GÖÇ
Ne Sahra'nın kızgın güneşi
kurtarırdı bizi,
Ne Göktürk istilası;
Ne de bir yiğidin parmak
ısırtan cesareti
Büyük göçlerin sonunda
buluşmuştuk
Kılıçlarla kalkanlarla
çıkmıştık savaştan
Bir yerden bir başka yere
göç ederken
Taşınabilir tek varlığındın.
Ve hep kutsal bir cennet gibi
Seni yüreğimde taşıdım.
Ağırlık olmuş muydun
yüreğime?
Hayır!
Ama hep seni korumak için
girmiştim savaşlara
Firavunlar döneminden kalan
O sevdaların çok dışında
Bir çizgiye sarılmıştık.
Ramses'in ırmağı ters
akıtışı gibi.
Ve bunun karşısındaki
İsa'nın mahcubiyetiyim sanki...
Bağışla beni;
Beceremedim sevgiyi,
diyorsun ki, boşa gitti
o savaşlar
Duyuyorum.
Bir kıtadan diyrine,
Bunun için mi çekip gittik?
Sen hep bulmacalarda çıkan
O Endonezya prensesi;
Bense, kırmızı bültenle
aranan bir kaçak.
Kimbilir;
Belkide hak etmemiştim
sevgini
Ferman yazdığım
gözlerine rağmen
Harp malülleri gibiyim.
Atlıların istilasına uğradım.
Ve ben gidiyorum!
Asya'nın keşfedilmemiş ıldızı
Tarih yazmak sana kalsın
Artık yalnız başına
gireceksin savaşlara
Cesaretine güveniyorum.
Bu göçten dönemeyebilirim.
Severek terkediyorum seni...
Kayıt Tarihi : 30.12.2001 17:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!