Tüm şiirlerim
Gözümün gördüğüne değil, kalbimin bildiğine kandım,
Kimi zaman sevapta huzur, kimi zaman günahta yandım.
Cennetten yeni inmiş bir masumun elini tutarken,
Dünyayı o beyaz gelinliğin saflığında bir rüya sandım.
Oysa “hayvanın” insan suretinde pusu kurduğunu,
Can evime kor düşüp, ölmeden öldüğümde anladım.
Madde tapınağında ilahlarla düğün yapan ey kalabalık!
Boynunuzdaki kolyeler pranga, sırmanız kiralık.
Siz sahte bir poker masasında şerefi meze yaparken,
Biz kahramanlar kan kustuk, ama etmedik dalkavukluk.
Sizin simülasyon dediğiniz hileli düzende
Bizim nasibimize düştü yalnızlık, ömürlük bir sessizlik.
Bir yıl önce konmuş son noktanın altına kuyruk yapmadım,
Gideceksem gittim, arkama bakıp kendimi yakmadım.
Aklım sende kalır diyenlerin firari düşüncelerinde
Bir yankı gibi asılı kaldım, yine de kimseye tapmadım.
Dosta sevdiğimi, düşmana sövdüğümü hiç sakınmadım,
Kısık sesle konuşup, iki yüzlü aynalara bakmadım.
Şimdi bir yanım yıllanmış şarap gibi tok ve olgun,
Bir yanım renk körü hayatlara karşı kırgın ve yorgun.
Afrika’da aç bir çocuğun karnındaki o derin sancı,
Sizin Ray-Ban gözlüklerinizden daha gerçek, daha kuzgun!
Allah’ı olup cenneti olmayanların sahte davasında
Ben acıyı bal eyleyen o garip yolun yolcusuyum.
Hata yapmadan olgunlaşmak imkânsız,
Hata payının kefaretidir hayat.
Kahpelerin poker oynadığı, kahramanların kan kustukları
Hileli bir simülasyondasın, sevgili insan.
Ben büyüttüm, besledim, gözümden sakındım seni,
Ağladığında gizlice ağladım, görmedin.
İlk adımlarında elim elindeydi,
Düştüğünde ciğerim yandı, güldüğünde cennetim oldun.
Sonra bir hayvan çıktı, karşına pusu kurdu,
Seni bizden kopardı, uzaklara götürdü.
Saf, temiz kalbin bilmezdi kötülüğü,
Cennetten yeni inmiştin, farkında değildin hiç.
Ben bir günah oldum, aktım içine,
Bazen sevap oldum tövbe secdesinde.
Çok renkliydik, gençtik, cahildik,
Bazen mavi, yeşil, ak, kara…
Ben olurken sen hamdın,
Sonra ben gittim, sen ben oldun,
Ben yıllanmış şarap gibi tokdum.
Gidersen aklım sende kalır demiştin, dinletemedin…
Şimdilerde fikrimde, zikrimde her demde sen varsın,
Firari düşünceler peşimde, yerinde durmayan hayaller,
Ve o son sesin bir mühür gibi kaldı kulaklarımda.
Başkalarının günahını cehennemle tartanlar,
Kendi günahlarını Ada sahillerinde güneşle sevişerek affedeceklerini sanıyorlar.
Ama ben, dosta sevdiğimi, düşmana sövdüğümü
Kısık sesle söylemem, iki yüzlü aynalara bakmam.
Sessizlik senfonisinde, bir karıncanın yürüyüşünü dinledim,
Herkesin her şeyi bildiği sahnede “Bilmiyorum” demenin asaletine gizlendim.
Damacanaya hallenenlerin, kendi cehennemini cennet sananların
Ve “biz” olma hallerinin uzağında, kendi içimin gurbetine çekildim.
Kuantum dediler, atomu parçaladılar,
Ama bir yetimin kalbindeki sızıyı onaramadılar.
Mars’a uydular dizdiler, komşunun açlığını
“Mefta” olunca anladılar.
Ben nerdeyim, siz nerde? Bu uçurum kapanmaz artık.
Yazan eller yoruldu, kalbin feryadı susmaz.
Sonuç mu? Gittim işte, biz bittik, ben çoğaldım,
Siz kral gibi görünün, ben gerçekliğin kucağında kaldım.
Ve hala…
Yangınım sönmesin, yokluğun bir gün bile çıkmasın aklımdan.
Seni düşünmek, düşlemek, kavuşacağımız günü beklemek
Acıyı bal eylemek olsun.
Sessizliğimi bir mühür gibi vurdum bu kirlenmiş çağın alnına,
Ama yine de, sevgiliyi ve sadece kendimi aradım…
Kayıt Tarihi : 8.1.2026 03:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Şiirin hikâyesi benim şimdiye kadar yazdıklarımın özü hayatımın mirası




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!