MANUKA
Zamanın zembereğinde,
Kör örümcek dokur, Manuka’nın şeceresini.
Ola ki dadanırsa Vicdanın sütüne, veled-i zina…
Şahlansın damağımda, Elif’in türküsü!
Evvel ahir sarkacında,
Açılır Zeybeğin kanatları şafakta
Kaplar ufku kartal bakışlı Efem..!
Dolar dolaştıkça,
Dünyanın göbeğine kara yağız kuşağı.
Yel kovdukça an be an…
Koşturtur cilvesiyle peşinden zaman...
Bir dişli akrep indirir, Kaderin mestur peçesini,
Görünür hakikat,
Bakmışsın ki misali, afet-i devran.
Efelenir adımlarım,
Zuhur vakti yola düşer de bir kervan
Sıyrılır uyluğu civanın…
Bir atlas döşek gibi serilir ayaklarıma,
Sanırsın uçsuz bucaksız ref ref,
Işık ışık semalar, yıldız sağanağı evren
Sen koşarsın yine de dört nala,
Boynuzlu çağlar çatırdar yerinden.
Sen koşarsın yine de sır boylarında, Serhat!
Dört nala sür atını Manuka'nın üstüne Efem…!
Bakma bana,
Ben yorulurum hep…
Yokuş yukarı cürüm badallarında,
Dirseğine yaslanır sol yanım…
Nefsim, garbın afakında besili, semiz kurban.
Yele dönük yüzüm, öper durur alnımı toprak.
Her seherde,
Akrebin dişleri, Azap döngülerinde,
Hançer misali saplanır göğsüme, Tendürek!
Budanır kökünden saçım sakalım,
Sanırsın astarı sökülür tenimden, canımın.
Kapanır göğün kapıları, ar gecelerinde,
Şadırvan altı düşlere nispet.
Boğazımda büyütürüm mesturu, ağıta ne hacet.
Sararım, sarığıma, kefenim gibi Kerbela’yı, dolaya dolaya.
Sen yanarsın Manuka, ateşlerde kükreyip.
Ben gölgenin perçeminde susuz, kavruk,
Sele karışır sesim soluğum Fırat’ta.
Her seherde el pençe, takılır boynuma urgan,
Sanırsın alnımdan, ecel teri dökülür…
Sayısız sevda akar paçalarından ığım, ığım
Sanırsın yağdıkça yağar Manuka’nın gözlerinden katran
Avurdunda, otuz iki dişli kara bela tesbihi
Kandili çıra.
İmalesi Ademden yaşlı, çeri başı.
Çöreklenmiş dostun postuna, postalıyla şah-ı maran,
Söver durur nura karşı.
De hadi Efem,
Efelen biraz, hıngı zıngına varmış zaten alemin.
Önüm mermer zarna, ardım toprak Balamir,
Arşınım kulaç kulaç, feza
Yedi düvel eğirmişim, yün tezgahımda mekiğimden geçirip.
De hadi….
Ben kanla bilerim de kalemimi,
Köpürmüşüm hun deryalarında, rengi kızıl mürekkebimin.
Kelamla sürerim çivit gözlerime akdimi.
Derim; Kime diktin gözünü Ey Manuka?
Diyetim neslim mi ey zamanın çıngırağı?
Tökezleyen atımdır sadece,
Ya çek git….
Ya tekmem şedit ki şedit…
Nalındaki susuzluğa gark etti evladını evvel,
Şimdi ahir,
yine bozuk niyetin, musuma zerki zehir.
Ne kelam bilirsin ne bir söz, çatal dilli maran…
Bir meyyit selası, okunur
Minarelerden ömür dökülür
Çağın vebası gibi pıtrak biter ellerimde,
Tırnaklarım dibinden sökülür.
Zamanın zembereğinde, asılı,
Sallanır, vicdanın sarkık memesi.
Boğazımda büyütürüm dolarım boynuma ilmek ilmek Kerbela’yı
Zuhur vakti yola düşer de bir kervan
Sıyrılır uyluğu civanın
Bir atlas serilir ayaklarıma, uçsuz bucaksız gergef
Ben yüzerim, Nuh’un, Hun deryalarında tersine kürek.
Gemim, emin belde…çek ha çek…Şehadet!
Ayrışır Manuka’ nın altın dişinde şerden, şeref.
Ben hakikat tuzunu yalarım, iki denizin kavuştuğu yerde
Yüzüme açılır göğün gök kanatlı kapıları Turda,
Dilimde ucu ulu, Ala’dan kutlu bir kelam
Bastırır, çıngırağın ateş dilini, kara yağız toprak
Sur gibi üfürülür evrenin kulağına Efem, dur destur..
Selam, huu Selam….
FATMA DOĞAN 02.01.2026/TURHA
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 17:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!