Gün zayıftı, yeterince gülümsemedi, omuzlarında gitti yabancı temizlikçilerin... Griler öne çıktılar, susmadık, öyküler bıraktık yaşayanların arasında. Hafızaları kaplayan keskinlik... Onların ülkesinde yalnızca birer yudum almıştık sonbahardan, diğer armağanlara hiç dokunmadan. Ne çok sarılmıştık birbirimize. Ne çok sevmiştik... Tarih küçülmek zorundaydı. Doğu ve batı oluyorduk ışık hızıyla çoğalırken. Resimlerinin altında yoksul ateş bekçisiyim bugün. Nerelere uzanabilirim okumaklarla, düşünmeklerle geçmeyen zamanlarda? Nasıl konuşabilirim duvarların ötesinden? Unutuyorum, her şeyi unutuyorum senin varlığından başka... Uyan artık sular çekilmeden, uyan ne olur. Gömülsün şeytanların çöplüğü, kapansın acılı bekleyişler. İşkence adasında hazırlık, kumsalda uzayan cehennem zincirleri ve içimde açılan güneşin göz rengi sayfalar... Son gemiye bir adım kaldı, kendimi ele geçirmek için. Haykırsam en yükseklerinde yeryüzünün, rüzgarın çiçekleriyle buluşsam ve infazını mırıldansam acılarımın. Ne değişebilir ki? Tanrılar bile mutsuz, kaygılı. Her yolun başında kıyamet sancıları ve her saniye fırlayan felsefe tohumları. Gel sen sığınakta şiirler oku, gel sen gök mezarlığında yüreğini soğut.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta