Ölüm bir derin çukur, ince uzun düğümdür.
Ölüm kâfire hüsrân, mü'mine son düğündür.
Dönüp baksan aynaya göreceğin bir çamur.
Ne zümrüt, ne pırlanta; güzellik sâde hamur.
Nefsime ağır gelir yıkanıp etmek secde,
Unuturum ne yazık, kuşlar secde etmekte.
Seherde çağlar âlem, ben uyurum döşekte,
Sızlamaz zerre kalbim, her gün böyle ölmekte.
Hisleri yara ruhum, nefsime kin güdmekte.
Sanma ki sen gidince rüzgâr meltemden esti,
Çöle çaldı toprağım, gönül hayalperestti.
Lâl oldu sanki dilim, aklıma geldi yüzün.
Gönlümü hasretinle sarıverdi hüzün.
Baharım gözlerinde bulduğum o neşeydi.
Ruhumda bir ihtiyar sükuneti var benim.
Bakma güldüğüme, içim hep ağlar benim.
Dünya bir imtihândır,
Dönüp isyân eyleme!
Zaman dolu bir tastır,
Döküp isrâf eyleme!
Elimdeki gençliği rüzgâr uçurduğunda,
Avucumdan koparıp göğe kaçırdığında,
Anlayacağım eksiksiz bâtındaki esrârı,
Gönlümü en başından yakıp yıkan efkârı.
Yıkılsın istiyorum bu zalim dünya,
Ömrü daha varsa da artık sonu gelsin.
Beddualarım değsin toprağa, suya.
İnsanlık ve nefsim nankör, bilinsin.
Ne kadar susup kandırsam kendimi,
Hayır kimde ise yâren ol âna,
Şer ile dost olup çektirme câna.
Her kimi tanır isen dostunu sor,
Çün olur her gönül dostundan yana.
Neylersin davaperest bir amelle toprakta?
Sana küfredenlere bu sükutun niyedir?
Refahını görüyorum üstündeki yaprakta,
Döktüğüm şu gözyaşı sen de gittin diyedir.
Kulağımda bir sadâ aksediyor dünlerden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!