Bugün istasyon tarafındayım,
zaman paslı bir düdük gibi
içimden geçiyor.
Adımlarım yavaş,
yüreğim hâlâ aceleci.
Mahalle aralarında
çocukluğumun ayak izleri var,
bir taş yerinden oynamış,
bir pencere susmuş.
Anılar bahane,
ben eksiklerimi gezdiriyorum sokak sokak.
Hayat dediğin
kısa bir parantez:
açıldığı anı hatırlamaz insan,
kapanırken çok gürültü çıkarır.
Acıyla sevinci
aynı cümlede taşımanın
ustası olduk biz.
Kör topal yürüyorum evet,
ama inadım sağlam.
Sol göğsümün altında
küçük bir cevher saklı,
karartmamaya ant içtim.
Şikâyet yaşlıların kamburu,
taşıyana yazık.
En güzeli,
ayaktayken el sallamak hayata,
arkaya bakmadan.
Nasıl olsa
bir masam var ötede,
Kevser kıyısında,
biraz muhabbet,
biraz şaka.
Cennet dediğin
belki de böyle bir şey.
Dayımın oğlu Hasan
faytonu sürer yine,
ben kısa pantolonlu muavin,
posta vagonundan
hayat indiririz.
Çuvallar ağır,
umutlar hafif.
İstasyon yolu taşlı,
Akdağ’dan rüzgâr eser,
karadut ağacının tadı
hala damağımda.
O lezzet
hiçbir zaman büyümedi.
Sonra beton geldi,
acele büyüdük.
Masallar yarım kaldı,
kahramanlar isimsiz.
Ama biz biliyoruz:
o hikâyelerde
en çok biz vardık.
Şimdi hatırlamıyorum sadece,
ruhum hâlâ orada.
Yazıyorum,
çünkü kalmak istiyorum.
Üç beş okur yeter bana,
gerisi zaten mutluluk fazlalığı.
Kayıt Tarihi : 20.2.2026 10:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!