Dilinde bin mazeret, gönlünde koca bir set,
Bana her adımın yük, her sözün bir esaret.
"Yorgunum" dediğin an, biter bende metanet,
Meğer sevdan sahteymiş, gözlerin bir işaret.
Bana gelince yolların hep yokuş, hep uçurum,
"Yorgunum" dediğin yer, benim son durduğum durum.
Bin bir bahane dizip, kurarsın bin bir kurum,
Oysa ben her sözünde, kendimi vurdururum.
Bana gelince felçsin, dizlerin tutmaz olur,
Yalanın o isli rengi, hemen yüzüne vurur.
"Yorgunum" dediğin an, bende dünya durur,
Meğer senin gururun, sadece bana kudurur.
El kapısı çalınca, sanki can gelir tene,
Koşarsın arsızca, o en sahte nedene.
Bin yıllık yorgunluğun, uçar gider bir güne,
Lanet olsun kalbimdeki, şu bitmez kör düğüne.
"Seviyorum" derken sen, zehirli bir oktur dilin,
En çok bana kalkıyor, o bükülmez sert elin.
Yabancıya gülistan, bana hep kışın selin,
Tükenmiyor içimde, sana kurduğum gelin.
Bana yokuş olan yollar, el için dümdüzleşir,
Senin sevdan dediğin, ihanetle sözleşir.
Bendeki bu yaralar, sayende kangrenleşir,
Ruhumdaki bu enkaz, ancak seninle eşleşir.
Masken düştü nihayet, bakma öyle yüzüme,
İnanmam artık senin, o boyalı sözüne.
Kendi ellerinle bastın, tuzu benim közüme,
Girme artık bir daha, bu harabe gözüme.
Herkesin her şeyiydin, bir tek benim olamadın,
Gönül soframda durdun, bir kez karın doymadın.
Garip Murat tükendi, sen bir türlü doymadın,
Hayatında her şey oldum; bir "önceliğin" olamadım.
Kayıt Tarihi : 30.1.2026 19:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!