Bazen, göz açıp kapayınca geçer ya zaman,
Bir sessiz sükûnetle eğlenir ya rakamlar…
Duvarda asılı kalan, kopacakken her an;
Yürüyün kavga eden, zıp zıp, muzip gölgeler!
Yağan yağmurla evin gölgesine götürün!
Gökten yere inerken su geçer damlalara.
Odamda didişen benlik, kavgayı bitirin,
Yürümekle meşgul, bürünün adımlara…
Bu gölge serseriler gündüz gece düşlerin,
Tan vaktinde kabaran sahte kabadayısı.
Buyursun güneş, üstüne gölge gecelerin!
Adımlarım giyinmiş karanlık elbiseyi…
Ne çıkar bir gündeyiz, ıslanmış elbiseler,
Taş plakta bir mûsikîye ben misafirim.
Taşınmaz sıska dünya, sırtındaki geceler…
Çok mu yalancısın sen, ben mi çok sahiciyim?
Basamaksız merdivenden anılarla çıkın,
Gıcırdadı cevizin mahsulü lüküs kapı.
Ben mahcup edalı bir ruhla, sense yalnızsın.
Ben ruhumun kabıyım, her yer gölgemin kabı…
Geldim dinçliğini yitirmiş ihtiyar sokak,
Benimle dalga geçen bu gölgeyle gölgeler.
Başucumdan tenime giriveren gölgem, bak!
Aç gizli mahzenini, güneş seni heceler…
Bir mumun alevinde sallansın o mahremiyet,
Aydınlık denen perde ansızın düşüverir,
Sessizliğin koynunda biter elbet eziyet.
Işık söndüğü vakit gölge de aslına döner…
Ocak 1995
Erkan ArslanKayıt Tarihi : 1.08.2015 12:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!