Güneş doğarken serinlik verir,
Dağ uykudadır, taş sabırla susar.
Ama batarken,
Eksik bir yamak gibi kalır gökyüzü,
İçine sinmeyen bir vedadır bu.
Derya deniz…
Mahsuller suskun,
Kabuklu caniler bilir nasıl saklanır,
Nasıl korur kendini her dalgada.
Yapmacık eller utanır sonunda,
Yeşil bir mont asılı kalır
Eski bir kapının paslı çivisinde.
Ve sahile vurur yunuslar,
Ne geviş getirir ne selam eyler.
O kadar deniz aştı,
Bir seni bulmadı yunus.
Yaşamım,
Avuçlarından ince bir su gibi kayıp giderken,
Bir asa iner, deniz yarılır
Ama geçitten geçerken boğulur içimdeki Musa.
Bu aşk,
Beni de yakar seni de.
Kavurur, küle çevirir.
Nefis, gözünü doyurmaz,
Hep mi ister insan?
Hep mi?
Yolculuk başlar denizi geçtikten sonra.
Bitmeyen istekler,
Kıvılcımlanır şehvetin karanlık odalarında.
Dünyasında arzunun,
Kapılmışım güzellikler abidesine.
Elimi tutanı unutmuşum,
Kendi ellerimi bile.
Bir marangoz gibi başlar işler,
Tahtadan umut yontulur.
Bir ömürlük mucize
Sanki bir gece ansızın gerçekleşir.
Ölüler dirilmeye benzer,
Dirilerse birer ölüye…
Kör olmuşlar,
Görmez olmuşlar,
Kalpleri mühürlü.
Ve hiç bitmeyecek bu döngü.
Ben bu döngünün neresindeyim?
Sen neresindesin?
Bize sadece oturup ağlamak mı kaldı?
Kayıt Tarihi : 5.2.2026 23:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!