İstanbul. Sarıyer... Büyükdere.
Dostlar! Nasıl anlatmalı?
Nubar Terziyan'ı...
Pazar günü aynı anda çalan çanı
ve okunan ezanı...
Bir başka "Pazar"
Hani! Şu kurulanı..
Pazarcıların kurdukları
Tabaklar ve türlü türlü otları
Bilmez şimdi gençler:
Rokaları, Karahindibaları.
Ebegömeci, kuzukulağı ve
Peynirin hasını
Mislerin kokusu idi;
Taze çilek ve malta eriği,
demek gelmişti bahar!
Çocuklar koşmalı, Sevmeli Bahçesini..
Bostanını,
Bağını,
Sorsak mı, yeni şehirli nesillere:
Bağı, Bostanı?
Görmüşler midir sahiden, oralarda ne yetiştiğini..
Yahu! Üzüm demiştim geçenlerde.
Üzüm! Üzüm!
Bağda yetişeni. Peynir ve sıcacık ekmek ile yeneni.
Anlamadı beni kız! Bağdan ne kastettiğimi.
Tabi, soramadı!
Bostanda yetişenin üzüm olmadığını.
Dikkat! Kırmayacaksın bardakları..
Takmayacaksın pazarcıyı peşine.
"Rızkıdır Adamın!" Söyleyeceksin babana, annene.
Ödeyecek bedeli ne ise!
Helalleşecek...
"Müze açıktır. Gezelim çocuklar ile!"
Görmeliler...
Bilmeliler...
Tarih ne demek? Vesika ne demek? Merak, öğrenmek, sorgulamak,
Mumya ne demek diye.
Sonra denize girerler.
Küçük yaşta bilmeliler yüzmeyi.. Su üstünde durmayı..
Gemi mi bunlar!
Elbet öğrenecekler! Bata çıka, yuta yuta denizi, deryayı..
Mayolar slipti;
İnsanlar ise sahi... ve tabii.
Duyardık ara ara güneşlenirken şu kişinin başına güneş geçmiş diye...
Çapari yapılır daha hala..
Mayıstır, mevsimidir.. olur sabah ve akşamları.
Öğlen vurmaz... At-çek olur.
Nasip değildir istavrit on bir-dört arası...
Çağrı Tongur
Kayıt Tarihi : 15.08.2026 18:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)