Egonun (benciliğin) en temel işlevi, hayatın korunması ve hayatın o ego için sürdürülür olmasıdır. Hayat kendi üzerine kısır döngülü oluşla kapalı. Dışa ihraç yapmak ve dıştan en az dış dünya olacak şekilde ithaller yapar. Kendisini çevrede ve fondan ayırıp, koparışla; etkiyen etkilenen görece bilinçli öznedir.
Ego bu iki ilke için her şeyi göze alır. Tekil olgularda ego, hayatın kendisi demektir. Egonun dışındaki hayatlar, temelde egonun öyle pek umurunda olduğu bir şey değildirler. Bu tekil egoya göre umurda olunmayan şey de evrensel olanın tekillikler üzerinde bencilce neşvü nema bulduğu kesikli (görece) sürekli (genel-evrensel) oluşla hayat bulmanın çeşitlenmesidir.
Yaşam, tekil (kesikli) egonun dışında oluşla, tekil egodan çok çok büyüktür. Tekil ego kendi dışındaki yaşamlar kadar büyük düşünüp, büyük oynayamaz. Bu insanın sosyal özne kadar; insanın toplumsal öznel bilinç kadar düşünüp oynayamaması gibidir. Çeşitliliğin oynadığı ve düşündüğü belirmelerin toplamı, yaşamın akışı ve ana yaşamın kendisidirler.
Bir insan yaşamı, bir karınca benliği, bir çayır çimen florası, bir bakteri kültürü vs. hepsinde yaşamın tekil oluşla türsel çeşitlilikti tekil formları iken; bu çeşitlilik formlarına baktığımızda yine tekil veya tek olan ego kişilerini yani biyolojik bireyleri görürüz.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta