Nedir insan olabilmek? İnsanca yaşayabilmek nedir? Herkesin insan olduğunu ve bu sıfatı hak ettiğini sandığı bir Dünyada gerçek anlamına layık olabiliyor muyuz?
Her geçen gün çirkinleşen, çirkefleşen, inançların, değerlerin kaybolmasını seyretmek acı veriyor. Sevginin yerini, menfaatlerin aldığı,hoşgörünün yerini tahammülsüzlüğe bıraktığı biz zamanda geleceği göremeden ve geçmişin özlemiyle yaşamak.
Yolda yürürken, arabada kırmızı ışıkta beklerken dahi etrafımdaki insan yüzlerine bakarım ben. Bir hengamenin içinde, yaşam denilen yarışın en hızlı koşucusu olmak üzere tüm enerjisiyle koşturan, ama yarışın nedenini ve bitişini bilemeyen insan portreleri görürüm. Nedir bu telaşımız, neye yetişiyoruz?
En gencinden en ihtiyarına yüzlerinde umutsuz, mutsuz bir ifadeyle, yaşamın kendisine çizdiği rolü oynamaya çalışan bir sürü oyuncuyuz hepimiz. Rolünden memnun olup senaristine kızmayan ne kadar az oyuncu var etrafımızda…
Oysa bir yüreğe umut olmak, sevgisini karşılıksız sunabilmek sevilmeyi hak edene… Sevilmeyi hak eden olabilmek belki de sevmeyi özlemiş bir yüreğe…
Nedir insan olmak? İnsan olmak, yürekli olmaktır, inandığı değerlerin peşinden korkusuzca gitmek, başkalarının gururunu incitmeden, ben buyum diyebilmektir. Kavga etmeden tartışmayı, menfaat beklemeden paylaşmayı, özlediğinde ulaşmayı, kötülüğü iyilikle karşılamayı bilmektir. Kazandığınla yetinmek, yardıma ihtiyacı olana yetişmek, kendisi için yaşarken yanındakini de düşünmek, soluduğu havaya dahi şükretmek demektir.
Bir çiçeğin açışında umut, bir çocuğun bakışında sevgi, doğan güneşin sıcaklığında huzur bulabilmektir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta