Bugün biraz erken karardı içim.
Saat kaç bilmiyorum,
ama gökyüzü rengine küsmüş gibi.
Ve ben uzun zamandır böyle hissetmemiştim:
Bir şeyler bitecek…
Ama bu kez insanlar değil, günler terk ediyor gibi.
Güneş yarın doğmayacak.
Bunu hissediyorum.
Bir önsezi değil bu; daha çok bir kabullenme.
Hani bazen birinin seni sevmeyeceğini bilirsin
ama yine de beklersin ya...
İşte öyle bir his: olmayacağını bile bile güne bakmak.
Dün biraz umut sakladım kendime, ceplerime tıktım.
Bir gülüşün ucuna tutundum,
belki dedim,
belki döner içimdeki bahar.
Ama olmadı.
Gecenin soğuğu içime işledi,
üşümek bir hava durumu değil artık,
içsel bir gerçeklik.
Ve bu kez battaniye değil, sarılmalar bile yetmiyor.
Belki de bu yüzden doğmayacak güneş…
Çünkü ben de doğmadım bu sabah.
Sadece gözlerimi açtım.
Yaşamakla uyanmak arasında bir boşlukta asılı kaldım.
Kahvaltı yapmadım. Müzik açmadım.
Kimseye “günaydın” demedim.
Çünkü güne uyanmadım.
Çünkü o gün... aslında hiç doğmadı.
Sen varsın diye aydınlıktı her şey.
Senin gözlerinin içindeki o parlak şeydi benim sabahım.
Ama şimdi gözlerin kapalı,
gülüşün sessiz,
varlığın çok uzakta.
Ve ben, karanlığı uzatan bir yokluğun tam ortasındayım.
İnsanlar hâlâ gün planları yapıyor.
Kahvelerini içiyorlar, e-postalarını okuyorlar, trafik lambalarında sıkılıyorlar.
Ama ben bir adım bile atmıyorum.
Çünkü içimdeki zaman durmuş.
Bazen diyorum, bu kadar karanlık olmaz.
Ama sonra hatırlıyorum…
Kimi zaman en uzun geceler sabaha değil, sonsuzluğa bağlanır.
Ve bazı sabahlar hiç başlamaz.
Bazı sabahlar sadece olmamış gibi geçer hayatın kenarından.
Bugün değil mesele.
Ama yarın…
Evet, yarın güneş doğmayacak.
Ve ben ilk kez,
sabahı beklememeye bu kadar hazırım...
Kayıt Tarihi : 27.6.2025 22:25:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!