı.
“Gel!” dedi Nuh, kanın değil canın kıyısından;
Oğul, toprağın sessizliğine sığındı.
Anladı ki o gün tarih:
İman, damarda akan kan değil,
Ruhun kendi karanlığında yaktığı tek kibritmiş.
Çiftler bindi; can cana, nabız nabza…
Ve gök kapandı, yer yarıldı, zaman durdu.
Sular sadece şehri değil,
Kalplerin ağır mühürlerini de boğdu.
Aylarca süren o ıssız salıncakta,
Korku sabra, sabır sessiz bir zeytin dalına evrildi.
Gemi, nihayet bir zirvenin alnına oturdu;
İnkârcılar boğulmadı;
Verilmiş hükmün boşluğunda kayboldular.
Dağlar sığınak olmadı, soy kurtuluş getirmedi;
Gemiye binmeyen,
Kendi yokluğunun içine düştü.
Sular çekildi, fırtına dindi,
Güneş yeniden öptü toprağın tenini.
Ama mizan değişmedi:
Gemi açık denizde,
Nuh çağırıyor,
Ve insan,
Hâlâ kendi elleriyle büyüttüğü o tufanda,
boğuldukça suçu kibrine atıyor.
Kayıt Tarihi : 5.1.2026 22:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!