Eşik(diyalog) Şiiri - Alonedark Alonedark

Alonedark Alonedark
116

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Eşik(diyalog)

(Erkek): Bakışlarında dumanlı bir kış hazırlığı var yine, Sanki bavulunu toplamış da gitmeyi unutmuş gibisin. Anlatsan diyorum; şu odanın sessizliğini bozsak mı? Çay soğudu, akşam çöktü, biz hala aynı dizedeyiz. Sadece susmak yetmiyor bazen, sessizlik de yalan söyler. Hatırla, duvarlara astığımız o eski resimleri; Gülüşlerimiz o zamanlar ne kadar da gürültülüydü, Şimdi fısıltımız bile duvarlardan çarpıp geri dönüyor bize. Ben mi eksildim sende, yoksa sen mi bende çoğalmaktan korktun? Yılları saçlarına tek tek ben ekledim sanıyordum, Oysa her beyazda benim biraz daha silindiğimi fark etmedim.

(Kadın): Gitmeyi bilmediğimden değil, kalmanın yükünden yoruldum. Sen kelimeleri birer zırh gibi kuşanırken üstüne, Ben çıplak ayakla cam kırıklarında yürüyorum. Sessizlik dediğin, söylenmemiş sözlerin cenazesidir aslında. Çoğalmak, bazen kendini kaybetmektir, anlamıyor musun? Ben senin gölgende bir saksı çiçeği gibi solmaktan yoruldum. Sen beni severken bile, aslında kendi sevgini seviyordun. Bir ayna tutuyordun bana, kendinden başkasını görmüyordun orada. O siyah-beyaz resimler, renklerini bizden çaldıkları için o kadar netler. Sen hatıraları kutsuyorsun, bense şu an nefes alamıyorum.

(Erkek): Peki ya o cam kırıkları benim kalbimden dökülüyorsa? Sana ulaşmak için kurduğum her köprü neden yıkılıyor? Rüzgarı suçlamak kolay, fırtınayı biz yarattık oysa. Gözlerime bakmıyorsun, sanki orada bir yabancı oturuyor. Eğer gölgem ağır geldiyse, güneşi önüne sermediğimden değil, Güneşin kavurmasından korkup seni sakındığımdandır. Şimdi o saksı çiçeği dediğin kalp, neden bu kadar uzağa bakıyor? Seni hapsettiğim dediğin o bahçe, benim tek sığınağımdı; Ben o bahçenin duvarlarını sen gitme diye değil, Dünya seni incitmesin diye ördüm, ellerim kanayarak.

(Kadın): Yabancı değiliz, biz birbirini çok iyi tanıyan iki gurbetiz. Sen bir liman düşlüyorsun, bense açık denizlerin feryadını. Ellerini uzatıyorsun ama parmakların buz kesmiş, Isınmak için yaktığın ateş, önce beni kül ediyor, görmüyor musun? Ufukta, senin vaat etmediğin bir özgürlük var artık. Beni koruman, aslında beni hapsetmendi; fark etmedin. Kapıları kilitlemedin belki ama kalbinin labirentinde kaybolmamı izledin. Yaralarımı seviyorsun diyorsun, ama onları iyileştirmiyorsun; Sadece kanamasını izleyip şiirler diziyorsun üstüne. Aşk, birinin yarasını seyretmek değil, onunla beraber kanamaktır. Sen şairliğine aşıksın, benim sızıma değil.

(Erkek): Görüyorum... Bir yangının ortasında el ele tutuşmaya çalışıyoruz. Ama kül olmak da bir yeniden doğuş değil midir bazen? Dışarısı kurtlar sofrası sevgilim, dışarısı unutanlar şehri. Seni benden başka kim bu kadar kusurunla, bu kadar yaralarınla sever? Gitmek, bir çözüm değil; sadece bir kaçıştır kendinden. Ben senin limanındım, fırtınada sığınacağın tek kuytu köşe... Yarın uyandığında bu tavanın boşluğunu kiminle dolduracaksın? Sokak lambaları seni benim gibi tanımaz, yollar adını sormaz. Şimdi gemilerini kendi elinle mi ateşe veriyorsun? Sır sırdaşını terk eder mi hiç? Yarım kalan şarkı söylenir mi?

(Kadın): Gemileri yakıyorum çünkü o liman artık beni boğuyor. Sokak lambaları adımı bilmesin, yollar beni tanımasın, ne çıkar? En azından kendim hatırlarım kim olduğumu, senin sıfatlarından arınarak. Senin sevgin bir mühür gibi basıldı ruhuma, nefesim kesildi. Eksilen biz değiliz sevgilim, eksilen zamanın içindeki masumiyet. Şarkılar bitince ne kalır geriye? Sadece yankı... Biz o yankının bile uzağına düştük, birbirimizin sesini duymaz olduk. Söylediğin her "biz", aslında sadece koca bir "ben"den ibaret artık. İyileşmek için gitmem gerek, senin şefkatinin zehrinden kurtulmam gerek.

(Erkek): Belki de haklısın... Kelimeler bazen hislerin önüne geçiyor. Ben seni yazarken seni kaybetmişim, mısralara boğmuşum gerçeği. Ama bu şiir bitince, bu oda boşalınca ne kalacak elimizde? Yarım kalmış bir çay, sönmüş bir soba ve iki yabancı gölge... Cesaret dediğin, kalıp savaşmaktır oysa; her şeyi yıkıp geçmek değil. Demek kar yağıyor... İzlerimizi kapatacak kadar beyaz, demiştin. Ellerim hala kapı kolunda, bir kelime daha bulsam kalır mısın? Hayır, bulamıyorum... Dilimdeki bütün sözcükler az önce istifa etti. Git... Ama giderken arkana bakma; çünkü bakarsan, Burada bıraktığın enkazın altında senin de ezildiğini görürüz.

(Kadın): Tarih bizi değil, ıskaladığımız o küçük anları yazacak. Kapıyı aralık bırakma, ya tamamen kapat ya da ardına kadar aç. Çünkü yarım kalmışlıklar, tam olan vedalardan daha çok can yakar. Beni bekleme, çünkü beklenen her şey bir beklentiye dönüşür. Hoşça kal demiyorum; çünkü biliyorum, her giden bir parçasını burada bırakır. Kar soğuk değil, asıl senin bu kabullenişin üşütüyor beni şimdi. Sonunda maskeler düştü, şiirler bitti, geriye sadece biz kaldık. Işığı söndür artık, bu hikayenin perdeleri iniyor. Söz bitti, yol başladı; geri kalan her şey sadece gürültü.

(Erkek): Işığı söndürüyorum... Karanlıkta her şey birbirine benzer. Belki o zaman yabancı olmayız birbirimize. Güle güle git... rüzgarın arkandan essin.

(Kadın): Işık söndü. Yol başladı. Nokta kondu.

Alonedark Alonedark
Kayıt Tarihi : 27.1.2026 07:50:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!