Onca sarhoşluğunla
Giyinmiş kelimelerden urba
Ürkütür mikroskobik tepeleri
Gölgelerden ibaret bi şehir
Aldatır insanı zaman
Küçük kırmızı bir balık
Dipsiz sularda kıvranıyor
Tutkulu bir kükreyişiyle
Dökülüyor çiçekli pulları
- Devredilemez
Kızgın bulut içine kül karışmış
Değer biçmem senle yalnızlığa
Ağlayabilir akan suyun rengi
Hüznün tırnağı boyalı kırmızıya
Sevdanın en uzun yol olduğu belli
bilemem
hangi bahara yar
yağmur olur yağarsın
açarsın dallarda çiçek çiçek
Sübyan koğuşunda
Düş -düşkü - gülüm yalnızlığımız
Baklava tepsisini yıkamışlar
Bayram çoktan bitmiş.
Ne rahibim ne de rahibe kilise gibiyim dostlar
Başımda durmuşlar günah çıkartıyorlar
Dünya tarihinin karanlık pencerelerinde
Herkes bin bir tip mum yakıyor
Kaç yalana bel bağladınız?
Bir akşamüstü iş çıkışı ana caddede yürürken
Yüreğimde çıngı - erim - dışı seni içi beni yakar
“İnsanda derin bir yaradır köksüzlük”
Cevapsız aramalar
Rakıyı dolaba koymuştum
gülsuyu kabında aşkı yaşar ve uyur gökgüvercinler
gülümser gün yağmuru yalnız ve yalnız” çişli gözlü”
bir çizik bir çizik daha atar camlara kaldırımlara
gün balı gündüz feneri gönül; gül ecza deposu
Akdenizi akşamlara cemre düşmüş
dudaklarım kor ayçiçeği
dudakların kar çiçeği
öpüştükçe erir erir




-
Mahir Odabaşı
-
Erdal Ceyhan
Tüm Yorumlartebrikler... başarılar
Sevgili Alaz,
Hep büyük şiirleri sen mi yazacaksın. Sonra bize ne kaldı. Bu şiirinde de dağ çiçeklerinden başladın, kent merkezlerine indin..İnsanın kalbine girdin. Neyse 'Umutsuzluk Yok..' Bu daha da güzel. Eline sağlık Nil usta..Gerçekten ustasın her hususta..