Mistik semt, üsküdar ile bakışımlı, varlık nedeni ana rahmine düştüğü gece, can veriyorlar, kim büyümek ister oynamak varken pek oynayacak yer de yok ya, sonra cennetine gidecek, cennetime gideceğim sonra ama gözümü açtığımda, köşebaşı manavı, cirozlar asılı, bir demet maydanoz, anne unutmuş, usul usul kaldırımdan gidip alacak, her şey kocaman, şimdi ise küçücükmüş meğerse diyorum ya da limon, salata hep olmalı babanın en sevdiği, benim de, hemen arkası bostan, istanbul’un bostanları, büyümek kolay mı, kasap bakkal manav, küçük kardeş gelmiş, bir sabah ayak ucunda, kıskanıyorum galiba, başka türlü olamazdı, daha tek hanelerdeyim, dokuz bile olmamışım, sonra ne çok bakacağım ona, sanki oğluma alışıyorum.
Hep ölümlere geliyor, bu kez büyük amca, tabutun ardında, kızıyor kendine; yetişemiyorum amcamın son nefesine, pişmanlık, çok severdi beni, tevazu, babamla birlikte ikisi ne çok şey öğretmiş.
En son ne zaman geliyor, eski istanbul, doğduğum semt, zaman dört nala giden beyaz at, beyaz ölüm olmalı belki beyazlar içindeki bir kadın, aile mezarlığı, en son kim için gelinecek, bencil soru, en son gelinen kendisiyse bilemeyecek; hiç bilemeyeceğim!
Bir tabutu taşımak için dört adem olmalı.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta