Sükût içinde bir leyl-i siyâh,
Zamân nâğme-i meçhûle cânân,
Serâb-ı vuslata düşmüş nigâh,
Hasretle bezm-i hayâl-i virân.
Mehtâbın pür-melâl sînesinde,
İstemem gönlünden kopan artık sevgini,
Gölgesi düşmüş bir akşamda,
Yorgun bir taşın üstünde unutulan söz gibi.
İstemem mecburiyetle süslenmiş cümlelerini,
Ne de vicdanının borcuna yazılmış bakışlarını.
Bir zamanlar kuşların göğü deldiği yerdeydik,
Bendim senden kalmış son hatıra mazide,
Bir eski destanın unutulmuş satırlarında,
Ya da kayıp bir kervanın,
çöldeki gölgesiz izinde.
Sesin, zamanın kıyısında yankılanan
Mazmunu eksik bir şiir gibi eksiliyorsun,
Sor beni, ey karanlık!
Yıldızların neden kimsesiz parladığını sor.
Sor, gökyüzüne, bulutların
Neden yalnız kaldığını anlat bana.
Ben sustum, kelimelerimde kuraklık,
Zamanın içinde kaybolmuş bir şiirim.
Yeniden sabah oldu.
Günaydın doğan güneşim,
Hüzünlü bir geceye daha veda etti bu uykusuz gözlerim.
Kapımı çalan bu sensizlikte kim ?
Tanıyorum.
Yokluğunun bendenlenmiş hali bu.
Bir şarkı çaldı radyoda,
Bir yerlerde biri
Sevdiği kadını düşünerek sigara yaktı belki.
Ben duman oldum, biri beni üfledi.
Canım yandı,
Sabahın kör karanlığında
Adımı sorarsan eğer,
Benim adım özlem, benim adım hasret,
Gözlerinde kaybolmuş bir yolcunun,
Hiç bitmeyen gece yolculuğuyum.
Bir şehirden bir başkasına değil,
Kalbimden, yüreğine yolcuyum.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!