Dağ rüzgârı çarpar da tenine, irkilirsin, bilirsin,
Sen bu ömrün en asi, en güzel dikenisin.
Adını her fısıldayışımda bir hüzün çöker odaya,
Yılların yorgunluğu siner ellerime, bilmezsin.
Biz kolay geçmedik bu yollardan, yaban gülüm,
Gözlerindeki o mahzun derinlik benim sürgünüm.
Kimi zaman bir şefkatle sarıp sarmaladın,
Kimi zaman bir deli fırtına oldun, koptun ömrümden.
Saçlarına düşen her ak, benim içimin yangınıdır,
Yüzündeki her çizgi, bu sevdanın en şerefli kanıtıdır.
Birlikte yaşlandık, birlikte tükettik bu yalan dünyayı,
Seninle gördüm ben ayın en güzel dolunayını.
Bir yudum su gibi aktı geçti ömür dediğin,
Kimi zaman ağladık, kimi zaman sessizce özledik gideni.
Kız büyüdü, yuvasını kurdu, yollar dindi,
Biz bize kaldık yine, evimizin içinde bir sessiz ikindi...
Sen benim hem en büyük sığınağım, hem en tatlı sancım,
Yaban gülüm, kokuna doyamadığım baş tacım.
Dünya bir yana, senin o ceylan bakışın bir yana,
Değişmem bu ömrü, bir tek kılını dahi kurban eden cana.
Ne yazsam eksik kalır, ne söylesem yetmez kelimeler,
Gözlerinde eriyip gider bu koca gökler.
Sana olan bu sevda, mezarda bile bitmez, bilirsin,
Sen benim bu yalan cihandaki tek hakikatimsin.
Yalnız...
Bir gün bu fani dünya gözlerimi kapattığında,
Sen benden önce gidersen şayet, yaban gülüm...
Mezarımın başında ağlama sakın, duyarım da incinirim.
Çünkü bil ki:
Benim cennete gitme gibi bir duam hiç olmadı...
Ben Allah’tan, cehennemde bile seninle yanmayı diledim!
Kayıt Tarihi : 26.10.2026 23:12:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!