Dünya gurbetinde bir derin yara,
Vuslatı olmayan yollar aşk imiş.
Ermek değil niyet, düşmek narlara,
Dili lâl eyleyen haller aşk imiş.
Göz göze gelmeden yanmak derinden,
Oynatmak kalpleri dünya yerinden.
Geçmezse ruhumuz can cevherinden,
Menzili olmayan kullar aşk imiş.
Unutulmaz kılan, hasretin tadı,
Maşukun bağrında saklıdır adı.
Bulamazsa gönül asıl Murad’ı,
Kuru bir gürültü, küller aşk imiş.
İki can arası örülen duvar,
Sanma ki bu yolda bir tek vuslat var.
Kavuşmak dediğin nefse bir hisar,
Aşılmaz dağlarda beller aşk imiş.
Gözyaşı dökülür, rahmet sararır,
Aşkla yanmayan kalp paslanır, kararır.
Kul kendi içinde O’nu aratır,
Gözden süzülen o seller aşk imiş.
Mecnun’u çöllere düşüren o sır,
Leyla’da Mevlâ’yı gördüğü asır.
Eğer ki bu sevda kalırsa kısır,
Hakk’a uzanmayan diller aşk imiş.
Vuslatı erteler bizzat Yaradan,
Ta ki kul çekilip gitsin aradan.
Kurtarıp ruhunu aktan, karadan,
Sonsuza uzanan eller aşk imiş.
Beşeri sevdayı bir köprü eyle,
Yan ki pişesin sen bu kor ateşle.
Gönül kafesini yıkarak söyle,
Sükût deryasındaki diller aşk imiş.
Aşk bir imtihandır, sabırla pişen,
Menzile varmadan yollara düşen.
Dünyalık arzusu gönülden düşen,
Mevlâ’ya yönelen yeller aşk imiş.
Murat’ım, son durak O’nun kapısı,
Aşk ile kurulur ruhun yapısı.
Ezelden ebede mülkün tapusu,
Hakk’ın rızasındaki güller aşk imiş.
Kayıt Tarihi : 30.1.2026 20:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!