Eminönü Karaköy arası bir kafes.
Onlar farkında değil;
Haliç ağlıyor.
Gözler, can burun kara boncuk;
Bıyıklar beyaz tel ışık.
O yağlı beden çatlamış;
Olmuş kara bir kayış.
Ah ah kurumuşlar!
Onlar o an yüzeceklerdi;
Siren kayalıklarında;
Orak adasında;
Maviliğin cam göbeğinde;
O eşsiz maviliğin berrak sularında.
Eşlik etmeye Vasilis’in küreğine,
Çaka Bey’in yelkenine.
Kardeşler, söyleyin nedir bu çektirilen acılar?
Eminönü, bir kafes;
İçi dolu;
Foça’dan esir alınmış foklar.
Görürseniz ağlayamazsınız;
Çok farklı duygular fışkırır bağrınızdan.
İskelede, sahneyi çeken;
Seyreden;
Foça’dan kafese koyup getiren;
Hepsi hepsi oradaydılar.
O günlerden geldik bugüne;
Bugün de gidiyoruz nerelere?
Hala deniyor, denizde bir nesne;
Halbuki, o anasının kucağında;
Yatıyor kovuktan yuvalarında.
Kaç fok kaldı geriye?
O küçük mağaralarda;
Atatürk adasının arkasında.
Yüzüp giden;
Metelikte tam bir turun ardından;
Mersinakilerde soluk soluğa;
Bizim değil onların Yelkenkaya’sına.
Kayıt Tarihi : 28.2.2026 20:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
21 Şubat 2024. Geçmişten gözlerimin önüne ve içine düşen bir siluet.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!