1952 yılında Artvin’e bağlı Şavşat ilçesinde dünyaya gelmiştir. Yetiştiği yeri doğa harikası olarak tanımlayan Biber, bu bölgede okuma oranının çok yüksek olduğunu belirtmiştir.
Annesini ve babasını küçük yaşlarda kaybetmiş ve belli bir yaşa kadar halasının yanında yaşamıştır. Yüksekokul mezunu olan ozanın mesleği öğretmenliktir.
İlk şiirini öğretmen okulundayken ‘Malazgirt Zaferi’ konulu şiir yarışmasına katılmak için yazan Biber, yarışmada üçüncülük kazanmıştır. Öğrenciliği boyunca yazmaya devam etmiş; ancak bu şiirlerini biriktirdiği defter, okuma yazma bilmeyen bir yakını tarafından yakıldığı için bugüne ulaşamamıştır. “Defterle beraber yazma isteğimde kül oldu” diyen Biber, uzun yıllar sadece çok etkilendiği olaylar için almıştır kalemi eline.
2008 yılında bir şiir sitesine üye olmasıyla düzenli yazmaya başlamış ve kısa sürede büyük ilerleme kaydetmiştir.
Bunu da:
‘Hapsettiğim duyguları
Saldım işte yazıyorum.
Ellisinden sonra şair
Oldum işte yazıyorum.’ dizeleriyle ifade etmiştir.
Doğduğu bölgede ‘Âşıklık geleneğini devam ettiren birkaç büyüğü olduğunu ve onları dinlemenin büyük haz verdiğini dile getiren Biber’in bu geleneğin içerisinde olmasının yetiştiği çevreyle de alâkalı olduğunu söyleyebiliriz.
Rüyaya ve badeye inanmadığını söyleyen Biber, sadece ilhamla uykudan uyandığı zamanların olduğunu belirtmiştir.
Fatma Biber; geleneksel usta-çırak ilişkisi içerisinde yetişmemiş; fakat şiire ilk başladığı yılda ustalardan uyarı ve yardımlar almıştır. Çırakların ustasına bağlılığı, geleneğin tüm detaylarının öğrenileceği bir öğrencilik sistemi olarak tanımladığı âşık koluna kendisi mensup değildir. Mahlası Biber olan ozan, bu mahlası soyadından esinlenerek almıştır.
Genelde koşma tarzında şiirler yazmış, bunun yanı sıra nazire yazmanın da özel zevklerinden olduğunu dile getirmiştir. Yazdığı şiirleri ilk haliyle bırakmayı tercih etmiş, ilk halinde duyguların çok daha coşkulu göründüğünü dile getirmiştir. Ancak ustaların “Şiiri demlendir” sözü üzerine şiirleri üzerinde değişlik yapmaya başlamıştır.
Yazdıklarını kaydeden Biber’in şiirleri çeşitli antoloji ve dergilerde ve gazetelerde yayımlanmıştır. (Doğulu Halk Şairleri Bekir Karadeniz-Orhan Bahçıvan, Kara Mavi Yayınları Aralık 2009- Mart 2010,Yöresel Kültür, Tanıtım ve Sanat Dergisi, Artvin Şavşat, Aralık 2009, Bir Demet Şiir-Ahmet Ayaz Zemge Yayınları-Seçki Dizisi, Nisan 2009) 08 Artvin Gazetesi, Kumru Edebiyat Dergisi.
“Sevdiğim” isimli şiiri Orhan Bahçıvan aracılığıyla Gökhan Ataman tarafından bestelenmiştir.
Sevgim sana sicim sicim yağarken
Çıkıp keşke ıslansaydın sevdiğim
Yıldızları birer birer sağarken
Şu göğsüme yaslansaydın sevdiğim
Güneş olup eritmeyi isterdim
Her derdinden arıtmayı isterdim
Gücüm katıp yürütmeyi isterdim
Bir gün bana süslenseydin sevdiğim
Tek varlığım yüreğimi gönderdim
‘Çekip gitme yüzün beri dön’ derdim
‘Sensin artık canımdan da ön’ derdim
Duyduğunda seslenseydin sevdiğim
Alevlere döner idi külümüz
Bülbüllere döner idi dilimiz
Ayrılmazdı asla bizim elimiz
Sevdam ile beslenseydin sevdiğim
Kuralıyla yazan, her konuya değinen, yaratıcı ve duygu veren herkesi üstad kabul etmiş, buradan hareketle tarzını Karacaoğlan ve Yunus Emre’ye benzetenler olmuştur.
Saz çalmayı bilmediğini ve gelenek içerisindeki âşık atışmalarına katılmadığı; ancak internette şiir sitelerinde bu atışmaların düzenlendiğini ve onlara katıldığını dile getirmiştir.
Bir ozanın atışmaya davet etmesi üzerine;
“Ustalar ustası bir çağrı yapmış
İcabet etmemek, kırmak yakışmaz
Tanrı’nın izniyle, ozanlık kapmış
Nazlanıp, yokuşa sürmek yakışmaz” dizelerini yazmıştır.
Geçmişteki âşıklarla günümüz âşıkları kıyaslandığında, bugünün âşıklarının olanaklar ve teknik açısından daha iyi durumda olduğunu, onların daha geniş kitlelere ulaşabildiğini belirtmiştir. Bunun için en önemli etken teknolojidir. Teknolojinin âşıklık geleneği üzerinde olumlu etkilerinin çok fazla olduğunu dile getiren Biber, kendiden bir örnek vererek “Şiir siteleri, şiirlerimin bugün bu düzeye gelmesinde büyük rol oynadı” demiştir. Ayrıca günümüzde açılan şair kafeleri’nin de etkisinden bahsetmiş, bu kafelerin gençlere şiiri sevdirdiğini, şiir yazma, kendini ifade etme yeteneği kazandırdığını, şiir yazanların da kendilerini bu yolla geliştirdiklerini söylemiştir.
Âşıklığı Tanrı’nın armağanı olarak nitelendiren Biber, bu yetiye sahip olanların araştırma ve incelemelerle kendilerini geliştirmelerini, çevresine halk şiirini sevdirmeye çalışmalarını, amatörlerin yetişmesinde yardımcı olmalarını, yeteneğini sergileyememiş olanları keşfedip edebiyatımıza kazandırmaları gerektiğini söylemiştir.
Köylerimizde adını duyuramayan büyük yeteneklerin varlığından bahseden Biber, devletin bilimsel araştırma projelerini desteklemesiyle bu değerlerin ortaya çıkarılacağını ve böylece eserlerinin kayıt altına alınacağını dile getirmiştir; çünkü bu eserlerin kaybı halk şiirinin de kaybı olacaktır.
Kaynak:
'Sazın Ve Sözün Sultanları - Yaşayan Halk Şairleri 5
Gazi Kitabevi - Mayıs 2011
Ezgi Bolçay
Gazi Üniversitesi Halk Şiiri Araştırma Görevlisi
Dipnot-1
Daha Sonra Bestelenen Şiirlerim:
Küstüm Sevdiğim (Tekfûri)
Özledim Seni (Tekfûri)
Devlet Baba Duy Beni (Tekfûri)
Beni Yine Sever Misin (Tekfûri)
Gelin Canlar Bir Olalım (Tekfûri)
Seni Bekleyi Bekleyi (Tekfûri)
Dipnot-2
Bu kitap hazırlanmaya başladıktan sonra Orhan Bahçıvan ‘BÜLBÜLAN’ mahlasını verdi. Yakınlarımın ricası ve kendi isteğimle köyümün adını tercih ettim ve ‘Bülbülan’ mahlasımı ‘MERYALI’ olarak değiştirdim.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




-
Şükrü Metin
Tüm YorumlarSelamlar fatma hanım bugün şiirlerinize gözattım harikaydı vallahi öncelikle takdiredilmesi gereken şairlerdensiniz ilhamınız bereketli olsun ben şükrü metin malatyalıyım nacizane bende birşeyler karalıyorum ama sizin şiirlere nazaran şiirlerim çok ham
eee benimde çok pişmem gerekiyor galiba is ...