Dünyanın bir yerinde
savaşa evet diyen bir halk
gördünüz mü?
Bir annenin
çocuğunu uyandırıp
"bugün öleceksin" dediğini,
bir babanın
evinin anahtarını
cebinden çıkarıp
"geri dönmeyeceğiz" diye
kapıyı kilitlediğini?
Bir çocuğun
oyuncağını bırakıp
ölüme razı geldiğini?
Evet kelimesi
bu kadar temiz bir ağızdan
hiç çıkmadı.
Savaş,
halkların ağzına
sokulan
yabancı bir kelimedir.
Söylenmez,
söyletilir.
Halklar
korkuya ikna edilir,
suskunluğa alıştırılır,
kayba hazırlanır.
Sessizce.
Sonra
bu hazırlığa
"rıza" denir.
Oysa rıza
böyle durmaz insanın içinde.
Rıza
titremez.
Rıza
geceleri
uğultu yapmaz.
Rıza
boğazdan aşağı
gömülmez.
Bizim içimizde
gömülen şey
rıza değil.
Çığlıklar.
Çığlıklar
çoktan
boğazımızdan aşağı
gömüldü
defalarca.
Bir yerden sonra
kelimeler yetmez.
Şimdi
eti yararak,
hafızayı delerek,
bütün bedenden
çıkmak istiyor.
Beden
artık
başkasının kararını
taşıyamıyor.
Susmak
unutmak değildir.
Susmak
bazen
hayatta kalma biçimidir,
yas esnasında.
Sessizlik
bir kelime değildi,
bir süreydi.
Bunu bilmeyenler
sessizliği
evet sanır.
Oysa evet
hiçbir mezarın başında
söylenmedi.
Hiçbir enkazın altında
duyulmadı.
Evet
asla
bir çocuğun cebinden
çıkmadı.
Dünyanın hiçbir yerinde
halklar
ölüm istemedi.
Onların üzerinden
geçen
yıkım
bedeni,
ruhu
ve yaşamı
sınadı.
Ben
insanı tutuyorum.
Kuşları,
kedileri,
köpekleri,
ağaçların
yeşilini,
göğün
mavisini.
Çünkü yıkım
sadece
insanın
üzerinden geçmez.
Bir ağacın
bahara olan inancını
öldürür,
göğün
kendini
mavi sanmasını.
Her canlıya
düşen boşluğu
iz bırakarak
geçer.
Geriye
adlandırılamayan
bir eksiklik kalır.
Ve
işte ben
eksilmemesi gereken
o güzellikleri
tutuyorum.
Yaşayan her şeyi,
barışı,
ve
umudu.
Hatice Güzen
Kayıt Tarihi : 2.3.2026 23:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!