Bir akşamüstü pencereden süzülen
O mahcup ışık gibi düştün içime.
Adını ne koysam ağır gelecek yüreğime,
Öyle bir yerdesin ki artık bende,
Yalnızca ince sızım diyebiliyorum sana.
Kentin gürültüsü çekilirken evlere,
Eskimiş bir kitabın arasında kuruyan
O unutulmuş çiçek gibisin.
Dokunsam dağılacaksın sanki,
Dokunmasam hep bir yanım yarım.
Takvimlerden düşen yapraklar değil de,
İçimden dökülen kelimeler birikiyor.
Zamanın eli her şeyi onarır derler ya,
Yalanmış bu; bazı kırıklar düzelmiyor,
Sen benim içimde, hiç bitmeyen ince sızımsın.
Gözlerin, hiç gidilmemiş bir liman,
Sözlerin, dilsiz bir gecenin en uzun şarkısı.
Ne zaman bir rüzgar esse uzaklardan,
Önce senin kokun yayılır her yere,
Sonra o tanıdık ağrı başlar kalbimde.
Yürürken kalabalıklar içinde,
Yabancı yüzlerde seni aramanın yorgunluğu bu.
Herkes geçer gider de, bir sen kalırsın;
Hiç gelmemiş, hiç gitmeyecekmiş gibi
Yerleşirsin göğüs kafesimin en kuytu köşesine.
Hatıralar, tozlu raflarda uyuyan kediler misali
Uyanıyorlar birer birer sen deyince.
Bir gülüşün vardı, hani dünyayı durduran;
Şimdi o duran dünyanın tam ortasında
Ben yine seninle başlıyorum güne.
Biliyorum, her aşk biraz eksik kalır sonunda,
Her vuslat bir vedayı saklar koynunda.
Benimki kavuşmak değil, bir ömür taşımak seni;
Yük değil, sitem değil, bitmeyen bir şarkı gibi
Ruhumun derinliklerinde bir ince sızımsın işte
Yıllar geçse, yollar değişse, izler silinse de
Sen hep o başladığımız yerde duracaksın.
Seni anlatmaya yetmiyor artık cümleler,
Sen benim hasretiyle, alev alev yandığım,
Yüreğimi yakan o en ince sızımsın.
Yüreğimi yakan o en ince sızımsın.
Kayıt Tarihi : 5.3.2026 02:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!