Son günlerde kim konuşsa, dudaklarından dökülen ilk söz: "Evi karıncalar bastı, ne yapsam fayda etmedi."
Ve bir sabah, benim evime de geldiler. Eğildim, sordum onlara: "Ne oldu, bir şeye mi kızdınız?"
Onlar dediler ki: "Biz değil, Allah kızıyor. Biz, kıyamet gününün azabından korkuyoruz. Safımızı belli etmek için Gazze'ye yemek taşımaya gidiyoruz."
Yazarın can çekişi, kalemin insafına bırakılmış ilk sözdür; çünkü içinde dolup taşan mısraların ruhu vardır. Ruhun candan çıkışı sancılıdır; bir kadının doğum yapması kadar aziz ve o kadar acı vericidir. Çıkan ruhun eşsiz olduğu kesindir, ama onu kalem kâğıda doğurana kadar yazar o sancıları çekecektir. Bu kaçınılmazdır. Yazar doğumu ne kadar ertelerse ertelesin, o an yaklaşır.
Yazar başlar yazmaya: ruh sil, umut sil, çaresizlik sil, tutunamamak sil... Olmaz. İçimde biriken her şey kabarır, taşar, patlamaya yaklaşır; fakat kelimeler yetmez. Hepsi kifayetsizdir.
Şöyle solumdan çıkıp gelsen, bütün bu yükü alsan…
Yol alsak beraber, yolun sonuna gelsek.
Her şeyin olup bittiği yolun sonuna gelsek…
Yol mu bizi bittirdi, biz mi yolu bilmesek?
Belki son bakışımız olur, belki ilk ve son çiçek açışımız olur.
Tıpkı talipot palmiyesi gibi; 80 yıllık ömründe bir defa çiçek açıp ölürler.
"Hiçbir çöpümü atmaya kıyamayan ben… öyle soğuttular ki, ömür billah adını dahi duymak istemem."




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!