Marika'nın Tarlabaşı Şiiri - Cevat Çeştepe

Cevat Çeştepe
1286

ŞİİR


148

TAKİPÇİ

Marika'nın Tarlabaşı

MARİKA’NIN TARLABAŞI

Son sahne programı da bitmiş., gazino boşalmış ve ışıklarını söndürmüştü… Ara sokaklara doğru giderek tenhalaşan cadde de omzundaki etolün üstüne taşan dalgalı saçlarını savurarak., baştan çıkarıcı topuk sesleri eşliğinde salına-salına yürüyordu… Adımlarımı hızlandırıp arkasından yetiştim… Ve ancak onun duyabileceği bir sesle., fısıldar gibi seslendim…
--‘Madam..., madam Marika’
Adımlarının temposunu düşürmeden başını hafifçe çevirip bana doğru baktı… Bir sıçrayışta önüne geçtim… Durdu., şarap kırmızısı dudaklarının aralığından kar beyazı dişlerini gösteren hafif bir gülümsemeyle yüzüme baktı… O daha hiçbir şey söylemeden ona olan hayranlığımın., her gece kaçırmadan izlediğim programıyla daha da arttığını söyleyip., neredeyse ilan-ı aşka ve ardından izdivaca varacak şekilde sıralamaya başlayıp., yolu da yarılamıştım ki parmağını dudağıma götürüp beni susturdu ve romantik bir melodi temposuyla..,
‘Simdi saatin geç olduğunu., kendisin de çok yorgun olduğunu., hem böyle şeylerin sokak ortasında bu şekilde konuşulamayacağını., yarın öğle üzeri evine gelmemi., Buralarda ciğerci Kosti’nin torunu Marika nerede oturuyor diye kime sorsam evini gösterebileceğini’ söyledi… Ve ‘sana şarkı söyleyemem ama imzalı bir plağımı veririm’ diye de ilave etti…
Yarına çok vardı ama yapacak bir şey de yoktu… Karakolun yanındaki sokağın karanlığında saçlarını dalgalandırarak yürüyüşü gözlerimden., topuklu ayakkabısının tıkırtıları da kulağımdan kayboluncaya kadar öylece durdum…

ERTESİ GÜN
Sabahı nasıl sabah ettim., bilmiyorum… Ve kahvaltı bile yapmadan sokağa fırladım… İstikamet Tarlabaşı…
Karakolun yanındaki sokaktan giriş yaptım… Ciğerci Kosti’nin evini sorduğum bakkal., dükkânı yeni devralmış., bilmiyormuş… Karşısındaki manava sormamı istedi., o bilirmiş… O da bilmiyordu… Arka sokağında ayakkabı tamircisi varmış., bilirse o bilirmiş… Ayakkabı tamircisi terziye., terzi bir başka bakkala gönderdi… Bilemediler… Yoldan geçen birkaç kişi., pencereden karşı pencereye kurduğu sistemle çamaşır asan bir kadın… Onlar da bilmiyorlardı… Tarlabaşı sokaklarını adımlamaktan ayaklarım şişmiş., ayakkabılarıma sığmaz olmuştu… Gün neredeyse akşama dönüyordu… Suratına bakmadan adresi sorduğum en son kişi ‘Şu köşeden dönünce orada bir tabut imalatçısı var… Bilse bile o bilir burada ölen-kalan kim varsa., ona sor’ deyince ona sormadım ama Marika’yı bulma umudum da o günlük üstüne perdeyi çekmişti…

DAHA SONRAKİ GÜN
Attila İlhan’ın yıkımdan önce ‘en çok Avrupalı’ dediği Tarlabaşı caddesi.., Dalan’ın dalmasıyla bulvara dönüşmüş ve yıllar sonra da ikinci ve en ağır makyajı için sırları., sır olma özelliğini yitirmiş çırılçıplak bir aynanın karşısına oturtulmuştu… Marika., mutlaka bu aynanın arkasında., gözden kaçmış bir köşede yaşıyor., saklanıyor olmalıydı… İlk sokaktan içeri girip ağır adımlarla yıkıntılar üstüne sinmiş toz-duman bulutu arasında., sokak-sokak dolaşmaya başlıyorum… Onun da aynı yollarda yürümüş olabileceğini düşünerek yürüyorum… Gözüm henüz yıkılmamış binaların pencerelerinde… Oysa Marika., yıllar öncesinden bir çiçek gibi açarak taze yıkıntılar arasından selamını gönderiyordu.., göremedim...

.
Cevat Çeştepe
Mart-2026

Cevat Çeştepe
Kayıt Tarihi : 9.3.2026 09:46:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!