Karmin lambanın düğmesine uzandı,
şeker pembesi,
camgöbeği,
en çok da safran sarıya boyandı oda.
çok bekletmedi mücevher kutusunu,
yarı edepsiz yarı masum fuşyaları,
kulaklarında çiçekler açtı akça pakça gerdanında.
vakti zamanında afili bir beyden armağandı,
sedef buse karşılığında.
doksanlık bedenine geçirdi yetmişlik gelinliğini,
biraz da makyaj, saçları unutmadan.
geçti erkeğinin karşısına:
“istiridye kabuğum,
bonbon şekeri sevgilim…
savrulduğun cennet,
değdiğin ruhlar büyülemiş olmalı seni.
ama uyan artık.”
içi doldurulmuş bebek erkeği,
gözleri işporta malı kaplan gözleri,
kalbi buzdan pamuk,
ama elleri özbeöz kendi elleri,
modaydı bir zamanlar,
için boşaltıldığı gibi doldurulması da bilinirdi.
amma velakin ses etmedi oğlan.
hiçbir tüccarda ses bulunmazdı.
“bazen cansız dudakların kapımı çalıyor,
mucizeye bak,
minik kaplumbağalar çarpıyor kuma.
biz geldik.
aç bize kapını deniz.
Engelleyemiyorum.
küçük bir kız düşüyor parmaklıklardan.
dizinden akan kan bakire hikayemize damlıyor.
adi gözlerinle bak,
görebiliyor musun?
prenses yüz kere taradı saçlarını.
beyaz atıyla geldi prens.
mutluluk onların cenneti…
göremiyorsun göremezsin.
yine halıya düşmüş sağ gözün.
lanetler okumalıyım,
kokuna,
bir zamanlar ağzımda eriyen diline,
ruhumu arsızca cehenneme iten sesine,
gör bak pek bohem efendilere gideceğim,
açacağım bacaklarımı pek gamsız
ya da yeşil battaniyeyi örtmeli üstüne.
insan insana benziyor,
“ten tene benzemiyor artık”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!