Niyetin yoksa bu gri suratla bile ağlamaya,
Şekersiz lâkin çay hazır.
Gel hasbihâl edelim;
Ben dökeyim sana içimi gökyüzü.
..
İstanbul en deli günlerini yaşıyor sırılsıklam yağmurlar altında, gökyüzü kıskanıyor olsa gerek boğuyor içinde yaşayan herkesi.
An geliyor deli gibi dökülüyor üzerine sırılsıklam ediyor, an geliyor sarıyor ateşi ile yakıyor herbir teni. en kaçak sevişmelerin hüzünleri sarıyor yıldızlar altında yanan ışıkları.
Herkes kendini terkediyor yalnızlaşıyor sokaklarında birer birer. düşe kalka sabahlar oluyor kaldırım taşlarına serilen aşkların örtüleri.
Şimdi öksüz bir sevgilidir istanbul, üzerinde gri bulutlar, içinde susamış yürekler ile..
..
Mevsimler birer med-cezir şu gönlümde
Fırtınalar hırçın mı hırçın, lodos, kasırga.
Gem de vurdu ki gri bulutlar, tropikal iklim
Sanki el niño, çarpıyor gözlerimin kıyılarına.
..
Dünden öncesi gri bir topraktı, ben üstüne çöken pustum
Dün çiçek açacaktım aşka, olmadı, sensiz can susuzdum
Bugün ısırdım dilimi, kilitledim ağzımı, son sözümü sustum...
S.Güler-9.1.2016
..
Grilerin grubunda üretilmiş klon türler,
Tip bir gri türler için durmaz bol bol ederler…
(2012)
..
Gögün mavisi hüzünlü, gri bulutlar örtmüş yüzünü
Kızıl akşamlar düşleyip süslenmeyin ey sevgililer.
Beklemeyin mor geceyi, venüsü, pembe şafakları
Ağıtlarınıza dokunmadan geçen gün mutlu sayılmaz.
..
Kızıllık yarıyor, gri bulutlar pembe renginde
Hazza eriyor akşamlar, başlarken mor geceye
Venüs daha doğmadan ay almış yerini
Parlıyor gümüş renginde, aşkına yaratılan evrende.
..
dudaklarımda cadde artığı
bırakmışım genç ütopyaları
gri sarnıcında birikmişim yüreğinin
karman çorman albümdür yaşanmamışça yaşanmış aşklar isteksiz kapısında evinin
..
Uyan,
Ey gözyaşıyla yüzünü yıkayan
Yan,
Sahteliğinle diz çöker şeytan!
Gri bulutlar kirpiklerimde durur
Bir üfle sevgili onları savur
..
Gelmeyeceksin biliyorum.
Gri bir boşluğu biteviye eliyorum.
Beklemek durmak mı ki?
Düşün bittiği yerlere geliyorum.
..
Gri bir şehrin, kurşini yalnızlığı,,
Belki Aşk, belki Ana'ya bu sızı,,
Kalbi konuşur sussa ağzı,,
Sineye işlemiş yalnızlığın tatsızlığı..
..
Hırpaladılar yeşil dünyamı
Kaynana zırıltısıyla.
O duygusuz beton kafasıyla
Gri duvarların soğuk zalimi.
..
Gri ve kahve.
Kum fırtınası altında öbür renkler
ezilmişti.
Ve rüzgar,
toz bulutundan kırbaç gibi tunç yüzlere
sert çizgiler eklemişti.
Uzak öykülerdi,o masallarda anlatılanlardan.
..
Tansiyondan sandım önce
Etrafımı puslu puslu görünce
Neden sonra farkettim ki
Gri camlı gözlüklerim gözümde...
..
Bazen bir şey olsa derin gri bir sessizliğe bürünse bedenim
ve ben öylece yatarken...
insanların bana dair pişmanlıklarını, hatalarını yakarmalarını izlesem..
Sessiz ve derinden…
..
Müzisyenler temiz çalışır, beyaz
Ressamlar kirli, siyah
Ortası gri, Paul Klee
..
Artık sana baktıkça, görmek istediğim gözlerin benimle olan alakasını kesmiş durumda... Başka şeylerle ilgileniyorsun... Mesela, sağ elindeki kalemle beni çizerken, sol elinde tuttuğun silginin yavaş yavaş beni sildiği gibi... Düşünmem gereken onca şeylerin arasından seni seçmem bir tesadüf olmasa gerek, ki seni sevmemde buna dahil.. Oysa, duymaya çok heveslendiğim bir çift cümleydi 'seni seviyorum'... Bir dilim çikolatanın dudaklarıma bulaşması gibi birşeydi bunu duymak...'Senden'... Belki şair değilim ama onca cümlenin altında senden bahsetmek bile bana kendimi bir nebzede olsa şair hissettirmişti.. Nedenini bilmediğim halde aynı soruyu sorup duruyorum kendime, ki seni saatler öncesinde bir çift göze anlatmış olmam garipsenebilir... Seni tanıdığımdan beri, kelimelerimin aşkla süslenmiş olması güzel olsa gerek, farkındayım aslında bunun.. İçinde sen geçen herşey ömrüme yeni bir tat katıyordu ama ben senin için böylemiydim... Seni seviyorum derken, dudaklarına çikolata bulaşmışmıydı hiç ya da aynaya baktığında kendini gülerken yakalıyormuydun? ... Üç nokta bırakıyorum cümlelerimin ardından, gün ağardığında devam etmeyi düşünerek... Ya mutlu gelir sonu, ya da sol elindeki silgi beni tamamen silmiş olur... 'Gri'
..
Bir kitabın sayfalarında rastgele dolaşırken seni ve beni okuyordum. Adını koymayı bilemediğimiz ama varlığını hep hissettiğimiz gerçekleri ve duyguları. Satırlarda geçtikçe zaman, seni daha çok özlediğimi hissettim. Gözlerim aşiyan ziyaretlerinle buğulanırken bir acıydı hissettiğim burnumun direği sızladı resmen, beynimin içine kadar işleyen bir acıyla. Ölümden geri sayıp, doğumumdan sonraki çocukluğuma geri sayan adımlarla yürürken çaresizlik duygusuydu içime oturan ve aylardır oturduğu yerden kımıldayan. Her kıpırdayışında zehir uçlu dikenler gibi ruhuma batan. Kitapta dizilmiş satırlar “kimseye zarar vermeyen kendimi yaşadığım bir hayat”ı anlatırken ömrümü çepeçevre örmüş hayatın verdiklerine karşılık benden aldıklarıyla hatta hiç vermedikleriyle yüzleştim. Özgür gibi yaşadığımız bu dünyada bir kafesteyiz, ölmeyecek kadar beslendiğimiz ama asla güçlenmediğimiz. Hayatımın üzerinde çizdiğim resimleri adsızlıktan ve griden sen çekip aldın yıllar sonra ve sen şimdi ne kadar uzaksın bana. Her an ruhumdaki akış gibi, ciğerlerimdeki soluk gibi yaşıyorum seni, beynimden geçen her düşüncede, içimde hiç dinmeyen fırtınalarda hep izlerin, hücrelerin var. böylesi bir yakınlığa rağmen uzaklığın, çaresizliğimin adı. Uzaklığın. Ben de hep yarım kalan, asla tamamlanamayan, hep için için yanan rengini, sıcaklığını, varlığını gri küllerin altında saklayan duygularımın adısın sen. Seninle içilmemiş bir fincan kahvenin, yürünememiş yolların, sabaha varmış karanlıkların, çıtır buğusu üzerinde bir ekmekle kapımı çalamadığın günlerin ahı var sessizliğimde. Seni anlattığım, senden korkmadan bahsettiğim seni canım diye çağırdığım günlerin hayali hala içimde yaşıyor. Kaderin, kadersizliği pay biçtiği ömrümde her geçen gün kan kaybetse de çaresizlik bir kaya gibi üzerinde onu ezse de henüz hala yok olmadı. Garip bir duygu bu. Ömrü biçilmiş bir hastanın ümitsizliğinde ölüme yakınlığını hissetmesi kadar gerçek ama ona rağmen korkuları kadar ayakta, dimdik. Tüm anlamsızlara varlığınla anlam getiren sen, çaresizliğin adı olan sen, kendimle buluşmalarımın ve kayıplarımın sebebi sen.
..
İçindeki sesi anlayamazsın ya, gölge gibi salkımlarını yerleştirirse peşi sıra kıtlık.
Boğazında bir şeyler düğümlenir kalır, böyle bir şey olsa gerek umudun ve sabrın bitiş nedeni. Tarifsiz, adı olmayan, günbegün insanın benliğini ele geçiren anlamsızlık duygusu. Kendi şarkılarını ezberlersin. Bildiğin tek nakarat vardır, onu da günlerce sessiz içinden mırıldanır durursun.
An gelir, ömrünün parça parça dağıldığını hissedersin. Birdenbire bir başına kalmanın hezimeti, bir kez daha hayata bağlamaya yetmez seni. Kulak ver, dinle! İçindeki sese inan ya da sokağa çık, bağır! Bir caminin avlusuna sığın, en basiti yeryüzünden kaç! Bir şeylere yandığını sorgulama artık! Aşktan kaç! En orospu, en hoyrat, en bitmiş, en frengili duyguların yalnızlığına sürün! Çünkü bizler, kötü çocuklardık. Gözlerimizdeki gri rengi göremeyecek kadar, özel duygulu. Hevesi kursağında kalmış, kötü çocuklar... Bir kez daha içindeki can sıkıntısına sarıl ve kendini hisset! Sarsıl…
..



