Portakalı soydum
Başucuma koydum
Ben çocuktum
Koştum yoruldum
Düştüğüm yerde uyudum
Serhadlerimde dalgalansın sancak;
Patlasa top, dinmez evde yanan ocak.
Şehit bağrında koşarak yalın ayak,
Gün yirmi dört ay otuz
Biz burada tokuz
Ömür oldu otuz dokuz
Sen say gardiyan
Her Salı görüş günü
Gönül divanelikten düşerken harab,
Hangi yanım koyayım söyle ey turab?
Onulmaz yaramıza ziya ver ya Rab;
Açılsın gök, ağlamakla düştük bitab.
Şu gökkubbenin gölgesi Sinandır
Yılların eskitmediği zamandır
Şu gökkubbenin gölgesi Sinandır
Yiğidim özünde yatan imandır
Vefalı bereketli bir gülnardır
Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Hangi şehre sığırım yağız atlarla
Hangi sinede saklanır yüreciğim
Kaç sürgün yaşarım bu acılarla
Geriye kalan bir leke, bir iz sanma
Şu yârimin nazları,
Ağartır bu saçları;
Akşamdan sabahları,
Şu yârimin nazları.
Heybesini dünyaya daldırana
Yetinmeyip elini kaldırana
Mirasta emmi dayı saldırana
Bir avuç toprak yeter demişler
Bağa, bahçe hana sığmayana
Sazım sözüm türkülerim söylenirdi
Gönül dağım dertle, aşkla dinlenirdi
Köy meydanı, oba yeri şenlenirdi
Yalnız yüreğim ilkbaharda dinlenirdi
Bereket olur, ninem toprak kokardı.
Yıkılmış, yakılmış yerimiz
Savrulmuş, silinmiş soframız
Yorgunuz, yalnızız, yangınız
Yerimiz, yurdumuz, yuvamız
Giden gitsin, gelen mi gelsin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!