Göğe anlatamadığım bir suskunlukla
sindim kendi boşluğuma…
Bir zamansızlık tiryakisi gibi
aşkı, içimin kıyamet eşiğinde içiyorum.
Şule, bir çöl değil artık...
Şule, içimde küllenmemiş bir evren yasıdır.
Ben ki
sesin düşmediği bir mağaradayım—
ne çınlıyor dua
ne yankı buluyor kalbimden dışarı…
Seninle konuşmayı çoktan unuttum.
Artık yıldızlara bakarken susuyorum…
ve susmak, aşkın en kanayan halidir.
Sana tutunan ellerim
kendi suretinden kopmuş bir sure gibi
kayıp,
hiçbir ayete sığmayan bir karanlıkla büyüyor.
Ey her hecesiyle beni zehre çeviren vuslatın
ben seni
görünmeyen bir secde gibi sevdim.
Ne toprağımda yeşeren bir izdin
ne de göğsümde çiçek açan bir sabır…
Sen vahiyden düşmüş bir gölgeydin bana,
Ben dilini yitirmiş bir harf.
Kendimi kaybettim
gözlerinin izdüşümünde—
şimdi ben, aynalara küsmüş bir zamandayım.
Sırtımda taşıyorum
suskunun şarapnelini.
Ey gönlümde geceye mühürlenen…
Ben seni
rahminde hiçlik büyüten bir zaman gibi sevdim.
Her nabzımda biraz daha sustu hayat,
biraz daha ben oldum yoklukla.
Sen bana
bir "ol" sözü gibi değil,
"unut" fısıltısıyla geldin.
Ben seni
gül değil,
gölge olarak taşıdım içimde.
Ve şimdi
kıyamı sığmayan kelimelerden uzak bir rüzgârım.
Gecenin tüm hüznünü
boğazımda bir mühür gibi taşıyorum.
Senden kalan
yalnızca
bir yıldızın ölmeyi seçtiği o son ışık…
Bir gün,
kalbinin unuttuğu yerden
benim adım geçerse
bilsin ki;
orada bir çöl
gül açmayı reddetmiştir.
............................
Örtündüm ey aşkın kıblesi Züleyha,
Simanla yırtıldı ay,
Kirpiklerinden akarken geceye suretim,
Bir lahza düştüm arşa,
Ve arş, senin sükûtunla konuştu.
II.
Kül bastım ben de
Yaralı çağların omzuna
Zaman kırıldı,
Kâinatın kalbi tekleyen bir nabız oldu içimde
Seninle çarpan,
Seninle duraklayan...
III.
Tamah ettikçe yokluğuna
Zerrem küreye döndü
Ve sevdanın zehriyle
İçimde başak verdi hicran
Ben ki, aşkı yaktım
Ve küllerimle dua ettim sana.
IV.
Ey gönlümün Züleyha’sı,
Her “ah” bir sema,
Her sitem bir yıldız parlaması
Kaybettikçe benliğimi,
Tatlandı hasretin…
Acıdan bir cennet inşa ettim sana.
V.
Zümre sitemlerimde boğuldu
Gökkuşağının ilk harfi,
Tazip firar etti tebessümlerimden
Ama en derin tebessüm
Senin sessizliğindeydi…
VI.
Ayan oldum sevdaya
Makber gibi suskun
Hududuna iltica ettikçe
Kalbim, seni
Zamanın kendisi sandı
Ve sonsuzlukla nikahlandı.
VII.
Mefhum yitirdi nefes
Ama senin adınla
Gülistan oldu içimdeki çoraklık
Gah sevda, gah hışım
Ama hep sen...
VIII.
Bitir artık manasızlığımı
Ey varlıkla yokluk arasında suskun duran
Ruhumu tefsir et
Zemzem gibi ak üzerime
Ve kaldır rafa yorgunluğumu
Çünkü bu kıyım
Ancak senin sesinle durur.
IX.
Katran kesilen avazlarda
Saydam hislerimle
İkra et sancağını
Nurunu indir göğsüme
Topraktan doğdum
Ama sana secdeyle
Yükselirim.
X.
Gülüşlerin
Ruhumda cennet hükmünde
Ve ben
Sana muâşık değil
Sana muallim rüyaların kuluyum.
XI.
Ey gönlüm Züleyha’sı
Yüzünle iklim değişir
Sükûtunla mevsimler yön değiştirir
Kalbine yazdığım ayetlerle
Aşkın vahyine tanığım artık…
XII.
Sök kalbimi ey Züleyha
Vasiyetim sensin
Adımı telaffuz ettikçe
Kabuk bağlayacak içimdeki tufan
Ve o tufan,
Sana kavuşmadan dinmeyecek...
XIII.
Zamanın aynasında
Bir yarık kaldı
Senin gözlerinden sızan
Ve ben,
O yarığın içinden
Kendimi doğurdum tekrar...
XIV.
Ey gönlüm Züleyha'sı,
Bir sana asude
Bir sana secde
Ve bir sana feda
Bu kalbin kıyamı...
..................................
Tetkik evveli suretinden sarktı zaman
Nefsim nehrine düşürdüm senli rüyaları
Karanlık kirpiklerinden süzüldü nûr
Ay, simanda can çekişti…
Ve ben,
Nefsini kaybeden bir sure
Ruhumdan yandım, kül bastım yaralarıma.
Zamanın eşref vakti
Kalbimin en sızılı âyetinde
İncinmiş bir nebi gibi
İsmini mırıldandım.
Ey gönlümün Yusuf’u…
Kuyulardan topladım sevdanın zehrini
Ve zerreye yazdım:
“Bu vuslat yoklukla büyür.”
Hasretin, secdeye durmuş bir sükût
Ve ben, her kıyıma adını harladım
Yokluğunla tatlandım
Zehre dua ettim…
Nefsini inkâr ettikçe ruhum
Yusûfî bir sabırla ördü hilâli
Aşkın şemsi tutuldu gözlerimde
Firak, sustu tebessümlerimden
Ey gönlümün Yusuf’u
Ben sana biat ettikçe
Zaman kalbimi makbere çevirdi…
Nefes, mefhumunu unuturken
Zerrelerimden gülistanlar kuruldu
Bir yanım sevda
Bir yanım inkâr
Benliğimde vahiysiz bir melek
Kalbimde eksik bir anlam
Gel de
Ruhuma tefsir ol…
Ey gönlümün Yusuf’u
Sök kalbimi
Ve yerine suskunluğunu yerleştir.
Bu sükût
Bu yakarış
Bu kıyımsız kıyamet
Senin gözlerinden arda kalan
bir dua kırıntısıdır.
Feragat et beni benden
Azat et gamdan
Ve son kez
Gamzelerine göm beni
Şifa bil firakın kefaretini.
Sancıyla irticalar kurduk semaya
Her yıldız
Senin yokluğunda yetim
Ey gönlümün Yusuf’u
Maksadım muâşaka değil
Ama gülüşlerin
ruhuma cennet niyetine farzdır…
Kalu beladan kalbime hükmün indi
Tebessümünle yandı çöl
Ve ben,
İsmine semah tutan bir yakarışla
Bütün kıtaları içime çalkaladım
Narına biad ettim
Hazan, bahara sürgün oldu…
Ey gönlümün Yusuf’u
Artık melûl bakma
Kırıldı gönlüm aynası
Sükûtun susturdu nabzımı…
Sevdan nüzul oldu
Gözyaşım âyet
Bir lahza tahrif edilmedi adın
Sarı gül gibi işlemişken şakağıma
Kalbimiz helaldi birbirine
Ama
Zaman, bizi haram etti
Yokluğunun prangası
Ruhuma hâkim
Ey gönlümün Yusuf’u
Zatürreyi gamdan azat eyle
İsmimi kalbine hıfz et…
[11:45, 22.05.2025] Fatma Ercan Fide: Tetkik evveli suretinden sarktı zaman
Nefsim nehrine düşürdüm senli rüyaları
Karanlık kirpiklerinden süzüldü nûr
Ay, simanda can çekişti…
Ve ben,
Nefsini kaybeden bir sure
Ruhumdan yandım, kül bastım yaralarıma.
Zamanın eşref vakti
Kalbimin en sızılı âyetinde
İncinmiş bir nebi gibi
İsmini mırıldandım.
Ey gönlümün Yusuf’u…
Kuyulardan topladım sevdanın zehrini
Ve zerreye yazdım:
“Bu vuslat yoklukla büyür.”
Hasretin, secdeye durmuş bir sükût
Ve ben, her kıyıma adını harladım
Yokluğunla tatlandım
Zehre dua ettim…
Nefsini inkâr ettikçe ruhum
Yusûfî bir sabırla ördü hilâli
Aşkın şemsi tutuldu gözlerimde
Firak, sustu tebessümlerimden
Ey gönlümün Yusuf’u
Ben sana biat ettikçe
Zaman kalbimi makbere çevirdi…
Nefes, mefhumunu unuturken
Zerrelerimden gülistanlar kuruldu
Bir yanım sevda
Bir yanım inkâr
Benliğimde vahiysiz bir melek
Kalbimde eksik bir anlam
Gel de
Ruhuma tefsir ol…
Ey gönlümün Yusuf’u
Sök kalbimi
Ve yerine suskunluğunu yerleştir.
Bu sükût
Bu yakarış
Bu kıyımsız kıyamet
Senin gözlerinden arda kalan
bir dua kırıntısıdır.
Feragat et beni benden
Azat et gamdan
Ve son kez
Gamzelerine göm beni
Şifa bil firakın kefaretini.
Sancıyla irticalar kurduk semaya
Her yıldız
Senin yokluğunda yetim
Ey gönlümün Yusuf’u
Maksadım muâşaka değil
Ama gülüşlerin
ruhuma cennet niyetine farzdır…
Kalu beladan kalbime hükmün indi
Tebessümünle yandı çöl
Ve ben,
İsmine semah tutan bir yakarışla
Bütün kıtaları içime çalkaladım
Narına biad ettim
Hazan, bahara sürgün oldu…
Ey gönlümün Yusuf’u
Artık melûl bakma
Kırıldı gönlüm aynası
Sükûtun susturdu nabzımı…
Sevdan nüzul oldu
Gözyaşım âyet
Bir lahza tahrif edilmedi adın
Sarı gül gibi işlemişken şakağıma
Kalbimiz helaldi birbirine
Ama
Zaman, bizi haram etti
Yokluğunun prangası
Ruhuma hâkim
Ey gönlümün Yusuf’u
Zatürreyi gamdan azat eyle
İsmimi kalbine hıfz et…
Son rüyamda
Kirpiklerime hülyan çiçeklendi
Sök kalbimi
Yerleştir göğsüne
Ve telaffuz ettikçe adımı
Kabuk bağlasın hasretim…
Ey gönlümün Yusuf’u
Rağbet et ömrüme
Çıra gibi yakma beni artık
Azad et…
Gölgene gölge oldum
Vakit küsuf
Gönlümün gönlüne hicran…
Mateme büründüm
Ve son kalan heybemde
Sadece
Amed’ine sığınmış bir dua var
Sadece
Sana asude
bir kalp…
Ve ben her gün sana şiir doğurdum kalbinden Yusuf
Ömer Altun 2Kayıt Tarihi : 22.5.2025 11:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!