Hayattaki en büyük hata, kontrol edemediğin şeyler için ömrünü harcamaktır. İnsan çoğu zaman gücünün yetmediği alanlara takılarak kendini tüketir. Hava nasıl olacak, ekonomi nereye gidecek, siyaset kimden yana dönecek, insanlar arkandan ne konuşacak… Bunların hiçbiri senin doğrudan hükmedebileceğin alanlar değildir. Ama zihnini en çok işgal eden şeyler genellikle bunlardır. Sonra da yorgun, öfkeli ve çaresiz hissedersin. Çünkü enerjini sonuç üretemeyeceğin yerlere akıtmışsındır.
Oysa asıl mesele dışarıdaki fırtına değil, içerideki düzenidir. Dünya karışık olabilir; önemli olan senin kafanın içinin sağlam kalmasıdır. Zihin de mide gibidir. Bozuk yemek yediğinde kusarsın. Peki bozuk düşünce, kirli bilgi, sürekli felaket haberi tükettiğinde ne yapıyorsun? Çoğu insan hiçbir şey yapmıyor. Zihnine giren çöpü temizlemiyor, sonra da neden mutsuz olduğunu anlamıyor. Oysa çöp giren yerden gül bahçesi çıkmaz. Ne izlediğin, ne dinlediğin, kime kulak verdiğin; karakterini ve ruh halini şekillendirir. Gündemini başkaları belirlerse hayatını da başkaları belirler.
İçindeki ses en kritik noktadır. O ses seni ayağa kaldırabilir de yere serebilir de. Sürekli seni küçümseyen, hatalarını büyüten, “sen yapamazsın” diyen bir iç sesle ilerleyemezsin. Ama o sesi disipline edersen, en büyük destekçin olur. Hayat dışarıdan önce içeride kazanılır ya da kaybedilir.
Beden de bu işin parçasıdır. Bu dünyada tek bir evin var: kendi bedenin. Ona nasıl davrandığın, kendine verdiğin değeri gösterir. Rastgele beslenip hareketsiz yaşayıp sonra güçlü hissetmeyi bekleyemezsin. Paslanan demir nasıl çürüyorsa, hareketsiz insan da zihinsel olarak çöker. Dik duruş sadece fiziksel bir mesele değildir; zihne verilen bir mesajdır. Omuzların düşükse dünya daha ağır gelir. Dik durduğunda yük aynı kalır ama sen değişirsin.
Çevren ise görünmez bir kader gibidir. Sürekli şikâyet eden, suçlayan, küçük düşünen insanların arasında büyümek mümkün değildir. İnsan fark etmeden yanında en çok vakit geçirdiği kişilere benzer. Enerjini emen insanlara “hayır” demek bencillik değil, özsaygıdır. Herkesi memnun etmeye çalışarak kimseyi kurtaramazsın; en çok da kendini.
Zaman en acımasız gerçektir. Geri alınamaz. Harcadığın her dakika ya seni inşa eder ya da tüketir. Boş uğraşlarla, sana değer vermeyen insanlarla, sonuç üretmeyen alışkanlıklarla geçen zaman birikir ve sonunda pişmanlık olur. Yılın nasıl geçtiğini anlamazsın ama hedefler hâlâ yerinde durur. Çünkü düşünmekle yapmak aynı şey değildir.
Para da benzer bir sınavdır. Miktarından önce yönetimi önemlidir. Paranın efendisi olursan seçeneklerin olur; kölesi olursan kaygıların. Mesele çok kazanmak değil, bilinçli kullanmaktır.
Ve en sonunda şu gerçekle yüzleşmek gerekir: Kurtarıcı yok. Şartların mükemmel olacağı bir an gelmeyecek. Biri gelip seni hayatın ortasından çekip çıkaramayacak. Ya bulunduğun yerde çürümeyi seçersin ya da kendi hayatını kazıyarak kurarsın. Anahtar gerçekten cebindedir. Kapıyı açmak cesaret ister ama kapının önünde oturup beklemek hiçbir şeyi değiştirmez.
Hayat adil olmak zorunda değil. Ama sen sağlam olmak zorundasın. Kontrol edemediğini bırakıp kontrol edebildiğine odaklandığında güç başlar. Gürültüyü kısıp sorumluluğu aldığında netlik gelir. Bahane üretmek kolaydır; inşa etmek zordur. Ama insanı büyüten tek şey de budur.
Yazan
Korhan KÜLÇE
12/02/2026
Kayıt Tarihi : 12.2.2026 22:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!