Memur bir babanın 3. oğluyum.
İlk okula;
Sakarya, Akyazı Konuralp ilk okulunda ve 5 yaşında başladım. 1. ve 2 sınıfları burada tamamladım.
İstanbul, Aksaray İskenderpaşa İlkokulunda bitirdim.
4. Sınıf yazından itibaren her yaz değişik meslekte çıraklık yapmamı uygun gördü babam.
Sırasıyla;
Eczane, Terzi, Tuhafiye, Bakkal, Marangoz, Demirci ve İnşaat ofisi işlerinde çalıştım.
O dönemde anlam veremediğim hatta zaman zaman da içerlediğim farklı iş kolları için Babam 'a sonradan müteşekkir olacağımı bilemezdim.
Orta ve Lise Pertevniyal Lisesinde (Aksaray) okudum.
Okul dergilerinde değişik konularda yazılar yazdım.
Lise sonrasında Kapalıçarşı girişinde bir ayakkabı ökçe fabrikası satış mağazasında çalıştım.
Bir sene daha devam eden bu işten sonra Y.T.Ü. Makine Mühendisliği bölümüne girdim ve 4 sene sonra mezun oldum.
Fakülte imtihan dönemleri arkadaşlarla çalışma esnasında yemekle tanıştım ve telefonun diğer ucundaki Annemin tarifleriyle ilk mutfak deneyimlerimi yaşamış ve mutfak aşkını tatmış oldum.
Fakülte bittiğinde emeklilik olmuş ve ticarete başlayan babamın yanında ağaç ve ürünleri firmasına devam mecburiyetim doğdu.
3-4 Ay yaptığım mühendisliğin artık sadece "ufkumu genişletmesi" ile yetinecektim.
Ve yıllar ticaretle geçerken bir yanım da mutfak ile olan ilgisini sürdürüyordu.
2000 senesinde ticaretten çekilip Kazdağlarına (Altınoluk sırtları) yerleştim.
Bir yandan Koyun - Keçi ve Düve yetiştiriyor diğer yandan da Giritli bir ailenin dükkanında ücretsiz çalışıyordum.
İlk şiir denemem bu zamanda oldu.
Duygularımı çok kısa ama sayfalarca ifade edebildiğimi keşfetmem beni mutlu etti ve tabii ki yazmaya devam ettim.
İstanbul'da olan Annemin rahatsızlığı sebebiyle geri dönmek zorunda kaldım ve meşgale olsun diye restoran açtım ama 470 çeşitlik ve doğal menü ile kendi işimi oldukça zorlaştırdım.
Egeli Gurme - Metin Egeli olarak ünlendimse de personel sıkıntısı sebebiyle 2014 te işyerimi kapatıp restoran danışmanı olarak hayatımı sürdürüyorum.
Hala yazıyorum, bazı şiirlerimi beğenirim.
Çok şiirim olmasına rağmen kitapta toplamayı düşünmedim.
Bu topluluk ilk defa katıldığım bir şairler topluluğu ve bundan ziyadesiyle mutluyum.
Eserleri
Halen basılmış eserim yok.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!