Ben, çamurdan yoğrulmuş ilk su,
kerpiç bir duvarın gölgesinde serpilmiş bir sessizliktim.
Annem, sesini kuş tüyüne bağlayıp gönderirdi sabahlara;
ben de gidişleri öğrenirdim,
gelmeyen ayak seslerinin boşluğunda.
Bir gün, şehrin başka ucuna taşındım
ağır bir çift adımın gölgesine;
pencere demirleri gün saydı,
yastık altı dualarımda iğne iğne büyüdü sabır.
Kösele kokusu sinmiş odalarda
zaman, ayağıma dar gelen bir ayakkabıydı.
Konuşmadım;
suskunluğun taşını çeviren su oldum.
Her gün, bir ekmek payı gibi böldüm kendimi
ve başkalarının açlığına bıraktım.
İçimde küçük bir bahçe tuttum gizlice,
nar çiçeği dudağıyla üfledim hayata.
Rüzgârı tarak yaptım,
bir çocuğun saçlarına umut ördüm.
Yara yerlerime yama tutmadı yıllar;
ben, dikiş izlerini sevmenin alfabesi bildim.
Kırıldıkça çoğalan testi misali
çatlağımdan sızan suyla suladım gövdemi.
Gecenin en kör noktasında
ateşe bakıp adımı içimden çağırdım:
“Buradayım, eksilmeye yazılmış olsam da.”
Ve gün geldi—
bir kapının önünde durdu kalbim,
kapı benden ağırdı,
açılmak için beden isterdi, söz değil.
Bedenimle bir cümle kurdum dünyaya;
kullanmadım harf,
yalnızca bir kadın kalbinin hakkını verdim.
Karanlığın boğazına düğümledim ışığı,
gölgemi ardımda bırakıp birini kurtardım.
Bazen bir can, bir can’ın dili olur;
bazen de bir can, susarak herkese yol.
Beni belki unutur bu sokaklar,
duvarlar başka isimlerle dolar;
ama içimdeki kız çocuğunu ufka yazdım:
toprağa eğilip duyduğum o ilk nabızdı o.
Şimdi bilirim:
gidiş, bir varışın diğer adıdır;
eksiliş, çoğalmanın gizli kapısıdır.
Ben, çatlaktan sızan suyun şarkısıyım;
kırıldıkça içimden bir sabah daha doğar.
Ve her sabah,
bin parlak günün payından
bir parça alır koyarım kalbimin kenarına—
biri içsin diye,
biri büyüsün diye,
biri de susunca anlaşılmanın hatrına.
Kayıt Tarihi : 30.8.2025 18:14:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!