14 Şubat
Takvimler için sıradan bir gündü.
Ama bazı günler vardır; üzerinden yıllar geçse de insanın içinde yaşamaya devam eder.
14 Şubat da öyle bir gündü.
Şehrin üstüne ince bir telaş çökmüştü. Çiçekçiler kalabalıktı. Kafeler doluydu. Herkes bir yere yetişiyor, bir şeyleri kutluyor gibiydi.
Biz ise pencere kenarındaki küçük masada oturuyorduk.
Önümüzde iki kahve vardı.
Kahvelerden yükselen buhar çoktan kaybolmuştu.
Sen fincanın kenarında duran kaşığı çeviriyor, ara sıra camdan dışarı bakıyordun.
Ben seni.
Bazen insan, sevdiği kişinin yüzüne bakarken geleceği görmeye çalışır.
Ben de o gün bunu yapıyordum.
Ama ilk kez hiçbir şey göremiyordum.
Konuşuyordun.
Söylediklerin sıradan cümlelerdi.
İşten bahsediyordun.
Yapılacaklardan.
Planlardan.
Ama sesinin içinde başka bir şey vardı.
İnsan sevdiği birini yeterince uzun süre tanıyınca, kelimelerden çok suskunlukları anlamaya başlıyor.
Ben de o sessizliği duyuyordum.
Yavaş yavaş aramıza oturan uzaklığı.
Bir zamanlar saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığımız masada, şimdi dakikalar ağırlaşıyordu.
Dışarıda kornalar çalıyor, insanlar koşuşturuyordu.
İçeride ise görünmeyen bir ayrılık sessizce kuruluyordu.
Kimse fark etmiyordu.
Zaten en büyük kopuşların sesi olmaz.
Bir noktada sustun.
Masanın üzerinde kısa bir sessizlik kaldı.
İşte o an anladım.
Bazen bir ilişkinin bittiği an, söylenen son cümle değildir.
Söylenmeyen son şeydir.
Kimse suçlu değildi.
Ne sen.
Ne ben.
Hayat bazen yanlış insanları çıkarmaz karşımıza.
Doğru insanları yanlış zamanlarda çıkarır.
Sen geleceğe doğru koşuyordun.
Ben geçmişte eksik kalan parçaları toplamaya çalışıyordum.
Aynı yöne bakıyormuş gibi duran iki insanın aslında farklı ufuklara yürüdüğünü o gün gördüm.
Akşam yaklaşırken garson hesabı getirdi.
Küçücük bir kâğıt parçası.
Ama nedense o an bana bir kapanış gibi geldi.
Bazı ayrılıklar hesap fişi gibidir.
Sessizce masaya bırakılır.
Kimse itiraz etmez.
Kimse pazarlık yapmaz.
Sadece ödenir.
Ve kalkılır.
Sonra yürüdük.
Yan yana.
Ama eskisi gibi değil.
Ayrılan insanlar neden yavaş yürür, bilmiyorum.
Belki son birkaç dakikayı uzatmak için.
Belki olacaksa bir mucizeye zaman bırakmak için.
Ben o gün ikisini de yaptım.
Ama mucizeler bazen gelmiyor.
Bir sokak başında durduk.
Kısa bir bakış.
Kısa bir gülümseme.
Kısa bir veda.
Sonra sen kendi yoluna döndün.
Ben kendi içime.
Aradan uzun zaman geçti.
Şehir değişti.
Mevsimler geçti.
İnsanlar geldi, gitti.
Ama bazı anlar olduğu yerde kalıyor.
Ben hâlâ bazen o masayı hatırlıyorum.
İki kahveyi.
Camın dışındaki kalabalığı.
Ve gerçekleşmemiş bir hayatın ihtimalini.
Çünkü insan çoğu zaman birini özlemiyor.
Onunla yaşayabileceği yarınları özlüyor.
Bazı insanlar gelir.
Kalmaz.
Ama gittikleri yerde yıllarca kapanmayan bir boşluk bırakırlar.
Ve insan, ne kadar zaman geçerse geçsin, o boşluğun şeklini unutmaz.
Biz de öyle kaldık.
Tam bitmemiş.
Tam sürmemiş.
Yarım bırakılmış bir cümlenin sonundaki suskunluk gibi.
Sessiz.
Kırık.
Ve bu yüzden gerçek.
Sabri ServetoğluKayıt Tarihi : 16.07.2026 15:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!