Ah, Maclivan—gölge elbiseleriyle konuşan sen,
Gökyüzünde ticaret yapan fikirlerin rahibi sen,
Kahve kokusunun ruhların dumanıyla karıştığı mahzende,
Alevi bulanık suyun aynalarında,
Ben denizi tanıdım—uçsuz bucaksız, ısrarcı bir ağız—
Var olmak için düşünülmeyi istemeyen,
Kelimeleri yutan ve güneş balıklarını tüküren,
Ölü denizcilerin ve kayıp kahkahaların isimlerini bilen.
Mantığınla istediğini yap,düşüncelerini sınıflandır, say
Çamurdan arınmış güzellikten daha acı bir şey yoktur,
Yara izi,kan olmadan, şiirlerden acı bir şey yoktur.
Sözlerinizin buzunu kırıp üzerlerine yollar açıyorum,
Ve yıldızlar, kayıtsızca, kendilerine aynalar oysunlar.
Beni dinleyin, dünyayı bir arada tutan eller adına konuşuyorum —
Biz imparatorlukların asılı olduğu düğümleriz,
Biz güneşin şekerini çalan arılarız,
Ve onu dişlere, şarkıya dönüştüren arılarız.
Peki deniz gürlerken iskeledeki cesetleri kim yıkıyor?
Ölenleri hâlâ gülümserken kim tutuyor,
Son fiziksel anıdan kurtulmuşken?
“Güzel ve ölümcül,” diyor, “dünya bir salondur,
Meleklerin kolyelerini unutarak düştüğü yer.
Bir gün, kil meşalelerle ayağa kalkacaklar,
Ve bulut saraylarınıza doğru yürüyecekler,
Oraya pencereler, zeminler ve yataklar koymak için.
Unutma, bilgin, eski şarkıyı:
Her şamandıra tuzlu ellerle yapıldı,
Her tuğlanın gülen ve ağlayan bir parmağı sarmak için.
Düşüncelerini satıyorsun, Maclivan—kâğıt üstünde pırlanta;
işçinin avuçlarıyla ters düşen dünyaları savunuyorsun.
“Her şey fikirdedir” diyorsun,
Ama bizim gözlerimizde bir fabrikayı döndüren torna,
Bir annenin omzunda büyüyen çocuğun uykusu,
Bir mısır tarlasının sabahı — bunlar fikrin üstünden gelir mi?
Bizim dilimiz taş, toprak;
akşam vakti şehrin bacaları söyler bir türküyü:
“Bu ekmeği bölen eller nereden çıkar?” diye.
Fikirlerini raflara diz, biz geliyoruz;
Biz bellerimizi güçlü tarlaların toprağına bağladık,
Taşın altında kalan sıcak bir hayatın arkadaşlığına.
Sen teorinin nazlı kulu, saraydaki mücevherci,
Biz iskelede çarkların sesiyiz, terli, yalnız;
İstersen filozofluk pulunu sat,
Bizim duvarda resimlerimiz, çocukların çizgileriyle daha parlak.
Gel! Bir fabrikaya gidip çarkı dinle,
Gel anamızın tenceresinin kaynamasını duy;
Çocukların gözünde bir kitap, ekmekle aynı değerde olsun.
Eğer fikirler bir gemiyse, roket değil,
O gemiyi yürütenler bizim ellerimizdir;
Onların yüreğine yardak ol, kardeşim...
Kayıt Tarihi : 18.3.2026 15:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!