O mübarek gülüşüne, bin dört yüz asırdır hasretiz Ya Nebi!
Hamzaların cesaretine, Sıddıkların sadakatine,
Hattabların adaletine hasret kaldık.
Ali’nin ilmine, Osman’ın hayasına...
Sizinle omuz omuza, zaferden zafere koşmaya hasret kaldık.
Yüzyıllardır dinmedi gözümüzün yaşı;
Ağrıyor kalbim sensiz ağrıyor
Yüreğim bağrım sensiz acıyor
Göz yaşlarım sel olup akıyor
Ne yapsamda hatcesiz olmuyor
Ağrıyor kalbim sensiz ağrıyor
Allah için sevmeye,
Zalime dünyayı dar etmeye,
Bu canı Hak yoluna sermeye,
Hazır mısın söyle dostum?
Gönüllere girmeye,
Unuturlar seni ey can, unuturlar elbet...
O dar kapıdan, o karanlık menzile girdiğin gün,
Ardında bıraktığın ne varsa silinir gider.
Eşin, dostun feryat eder, gözyaşı döker amma,
Sadece o taşa, musallaya vardığın gün.
Hesap vereceksin Allaha
Akşam olur güneş batar
Mazlumun ahı sizi boğar
Zulmeden hesap verecek
Bir gün Allah’a varınca
Kabul eyle huzuruna geleyim Ya Resulullah
Enbiylar sultanısın şefaat Ya Resulullah
Gönlümün ilacısın derdimin dermanısın
Sen yol rehberimsin şefaat Ya ResulAllah
Gözyaşım akar hasretin Kalbimi yakar
Gözlerimden akan yaşlar, durmak nedir bilmiyor,
Gönül kapım açık kaldı, kara gözlüm gelmiyor.
Hasretin bir ateş oldu, ciğerimi yakıyor,
Sensiz neyleyim, kaderimsin Hatice.
Öyle sevmiştim ki seni, dilde tarif edilmez,
Gelir birgün zalimler ölüm anı
Ateş sarar elbet bir gün her yanı
Huzuruna gelmeye yüzüm yoktur
Ne olur affet benide kadir Mevlam
Kapına geldim kurudu gözyaşlarım
Kanayan yaramsın
Derdime dermansın
Yüreğim de ilacımsın
Şefaat Ya ResulAllah
Şefaat Ya ResulAllah
Kapına geldim sultanım
Kapına kapına geldim
Benim yaralıdır gönlüm
Kapına geldim efendim
Darda kaldım çarem sensin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!