Dostluk Ağaç gibi su gibi
Dostluk Kalb gibi Beyin gibi
Dostluk, Dostun açken Bir Lokma Uzatmaktır.
Ne Paradır ne puldur dost
Ölüm ve yaşam arasında Sana yardımcı bir eldir
Dur gitme can, daha yeniyim buralarda,
Hem nasıl olur, nasıl sıra gelir bana?
Daha şu karşıdaki çınarın kuru yaprakları yok dallarında.
Durgun sular, berrak değil, derinliğinde gizli bir ah
Unutma geçmişi, gel yanıma, bir adım mesafe kadar yakın
"Ne oldu?" diye sorma, sükûtun kılıcı keskin
Bakışlarınla dokun, dokunamadan yaktığın yaraya
Uzak değil, uzaklığın kendisi bir hicran atlası.
Uzak bir seste çınlar, dağların kalbinden
Nekuz ile Kıyan’ın öyküsü yadigâr
Tatar kılıçlarından sıyrılıp gelen
Bir avuç can, bir kurt ulumasına sığar.
Bir dar geçit saklar onların nefesini
Yıldızların yüzü soğuk,
Güneşin alnı terli,
Dağların bükük beli,
Dünya yükü ağırdır belli.
Gelip geçsin zaman,
Bir sevda var, kökü arşa değen,
Toprağın derinliklerinde yankılanır.
Rüzgâr, sırrını taşır boşluklara,
Kim bilir hangi nefesle yazıldı bu yemin?
Ergenekon’da eriyen demirin öfkesi,
Altaylardan gelen sesle birleşir,
Hangi akşamlar gelip geçti,
Bir sabahın ufkunda gülüşmeleri manzaralamamışken henüz,
Bakışmak denen eylem bir an olsa gözlerimden düşmemişken,
Koca bir metropol sindirmeye çalışıyor seni,
Tozlu,paslı, biraz da yağ kokusu bulaşmış senin oralıyım dediğin diyarlarda,
O kurulan kocaman kocaman hayallerle mücadelem, Eğik kalmalarım, diz çökmelerim, öpmelerim o tanınmadık mechul elleri.
Karış karış memleketim,
Her köşesinde pusuk geçmişim.
Şu köşede çocukluğum,
Şu okul yolunda ayakkabı eskilerim.
Omuzlarında dağlar kadar yük,
Tozu dumana atta gel utanmadan,
Ne yaparsan yap, bir bahane bul,
Kal yerinden, tekrar sar beni.
Gözlerim görmez oldu aramaktan seni.
Utanma bir bahane bul gel,
Toprak kahverengi göz, karanlık kalp,
Bir selam ver yerinden kalkıp,
Bilmem ki yaşı kaç olursa olsun,
Gelene bir saygın olsun.
Gelenler yiğittir, kısma gözlerini,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!